İslamiyat Kategori
Selam

Selam sağlık, selamet, esenlik, huzur, emniyet ve barış ifade eden bir kelimedir ve aynı zamanda Allah Tealanın isimlerinden biridir.Bir birleriyle karşılaşan insanlar, bir dostluk, bir yakınlık, bir güven ifadesi olarak sözlü selam verir veya işaret ederler.Nitekim “selamı sabahı kesmek” demek, küsüp konuşmamak, bütün ilişkisini kesmek demektir.

        Selamın mânâ ve önemi: Selam, sözlükte maddî ve mânevî sıkıntılardan kurtulmak, barış ve esenliğe kavuşmak demektir. Bir fıkıh terimi olarak selam, karşılaşan iki müslümanın, birbirine yaptıkları bir duâ cümlesinden ibarettir. Selam şöyle verilir: ”Esselâmü aleyküm”, alan ise: ”Ve aleykümüsselâm”der. “Ve rahmetüllahi ve berekâtühu”yu ilâve etmek daha güzeldir. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”Bir selamla selamlandığınızda, siz de ondan daha güzeli ile selamlayın veya aynısı ile karşılık verin”(Nisa: 86) . Selamın, selam sözcüğü ile yapılmasının gerektiğini gösteren deliller vardır. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”Âyetlerimize inananlar, sana geldiğinde onlara deki; size selam olsun. ”(En’am: 54) . Bu konuda başka deliller de vardır. Biz bunlarla yetiniyoruz.
 
          Hanefilere göre selamı vermek sünnet, almak farzdır. Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarından biri de, verilen selamı almaktır. Peygamber Efendimiz, selamın sevgiye sebep olduğunu, dolayısı ile selamın yaygınlaştırılasını isteyerek şöyle buyurmuştur: 

         “Ruhumu kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, îman etmedikce cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikce de îman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi sevebileceğiniz bir ameli size haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız. ”(Müslim) . 

Her milletin kendine göre bir selamı vardır. Müslüman milletinin selamı ise, karşılaşmalarda veya girip çıkmalarda en azı “Esselamu aleykum.” demektir. Selamı vermek sünnet, almak ise vaciptir.Karşısından bir çocuk bile gelse bir tevazu alameti olarak selama önce başlamak sevgili Peygamberimizin adetiydi. Bizim de öyle yapmamız edep ve sevap açısından daha güzeldir. Ancak selamda edeb ve ölçü, küçüğün büyüğe, binitlinin yayaya, yürüyenin oturana, azın çoğa, inenin çıkana, girenin içeride olana, çıkanın da içerde kalana selam vermesidiir. Kalabalıkta birer kişinin alıp vermesi de yeterlidir. Herkesin katılması daha sevap ve fazilettir.Namaz kılana, abdest alana, Kur’an okuyana, ders verene, va’z edene veya konuşma yapana ve dinleyenlere, ezan ve kametle meşgul olana, mahkemede hakime, günah işleyene, tuvalette olana selam verilmez. Yemek yiyene selam, “ben de açım.” demektir.Müslüman olmayanların “hayırlı sabahlar, günaydın” vs.gibi  selamlamalarına misliyle mukabele edilebilir.Müslümanların kendi aralarında böyle yapması, bid’attır. Selam verilirken işittirilmelidir.Ancak yüksek sesle uyuyanlar  uyandırılmamalıdır.

Kur’an’da selam ile işlgili bir hayli ayet vardır. İşte bir kaçı:” Siz bir selam ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selamı aynen iade edin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.”(Nisa, 86.).

“Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi farkettirip ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir. Herhalde bunu düşünüp anlarsınız.(Nur,27.)

“Ey Muhammed! İbrahimin şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi? Hani onlar İbrahimin huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı getirdi. Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi.”(Zariyat, 24-25.) Bu ayetleri, bir de “misafire ikram” adına okuyalım.

Ebu Ümâme (ra.) anlatıyor: "Resülullah (sav) bize selâmı yaygınlaştırmamızı, tanıdık, tanımadık herkese vermemizi emretti."

Ebu Üseyd es-Sâidi (ra) anlatıyor: "ResülulIah (sav), Abbâs İbnu Abdilmuttalibin evine girerken, Abbâs (ra)a: "Esselamu aleyküm" buyurmuş, ev halkı da: "Ve aleykesselam ve rahmetullahi ve berekâtuhu" diye selamını almışlar. Sonra Resülullah, "Nasılsınız?" diye hal-hatır sormuş, onlar da: "Allaha hamdolsun, iyiyiz. Babamız ve anamız sana feda olsun, sen nasılsın ey Allahın Resülü!" diye karşılık vermişler, Aleyhissalâtu vesselâm da: "Allaha hamdolsun, ben de iyiyim!" buyurmuştur."

Şu hadis ne kadar önemli, değerli ve müjdelidir: ”Sizler iman etmadikçe Cennete giremezsiniz.Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız.Size, yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şeyi bildireyim mi? Aranızda selamı yayınız.”(Müslim, İman, 93.)

