İslamiyat Kategori
Adalet

Adalet, herkese hakkını vermektir.Bunun içine, “suç işleyene cezasını vermek” de girer.Bilindiği gibi İnsanların temel hakları ve hürriyetleri vardır. Toplum içinde bunlar bireylere eşit olarak verilip uygulanırsa, bundan sevgi, kardeşlik, birlik, barış ve huzur doğar. Zıddı ise zulümdür. Kur’an’a baktığımızda görürüz ki Allah(cc.) adaleti emreder: ” De ki: "Rabbim adaleti emretti ; her secde yerinde yüzünüzü Ona doğrultun; dinde samimi olarak Ona yalvarın. Sizi yarattığı gibi yine Ona döneceksiniz.”(A’raf, 29.)  “Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasaklar. Tutasınız diye size öğüt verir”(Nahl, 90.)

Allah adaletli olanları sever: “Adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever.”(Hucurat,9.)  “Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever”(Maide, 42.) 

Hakimlere adaletle hükmetmelerini, sevgi veya rüşvetle haksızlık yapmamalarını emreder: “Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür.”(Nisa,58.) “Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahidler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun; bu, Allaha karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allahtan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden haberdardır.”(Maide,8.) “Ey İnananlar! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin; ister zengin, ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.”(Nisa, 135.) 

Sözleşmelerin adaletle yazılmasını, ölçü ve tartılarda adaletin korunmasını ister:”Ey İnananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir katip doğru olarak yazsın; katip onu Allahın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allahtan sakınsın, ondan bir şey eksiltmesin.”(Bakara,282.) “Ey milletim! Ölçüyü ve tartıyı tamı tamına yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."(Hud, 85.)

Sevgili Peygamberimiz(sav.) de hayatında adaletin timsali olmuştur. O, başta yargı olmak üzere ev, çarşı, devlet işleri, hatta harp meydanları gibi hayatın her alanında hep adaleti gerçekleştirmek için koşmuş ve konuşmuştur.İşte yargıdaki hassasiyeti: "Kadı üçtür: Biri cennetlik, ikisi cehennemliktir. Cennetlik olan, hakkı bilip öyle hükmedendir. Hakkı bilip hükmünde bile bile adaletsiz davranan cehennemliktir. Halka câhilâne hükümde bulunan da cehennemliktir." (Ebu Dâvud, Akdiye 2, (3573).) "Kadı zulmetmedikçe, Allah Teâla onunla birliktedir. Zulme yer verdiği zaman onu terkeder, artık şeytan onunla beraber olur." (Tirmizi, Ahkâm 4, (1330).)

İşte O’nun adaletini ortaya koyan bir taplo: Hz. Aişe (ra.) anlatıyor: "Hırsızlık yapan Mahzumlu kadının durumu Kureyşlileri fazlasıyla üzdü.
 
“Bu kadın hakkında Resûlullah (sav.) nezdinde kim bir şefaatte bulunabilir?" diye adam aradılar. 

“Bu işe, sadece Resûlullah (sav.)ın çok sevdiği Üsâme İbnu Zeyd (ra.) cüret edebilir" dediler. Üsâme huzura çıkarak, Resûlullah (sav.)a şefaat talebinde bulundu. Efendimiz: 
-Allahın özel olarak belittiği kanunlardan (hadlerden) birinde şefaat mi taleb ediyorsun?" diye çıkıştı. Sonra kalkıp cemaate şu hitabede bulundu: 

- Sizden öncekileri helâk eden şey şudur: İçlerinden şerefli birisi hırsızlık yaptı mı onu terkedip ceza vermezlerdi. Aralarında kimsesiz zayıf birisi hırsızlık yapınca derhal ona cezayı uygularlaedı. Allaha yemin olsun! Muhammedin kızı Fatıma hırsızlık yapmış olsa, mutlaka onun da elini keserdim."(Buhârî, Hudud 11, 12, 14, Şehâdat 8, Enbiyâ 50, Fedâilu1-Ashâb 18, Megâzî 52; Müslim, Hudud 8, 1688; Tirmizî, Hudud 9, (1430); Ebü Dâvud, Hudud 4, (4373, 4374); Nesâî, Sârik 5, (8, 74, 75).)

İltimas, adam kayırmak demektir. Temelinde haksızlık yattığından, zulümdür.İnsanlar arasındaki  güven duygusunu yıkar, sevgi ve yardımlaşmayı yok eder.İltimastan kaçınmak gerekir.Bunu sağlayacak ise, çok güçlü bir Allah inancı ve adalet duygusudur. Yoksa insanlar akraba, eş dost veya aynı partiye, derneğe, cemaata bağlılık gibi, yada tam tersi, bazılarına duyulan kin, nefret ve düşmanlık gibi duygularla veya çıkar ilişkileri sebebiyle her zaman adaletten ayrılabilir, iltimas, adam kayırma veya rüşvet gibi çirkinliklerle zulme düşebilir. Ama Allah’a ve öldükten sonra dirilip O’nun huzurunda hesap vermeğe samimiyetle inanan insan, yukarıda yazılan ayetlerin uyarmasını dikkate alır ve adaletten ayrılmaz.
Ancak, şefaat ve arabuluculuk anlamında bir iltimas daha vardır. Burada, kimsenin hak ve hukukuna tecavüz etmeden, iyi ve yararlı işlerde, bilmeyenlere yol göstermek, hakkını arayamayan zavallılarla ilgilileri bir araya getirmek iyi bir iştir.Bir yardımseverlik örneğidir.Kur’an  bu aracılığı değerlendiriyor: “Kim güzel bir işte aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verir.”(Nisa, 85.).
Rüşvet, adaletin katillerindendir.Bilindiği gibi rüşvet, başkalarının olan  bir menfaatı haksız olarak ele geçirmek için, yetkili kişilere çıkar sağlamaktır. İki taraf için de haramdır, ayıptır, rezalettir, skandaldır. Allah’ımız şöyle buyurur:” Bir de aranızda mallarınızı batıl sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günah ile yemek için, o malları hakimlere rüşvet olarak vermeyin.”(Bakara, 188.)
Bu âyet idarî, hukukî ve sosyal bir çok dertlere dermanı içermektedir. Temiz bir toplumsal hayatın başlama noktasıdır. Bunlara riayet eden insanlar, esaret bağından kendilerini kurtararak mutluluklarla yaşarlar, zalimlerin pençelerine düşmezler. Ancak adaleti gerçekten uygulayabilmek, nefsi terbiye ve tezkiye ettirecek iman, ibadet, helal ve haramlar ile ahlakın kıymetini bilmek ve onu güzel bir şekilde eda edip "nefs-i mutmainne" makamını elde etmekle mümkün olur.Anlaşılıyor ki, rüşvetin belinin kırılması ancak dindar ve adil toplumlar için mümkündür.
Resulullah(sav) Efendimiz, “rüşveti alanın da verenin de Allah(cc.) ın rahmetinden uzak olacağını” söylemiştir. Kamu görevlileri, kendilerine ait işleri yaparken ücretlerini zaten almaktadırlar. Ayrı bir ücret, hediye, bağış ve benzeri şeyler rüşvet yerine geçeceği için haramdır. 
Rüşvet veren insan, demek ki kanunsuz bir iş yaptırmak istiyordur. Bir yerde kanunsuzluk olduğunda, aslında kendisinin zarar göreceğini bilen akıllı insanlar, rüşvete düşman olurlar.