İslamiyat Kategori
Cömertlik Ve Îsâr

Cömertlik kişinin, Allah(cc.) ın kendisine verdiği nimetlerden kendisinin de başkalarına seve seve Allah(cc.) için verebilmesidir. Bundaki amaç, Allah(cc.) ın rızasını kazanmaktır.Böyle iyi niyetli bir kulda zaten şefkat ve merhamet duyguları gelişmiş olduğundan onlar başkalarına, özellikle de yoksullara, kimsesizlere, çaresizlere karşı cömert olur, Allah yolunda infak eder, ihtiyacı olanların ızdırabını gidermekle huzur bulurlar.

Cömertliğin zıddı cimriliktir. Allah(cc.) ın hiç sevmediği ve Cennetinden uzak ettiği bir kötü huydur. Allah(cc.) buyurur ki: “Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.Onlar ki hem kıskanır, cimrilik ederler, hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve Allahın kendilerine lütfundan verdiği nimeti gizlerler. Biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık.(Nisa, 36-37.) Yine: ”Ey iman edenler! İnfakı gerek kazandıklarınızın, gerek sizin için yerden çıkardıklarımızın temizlerinden yapın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olamıyacağınız fenasını vermeye yeltenmeyin. Biliniz ki, Allah sadakalarınıza muhtaç değildir ve hamde, şükre ve övgüye layık olandır.Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfundan ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allahın lütfu geniştir. O herşeyi bilendir.”(Bakara, 267-268.)

Resûlullah (sav) buyurdular ki: "İki haslet vardır ki bir müminde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlâk."(Tirmizî, Bir 41, (1963).H.)

Ancak verirken bile ölçülü olmalı, malın tamamını verip de kendisini ve ailesini dilençi durumuna düşürmemelidir. ”Elini boynuna asıp bağlama (cimri olma), hem de onu büsbütün açarak  saçıp savurma (israf etme); aksi halde kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın.(İsra, 29.)                   Cömert adam, verdğinden bir karşılık beklemez.Zaten bir çıkar endişesi ile veya gösteriş için yapılan iyiliklerin hiçbir ecri  de yoktur. Bu konudan “sadaka” bahsinde söz edilmişti.

Resulullah(sav) Efendimiz cömertlikte yağmur gibiydiler.”Yok” dedikleri yoktu. Olursa verir, olmazsa söz verirdi. Kendisine geleni bir gün bile bekletmez, dağıtırdı. Abdullah İbnuş-Şihhîr (ra) anlatıyor: "Resûlullah (sav) Elhâkümüt-tekâsür sûresini okurken yanına geldim. Bana: "İnsanoğlu malım malım der. Halbuki âdemoğlunun yiyip tükettiği, giyip eskittiği ve sağlığında tasadduk edip gönderdiğinden başka kendisinin olan neyi var? (Gerisini ölümle terkeder ve insanlara bırakır."(Müslim, Zühd 3, 4, (2958); Nesâî, Vesâya 1 (6, 238); Tirmizî, Tefsir, Tekâsür, (3351).)

Resulullah(sav) Efendimiz hem alan, hem de veren açısından sadakanın azımsanmamasını, cömert olmak için de zenginliğin beklenmemesini emrederdi: Bir rivayette de: "Sizden kim, bir yarım hurma ile de olsa ateşten korunabilirse, bunu yapsın buyurmuştur.(Buhari, Zekât 10, 9, Menâkıb 25, Edeb 34, Rikâk 49, 51, Tevhid 24, 36; Müslim, Zekât 66-67, (1016); Nesâi, 63, (5, 74-75).)

Ebu Hüreyre (ra.) anlatıyor: "Bir gün: "Ey Allahın Resülü! dendi, hangi sadaka daha üstündür?.denildi. Buyurdular ki: "Fakirin cömertliğidir. Sen, bakımıyla mükellef olduklarından başla."(Ebu Dâvud, Zekât 40, (1677).)

  İşte onun sık yaşadığı olaylardan birisi: Hz. Cabir (ra.) anlatıyor: "Resulullah (sav.)a üstü başı yok, ayakları çıplak, sadece kaplan postu gibi çizgili bedevi peştamalı -veya abalarına- sarınmış, kılıçları boyunlarında asılı oldukları halde hepsi de Mudarlı olan bir grup geldi. Onların bu fakir ve sefil halini görmekten Resulullah (sav)ın yüzü değişti. Odasına girdi tekrar geri geldi. Hz. Bilâle ezan okumasını söyledi. O da ezan okudu, sonra kamet getirdi.Namaz kılındı. Efendimiz (sav) namazdan sonra cemaate hitabetti ve:

-Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratıp, ondan zevcesini halk eden ve ikisinden de pek çok erkek ve kadın var eden Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allahın ve akrabanın haklarına riayetsizlikten de sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir" (Nisâ 1) ayetini okudu. Bundan sonra Haşir suresindeki şu âyeti okudu: "Ey insanlar, Allahtan korkun. Herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allahtan korkun, çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır" (Haşr 18).

