İslamiyat Kategori
Doğruluk


Doğruluk kalbde, niyette,iradede, azimde, işte, kendine ve diğer insanlara karşı, dinin yararlı isteklerini icra ile görevlerini güzelce yapmaktır.İyi ve istikamette olmak, kimseyi aldatmamaktır. Yalana dolana tevessül etmemektir.
Doğruluk, iman ve asaletin gereği yüce bir erdemdir ve her zaman fayda getirmiştir. Bazen doğruluk, şimdi bazı zararlara sebep olsa bile, sonuçta daima yarar ve sevinç doğurur. Yalan ve dolan, hile ve aldatma, bazen peşin faydalar, küçük kurtulmalar getirse bile, sonuçta muhakkak utanma, mahcup olma, rezalet ve skandallara ve büyük zararlara sebep olur. Onun için Allah(cc.) daima doğruların yardımcısıdır.
Doğruluk sadece dilde kalmamalı, kalbe, işe ve ilişkilere de yansımalıdır.Doğruluk güven getirir.Güven ise hem büyük bir sermaye, hem de her kazancın temelidir. Onun için doğru olanlar, hayatlarında daima güven, huzur, kar ve kazanç içindedirler. Sonları da eğer inananlardansa Cennet olur. Çünkü “doğruluk Cennete, yalan, Cehenneme götürür.” Her Müslüman, her zaman okuduğu “Fatiha Suresi” ile Allah(cc.) tan sürekli “doğru yola iletmesini” istemektedir. Doğru olmayanlar doğru yolda kalamaz, bir gün mutlaka sapıtan ve gazaba uğrayanlardan olurlar.
Allah(cc.) Peygamberine doğruluğu emrediyor: ”İşte bundan dolayı emrolunduğun gibi doğru ol! Beraberindeki tevbe edenler de (doğru olsunlar). Aşırı gitmeyin! Muhakkak ki O, bütün yaptıklarınızı görüp durmaktadır.”(Hud, 112.)
Bu ayetin tefsirinde Elmalılı şunları söyler:”Sen her hususta doğruluk ile emrolunmuş bulunuyorsun. Ve senin, her işte Kurânda emrolunduğun gibi, sıratı müstakim üzere tam bir doğrulukla hareket etmen ve her hususta aldığın vahye uyman, Kurân ahlâkı ve ahkamı uyarınca hareket edip bilfiil canlı bir doğruluk örneği olman gerekmektedir ki, hakkında hiçbir şüpheye ve tereddüde yer kalmayacaktır. Doğruluğun ve dürüstlüğün senin peygamberliğine ve başarılı olmana en büyük delil ve belge olacaktır. Bundan dolayı sen sana karşı çıkanların laflarına bakma, onları Allaha havale et de gerek müminlerle müşterek olan inanç ve amele ilişkin genel görevlerinde, gerek özellikle peygamberlik görevleriyle ilgili olarak yalnızca sana ait olan özel görevlerinde tam emrolunduğun gibi, hakkıyle doğru ol, doğruluktan ayrılma! Şu halde sûrenin baş tarafında "Belki sen, sana yapılan ithamlardan dolayı, sana vahyolunanların bazısını terkedecek olursun ve bundan da üzüntü duyarsın" (11/12) geçtiği üzere vahyolunan emrin yerine getirilmesi ne kadar ağır olursa olsun; ne o emrin tebliğinde,ne de icra ve uygulamasında hiçbir engelden yılmayarak emrolunduğun gibi dosdoğru olmaya devam et.
Abdullah b. Abbas demiştir ki:  “Bütün Kurân içinde Resulullaha bu âyetten daha ağır ve daha çetin bir âyet nazil olmamıştır: Ve bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Hud Sûresi ve benzerleri beni ihtiyarlattı" ve bazı rivayette "Beni Hud Sûresi ihtiyarlattı." buyurmuştur.”
Bu gün yaşayarak görüyoruz ki her alanda başarı ve kazanç, tabi ki sonunda mutluluk, doğrulukla gelmektedir. Özellikle çağımız prensipler ve imaj çağıdır.Bir isim, bir marka, ortaya koyduğu güvenilirlikle bizatihi kazanç sağlamaktadır. Bu kazanç önce dünyada yaşanan, sonra da ahirette devam eden bir kazançtır: "Gerçekten Rabbimiz Allahtır." deyip, sonra da dosdoğru olanlara gelince, onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.İşte onlar Cennetlikdirler, yaptıklarına karşılık orada ebedi olarak kalacaklardır.”(Ahkaf, 13-14.)
Sevgili Peygamberimiz(sav.) de doğruluk üstüne şunları söylemiştir: "Sıdk insanı birre (Allahı razı edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allahın indinde sıddik (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalan da kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sorunda Allahın indinde yalancı diye kaydedilir."(Buhari, Edeb 69; Müslim, Birr 102, 103, (2606, 2607); Muvatta, Kelam 16, (2, 989); Ebu Davud, Edeb 88, (4989); Tirmizi, Birr 46, (1972).)
"Sana şüphe veren şeyi terket, emin olduğun şeye ulaşıncaya kadar git. Zira sıdk (doğruluk) kalbin itminanıdır, yalan şüphedir."(Tirmizi, Kıyamet 61, (2520); Nesai, Eşribe 50, (8, 327, 328).)
  Öyleyse, peygambere bile yapılan bu doğruluk çağrısından öncelikle müslümanlar nasibini almalı ve her işlerinde, herkese karşı doğru ve dürüst olarak inananların imajını daima yüce tutmalıdırlar. Hiçbir müslümanın “papucu dama atılmamalıdır.”