Sahabenin selam anlayışı dahil bir çok nükteyi içeren bir olayla bitirelim.:” Kays İbnu Sad İbni Ubâde( ra.) anlatıyor: "Resûlullah (sav) bizi, evimizde ziyaret etti. Ve: "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!" dedi. Babam, çok hafif bir sesle mukabelede bulundu.Babama: "Resulullaha izin vermiyor musun?" dedim. O: "Bırak, bize çokça selam okusun!"dedi. Resûlullah (sav) tekrar: "Esselamün aleyküm ve rahmetullah!" dedi.Sad yine hafif bir sesle mukabele etti. Sonra Resûlullah (sav) tekrar:"Esselamün aleyküm ve rahmetullah!" dediler ve döndüler. Sad peşine düştü ve: "Ey Allahın Resulü, ben senin selamını işitiyordum. Ancak, bize daha fazla selam vermen için alçak sesle mukabele ediyordum" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam onunla birlikte geri döndü.Ondan su isteyip gusletti. Sonra Sad, zaferan veya versle boyanmış bir havlu verdi, Aleyhissalatu vesselam ona sarındı. Sonra ellerini kaldırıp: 

      "Allahım, Sad İbnu Ubade ailesine mağfiret ve rahmet buyur!" diye dua etti. Sonra yemek yedi. Geri dönmek isteyince Sad (ra), bir merkeb yaklaştırdı. Üzerine kadife bir örtü yaymıştı. Resûlullah (sav) merkebe bindi. Sad bana: "Ey Kays, Resulullaha refakat et!" dedi. Ben de refakat ettim. Yolda Aleyhissalatu vesselam bana: "Benimle sen de bin!" dedi, ben imtina edince: 

         "Ya binersin, ya dönersin!" buyurdular. Ben de geri döndüm." (Ebu Davud, Edeb 138, (5185).)


b) Selamlaşma âdâbı: 

1-Müslümanların bulunduğu her hangi bir topluluğa uğrayan kimse, onlara selam verir. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”Ey îman edenler, kendi evlerinizden başka evlere girerken, oradakilerle ünsiyet kurup selam vermeden girmeyin. ”(Nur: 27) . ”Selam, kelamdan öncedir”sözü meşhurdur. 
2-Sünnet olan selam: ”es-Selâmü aleyküm”şeklindedir. ”es-Selâmü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtühu”şeklinde söylemek müstehaptır. ”Günaydın, nasılsın, merhaba” vb.  gibi ifadeler selam yerine geçmez. 
3-Her hangi bir topluluğa uğranıldığında selam  verildiği gibi, o topluluktan ayrılırken de selam vererek ayrılmak sünnettir. Peygamber Efendimiz: ”Sizden biriniz bir meclise geldiğinde selam verdiği gibi, ayrılırken de selam versin. Çünkü birinci selam, ikinci selamdan daha faziletli değildir.” (Tirmîzî)  buyurmuştur. 
4-Selam müslümanların şeâirinden olduğu için, İslam ülkesinde dolaşan kimsenin tanıdığı, tanımadığı her kese selam vermesi güzeldir. Bir adam, ya Rasulellah, hangi amel daha hayırlıdır. ”diye sorduğunda, Hz. Peygamber: ”Yemek yedirmen ve tanıdığın tanımadığın herkese selam vermendir”buyurdu. (et-Tâc) . 
5-Küçük büyüğe, az çoğa, yürüyen oturana, binitli olan, yürüyene selam verir. (et-Tâc) . 
6-Mektupla selam gönderilebileceği gibi, bu selama cevap vermek de gerekir. 
7-Selamı vermek sünnet-i kifâye, almak farz-ı kifâyedir. Bir topluluktan bir kişinin selam vermesi kâfî geldiği gibi, bir toplulukta bir kişinin selamı alması da kâfîdir. Fakat ikram ve mübâlağa için herkesin cevap vermesi daha evlâdır. 

c) Selam vermenin uygun olmadığı yer ve zamanlar: 

Selam vermenin gerekliliği ve önemi açıktır. Fakat öyle şart ve durumlar olur ki, orada selam vermek uygun olmaz: 
1-Tuvalette olan bir kimseye selam verilmiyeceği gibi, tuvalette olan kimsenin selama cevap vermesi de uygun değildir. 
2-Hamamda bulunan kimselere kıyafetleri uygun değilse, selam verilmez. 
3-Günah işlemekte olan veya günahın işlenmesine vesile olan kimselere selam verilmez. Mesela içki içmekte olan, kumar oynayan ve bunlara hizmet eden kimselere selam verilmez. 
4-Kur’an okuyan, hadis rivayet eden ve ilim müzakeresinde bulunan kimselere-hayırlı bir işin kesilmemesi sebebiyle-selam verilmez. 
5-Ezan okuyan, namaz kılan ve kamet getiren kimselere de selam verilmez. 
6-Fitneye sebep olacağı endişesi ile, yabancı genç kız ve kadınlara da selam verilmez. 

