Mısır’ı Besleyen Düşünce

Mısır büyük ilim adamları ve düşünürleri yetiştirmiş bir iklimdir. Mısır halkı zıt fikirler ve olayların imtihanından geçmiş bir halktır. Hiç şüphesiz bu badireyi de atlatacak, Batılı şer güçlerin bütün desteklerine ve suikastlarına rağmen, özgür İslam toplum ve devleti yolunda bir adım daha atacak ve dünyadaki kardeşleriyle beraber davasında onurla ilerleyecektir.

 

İslam’a göre yasama yetkisi bütünüyle Allah Teâlâ’nındır. Bu mana bizde “hüküm Allah’ındır”, “Hakimiyet Allah’ındır” şeklinde förmüle edilmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’in  ifadesi de aynen böyledir: “Hüküm ancak Allah'a aittir.”(Yusuf 40)

 

Ayet-i kerimenin devamı şöyledir: “O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

 

Bu ayet-i kerimelerin , “ictimaî edebî tefsir ekolünün” hala aşılamayan en güzel örneği olarak dünyada en çok beğenilerek okunan tefsirlerinden birisinin yazarı olan Mısır’lı Seyyit Kutup şöyle söyler:

 

“Hüküm koyma yetkisi, sadece ve sadece Allah'ın olmalıdır. İlahlığının her şeye egemen olması gereğince hüküm, sadece Allah'a özgüdür. Zira egemenlik tanrılığın niteliklerindendir. Egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren, ister bir birey, bir sınıf, bir parti, ister bir grup, bir ulus, isterse uluslararası bir örgüt şemsiyesi altında tüm insanlar olsun- uluhiyyetin/tanrılığın nitelikleri noktasından- herkesten önce Allah'a savaş açmış demektir.

 

İlah olmanın baş niteliği durumundaki egemenlik noktasında yüce Allah'a savaş açan ve egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren her kim ve kurum, yüce Allah'ı apaçık bir biçimde inkâr etmiştir. Böyle bir kimsenin imanını kaybettiği noktasında dinin kesin hükmü için, sadece bu ayetteki ifade bile yeterlidir!

 

Kişiyi dosdoğru dinin çerçevesinin dışına çıkaran, ilah olmanın baş niteliği konusunda Allah'a savaş açmış bir konuma getiren böylesi bir iddia için, sadece putperestlikte tek bir kalıp yoktur.

 

Bir başka deyişle böylesi bir iddiaya kalkışan kişinin ille de, "Sizin için, kendimden başka bir tanrı tanımıyorum!" ya da -tıpkı Firavun gibi açıkça- "Sizin en yüce rabbiniz benim!" demiş olması şart değildir. Sadece, Allah'ın şeriatını egemen kılmayıp, bir kenara iterek, yasaları başka bir temele dayandırmak, ya da sadece Allah dışında egemen konuma gelmiş makamdakileri, otoritenin kaynağı olarak görmek, kalbiyle buna böyle iman etmek bile, bu türden bir iddiaya kalkışmış bir konuma düşmeye yeterlidir. Bunu yapan, tüm uluslar ya da bir grup insan bile olsa, durum değişmemektedir.

 

İslâm sisteminde ümmet, kendisine bir yönetici seçerek ona Allah'ın hükümlerini uygulama yetkisini verir. Ancak bu, yasalara meşruluk kazandıran egemenliğin temelinde ümmetin bulunduğu anlamına gelmez. Tam tersine egemenliğin kaynağı sadece Allah'tır. Ne var ki, İslâm araştırmacılarından bile pek çok kimse, hükümet eden, yani yöneten ile otorite kaynağını birbirine karıştırmaktadır.

 

İnsanlar bir bütün olarak, hakimiyet/egemenlik, yani hüküm koyma hakkına sahip değildirler. Bu hak sadece, bir olan Allah'a aittir. İnsanlar sadece, Allah'ın bildirdiği hükümleri uygulamak durumundadırlar. Allah'ın şeriatında yer almamış bir hükmün ne doğruluğu söz konusudur, ne de meşruluğu! Doğru olan, sadece Allah'ın koyduğu hükümlerdir.”

 

Günübirlik olayların oyalamalarından bakışlarını asıl hedeflerine kilitlemesini bilenler, bunun sevinci ve kıvancı içindedirler. Tümsekler, engeller ve kahpe darbeler vardır, ama yarınların elbette bizim olduğunu bilmenin verdiği iman ve dinamizmle bu tekerlek bunları da aşacaktır. Biz buna imanın aşkıyla gözyaşları içinde Mısır’a ve tüm dünyaya haykırıyoruz:

 

Vur kazmayı dağa Ferhat,                                                                                                    Çoğu gitti, azı kaldı.

 

Tüm Yazılar