Resulullah sözüne devamla: "Kişi dinarından, dirheminden, giyeceğinden, bir sa buğdayından, bir sa hurmasından tasaddukta bulunsun. Hiçbir şeyi olmayan, yarım hurma da olsa mutlaka bir bağışta bulunmaya gayret etsin" buyurdu. Derken Ensârdan bir zât, nerdeyse taşıyamayacağı kadar ağır bir bohça ile geldi. Sonra halk sökün ediverdi, herkes bir şey getirmeye başladı. Öyle ki, az sonra biri yiyecek, diğeri giyecek maddesinden müteşekkil iki yığının meydana geldiğini gördüm. Resulullah (sav.) memnun kalmıştı, yüzünün yaldızlanmış gibi parladığını gördüm. Şöyle buyurdular: "İslamda kim bir hayırlı yol açarsa, ona bu hayrın ecri ile, kendisinden sonra o hayrı işleyenlerin ecrinin bir misli verilir. Bu, onların ecrinden hiçbir şey eksiltmez de. Kim de İslâmda kötü bir yol açarsa, ona bunun günahı ile, kendinden sonra onu işleyenlerin günahı da verilir. Bu da onların günahından hiçbir eksilmeye sebep olmaz.(Müslim, Zekât 69, (1017); Nesâi, Zekât 64, (5, 75 - 76).)

İsar, kendisi de muhtaç iken bir şeyi ihtiyacı olana gönül hoşluğu ile vermektir.Din kardeşini kendisine tercih demek olan isar, cömertlikten de üstün bir huydur.Allah Müslümanların bu ahlakına şahitlik yapıyor: “Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir.”(Haşr, 9.)

 Bu ayetlerin iniş sebebi olarak anlatılan şu olaylar, isarı ne güzel açıklar: “Bundan başka Buharî, Müslim, Tirmizî, Nesaî ve daha başkaları Ebu Hureyreden şu rivayeti nakletmişlerdir: 

"Resulullah (s.a.v)a bir adam geldi, "Ya Resulullah! "Bana zaruret isabet etti" yani açlıktan dermansız kaldım." dedi. 

Resulullah (s.a.v) yakınlarına haber gönderdi, ancak onların yanlarında hiçbir şey bulunmadı. Bunun üzerine Hz. Peygamber, 

"Bu adamı bu gece misafir edecek kimse yok mu? Ki Allah ona rahmet buyursun." dedi. 

Derhal Ensârdan bir zât -ki Ebu Talhâ olduğu zikredilmiştir- ayağa kalktı "Ben Ya Resulullah" diye cevap verdi. Ve hemen adamı alıp evine götürdü. 

Sonra da hanımına "Resulullahın misafirine ikram et" diye tenbihde bulundu. Hanımı, "Vallahi benim yanımda bir kız çocuğumun yiyeceğinden başka bir şey yoktur." dedi. Kocası da ona, "O halde kız çocuğu akşam yemeği istediği zaman onu uyut, kandili de söndürüver, Resulullahın misafiri için biz bu geceyi aç geçiştiriverelim." dedi. Ve gerçekten öyle yaptılar.(Karanlıkta misafir yemeğin azlığını fark etmedi. Onlar da yiyormuş gibi ellerini sofraya uzatıp ağzlarına götürüyorlardı.) Sonra o misafir, Resulullahın yanına vardı ve ona, "Bu gece Allah falan ve falandan son derece hoşnut oldu." dedi. Allah Teâlâ da onların hakkında bu âyeti indirdi. "Kendilerinde bir ihtiyaç olsa bile, onları kendilerine tercih ederler."      

Hakim, İbnü Merdeveyh ve Şuabda Beyhakî, İbn Ömerden (r.a) şöyle rivayet etmişlerdir: "Resulullahın sahabilerinden birine bir koyun başı hediye edildi. O da, "Kardeşim falan ve ailesi buna bizden dahafazla muhtaçtır." dedi ve hediyeyi ona gönderdi. O da bir başkasına derken bu suretle tam yedi ev dolaştı ve nihayet yine öncekine dönüp geldi. Bunun üzerine âyeti nazil oldu."      Bunlar, yalnız âyetin iniş sebebiyle ilgili rivayetlerdir. Yoksa Ensâr ve Ashâbın böyle nice başkalarını kendilerine tercih örnekleri vardır. Hatta Ensârdan iki karısı bulunanlar, karısı olmayan muhacirlerin evlenebilmesi için, karılarından birini terk bile etmişlerdi. Yermuk savaşında şehidler arasında son nefesine gelmiş yaralıların, kendilerine verilen bir yudum suyu bile yanında inleyen arkadaşları arasında nasıl dolaştırdıklarını tarihi bir olay olarak Akif Safahatında ne güzel tasvir etmektedir.” (Elmalılı Hamdi Yazır.)