d) Birbirine yabancı kadın ve erkeklerin selamlaşması: 

Ebu Hanife ve arkadaşlarına göre, kadınların ilk olarak erkeklere selam vermesi caiz değildir. Çünkü kadınlar ezan, kamet ve açıktan Kur’an okuma gibi faaliyetlerden men edilmişlerdir. 
Ancak mahrem akrabalar bunun dışındadır. Bu duruma göre ünsiyet nedeni ile önce bir erkek selam verdiyse, kadın bu selamı alabilecektir. 
Mâlikîler, selamlaşma konusunda genç kadınla, yaşlı arasında ayırım yapmışlardır. Dayandıkları delil “kötülüğe giden yolu kapama”prensibidir. 
Hz. Peygamberin mahrem olmayan kimi kadınlara selam verdiğini, yada onların selamını aldığını gösteren uygulama örnekleri vardır: Esma bt. Yezid Allah Rasulünün, bir kadınlar topluluğuna uğradığını ve kendilerine selam verdiğini nakletmiştir. ”(Ebu Davut) . Diğer yandan fetih yılında bir gün Hz. Peygamber evde boy abdesti alıyor ve kızı Fatıma da O’nu örtüyordu. Bu sırada Ebu Tâlibin kızı Ümmühânî içeri girip selam verince, Peygamber  Efendimiz onun kim olduğunu sormuş ve selamını almıştır. ”(Buharî) 
Bir gün Hz. Peygamber Hz. Aişe ile birlikte otururlarken, yanlarına Cebrail(a. s. ) gelmişti. Hz. Peygamber eşine: ”Bu Cebraildir, sana selam veriyor. ”deyince, Hz. Âişe de”Ve Aleyhis-Selam”diyerek selamı almıştır. Benzer selamlaşma, ashâb-ı kiram arasında da olmuştur. Muaz b. Cebel Yemene vâli olarak gidince, yanına oniki çocuklu bir kadının gelerek selam verdiği nakledilmiştir. Abdullah b. Ömer’in bir kadına rastlayınca selam verdiği, Atâ b. Ebî Rebah’ın ise “genç kadınlara selam verilmez “dediği nakledilmiştir. 
Yukarıdaki deliller dikkatlice incelendiğinde, mahrem olmayan kadınlarla selamlaşmanın, ya kadınların topluluk halinde olması veya kadınla ünsiyet bulunması, yahut da bir iş ve ihtiyaç nedeniyle bir araya gelme durumlarında yapıldığı görülüyor. 
Bazıları da, kadınlarla selamlaşmayı, onun sesinin erkeklere haram olması yüzünden yasaklama yoluna gitmişlerdir. Ancak kadın sesinin erkeklere haram olduğunu bildiren açık bir âyet ve hadis yoktur. Erkek sahabîler, Hz. Aişe ve Peygamber Efendimizin diğer hanımlarına, çeşitli sorular sormuş ve cevabını almışlardır. Bunun gibi pek çok sahabe hanımı, günlük hayatlarında alma, verme, sorma, cevap alma, selam ve konuşma tarzlarında erkeklerle muhatap olmuşlar, bunlardan hiç birisi “sus, senin sesin erkeklere haramdır”dememiştir. Ancak kadın sesinin bazı erkekleri etkilediği de inkar edilemez. O halde genç kız ve kadınların gereksiz yere, cilve yaparak, seslerini eğip bükerek konuşmaları uygun ve caiz değildir. 

e) Kadınlarla selamlaşmada dikkat edilmesi gereken hususlar: 

1-Genç kız ve kadınlara, topluluk halinde olurlarsa selam vermek, tek olan yabancı kadına selam vermemek. Ancak büro, iş yeri veya resmî dâire gibi umuma açık olan yerler, bunun dışında tutulmalıdır. İslam’a uygun çalışma şartları ve ırz güvenliği bulunan yerlerde çalışan kadınlarla, iş ve meslek gereği görüşen ve karşılaşan erkekler arasında “ünsiyet”in varlığını kabul etmek gerekir. Böyle bir durumda selamlaşmak caizdir. 
2-Sınıf, konferans salonu veya düğün salonu gibi yerlerde ders, konferans, seminer, sohbet vb. bir
sebeple kadınlar topluluğunun huzuruna çıkan bir erkek, onlara selam verir. Fakat yol, bahçe, merdiven veya koridor karşılaşmalarında ünsiyet bulunmayan tek kadın veya kadın topluluklarına selam vermez. 
3-Kız öğrencilerin çoğu zaman babası yaşında bulunan hocalarına, okul yöneticisi veya personeline selam vermesi, bunun dışında ünsiyet bulunmayan yabancı erkeklere selam vermemesi uygun olur. 
Sonuç olarak insanların birbiriyle tanışıp ünsiyet kurmasında ve İslam kardeşliği oluşmasında, selamlaşmanın önemli bir yerinin olduğunda şüphe yoktur. Önemli olan usulüne uygun davranmaktır.