İslamiyat Kategori
Vefa

Vefa, hem verilen sözde durma, söz verdiği işleri zamanında yapma, hem de sevgi ve dostluğun gereklerini yerine getirme anlamındadır. “Ahda vefa” birinci şık, “vefasız” ise, ikinci şık için daha çok kullanılır.

Verdiği sözü yerine getirmeyen insanlar, güven bunalımına sebep olurlar. Oysa sosyal hayatımız, güvene dayanır. Güven, sadece ticarette sermaye sayılmaz. İslam’ı tebliğde de bir sermayedir o. Kendisine güvenilmeyen bir idareci, hakim veya hoca düşünün, ne felaket değil mi?

Aynı vefayı Allah(cc.) a karşı da göstermeliyiz. Yani O’na kullukta vefasız olmamalıyız. Ana babamıza, akrabalarımıza, hocalarımıza, dostlarımıza karşı da vefalı olmalıyız.Başkalarının vefasızlığından şikayet edenler, acaba kendilerine hiç iğne batırmışlar mıdır? Kendisi için istediğini, başkaları için de istemek erdemdir.Vefa da öyle.

Allah(cc.) vefa istiyor:”Ahdi de yerine getirin. Çünkü verilen sözde elbette sorumluluk bulunuyor.”(İsra, 34.) “Bir de anlaşma yaptığınızda Allahın ahdini yerine getirin ve pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Allahı üzerinize şahid tuttuğunuz halde, nasıl olur da bozarsınız! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı bilir.”(Nahl, 91.)

Sevgili Peygamberimiz(sav.) de vefa ister: "Kıyamet günü, Allah, öncekileri ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman her vefasız için, onu tanıtan bir bayrak dikilir ve: "Bu falan (oğlu falanın) vefasızlığıdır" denilir."(Buhari, Edeb, 99, Cizye 22, Hiyel 9, Fiten 21; Müslim, Cihad 10, (1735); Ebu Davud; Cihad 162, (2756); Tirmizi, Siyer 28, (1581).)

        "Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hiyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husûmet edince haddi aşar."(Buhâri, İman 24, Mezâlim 17, Cizye 17; Müslim, İman 106, (58); Ebu Dâvud, sünnet 16, (4688); Tirmizi, İman 14, (2634); Nesâi, İman 20, (8, 116).)

İşte bir başka vefa örneği:Hz. Câbir (ra.) anlatıyor: "Resûlullah (sav.) buyurdular ki: "Bahreynin sadaka malı geldi mi sana şöyle şöyle (avuç avuç) vereceğim" dedi ve üç kere eliyle gösterdi. Bahreynin malı gelmezden önce Aleyhissalâtu vesselâm vefat etti. Mal Hz. Ebu Bekre gelince, bir münadi ile halka şöyle ilanda bulundu: "Kime Resülullahın bir vaadi veya bir borcu varsa, bana gelsin!" Câbir der ki: "Ben hemen Hz. Ebu Bekr (ra.)e gittim ve Resülullah (sav.) "Bahreynin sadaka malı geldimi ben sana şöyle şöyle vereceğim" deyip üç kere iki eliyle işaret yaptığını söyledim. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekr bana derhal verdi. (Buhârî, Hibe 18, Kefâlet 3, Şehâdât 28, Humus 17; Müslim, Fezâil 60, (2314).)