İslamiyat Kategori
Mükellefiyet
Mükellefin tanımı
Mükellefin işleri
1-Farz
2-Vacip
3-Sünnet
4-Müstehap
5-Mübah
6-Haram
7-Mekruh
8-Müfsid
9-Azimet
10-Ruhsat


Mükellefiyet – sorumluluk

Tanım

Akıl ve büluğa ermiş her müslüman,  dinin emir ve nehiylerinden sorumludur,  onları yerine getirmekle  yükümlüdür.  Biz bu yükümlülüğe teklif,  sorumlu olan kişiye de mükellef diyoruz. 

Konuyu kolaylaştırmak için önce her müslümanı yakından ilgilendiren mükellefin işlerini yazacak,  arkasından da isteyenler için ayrıntılı teknik bilgiler sunacağız. 


Mükellefin İşleri: 

İslam bir hayat nizamı ve bir yaşama biçimidir.  Müslüman her işini, İslam’a uygun bir şekilde yapmak zorundadır.  Esasen insanın hayatta yaptığı işler ya farzdır, ya vaciptir, ya sünnettir, ya müstehaptır, ya da mübahtır.  Bütün bunlar düşünüldüğünde Müslüman için “laiklik” düşünülemez. Çünkü hayatında dinin hükmü dışında kalan bir alan, bir boşluk yoktur.

Müslüman bazen  nefsine uyarak haram veya mekruh bir iş de yapabilir.  Ancak bundan kurtulmak için tevbe etmelidir. 

Aslında mükellefin işleri fıkıh bölümünde daha geniş olarak işlenmiştir. Ancak yeri geldiği için burada da kısaca insanı ilgilendiren dinin hükümleri işlemek istiyoruz.

1-Farz: Delalet ve sübut yönlerinden her ikisi de kat’î bir delil ile sabit olan ve yapılması dînen kesin olarak istenilen şer’î hükümlere denir. 
Farzı işleyene sevap, terk edene azap vardır, inkar eden ise kafir olur, dinden çıkar.  Farz ikiye ayrılır:
 
a) Farz-ı ayn: Her mükellefin bizzat yapması gereken fiillerdir.  Birinin yapması ile diğerlerinin üzerinden sorumluluk kalkmaz.  Namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek gibi. 

b) Farz-ı kifaye: Toplum içinde bir kısım insanların yapması ile diğerlerinin üzerinden sorumluluğun kalktığı kesin şer’î hükümlere denir.  Hiç kimsenin yapmaması halinde, herkes günahkar olur.  Mesela  hafız yetiştirmek, cenaze namazı kılmak, öğretmen, doktor, mühendis, müfessir, fakih yetiştirmek, devlet başkanını seçmek, iyiliği teşvik edip kötülüğe mani  olmak gibi.
 
2-Vacip: Delalet ve sübut yönlerinden biri zannî bir delille sabit olan ve yapılması dînen kesin olarak istenilen şer’î hükümlere denir. 
Vacibin işlenmesinde sevap, terkinde azap vardır.  Ancak îtikat bakımından farz gibi değildir. Vacibi inkar eden kafir olmaz ise de fâsık ve âsî olur.  Vacip amelen farz gibidir, terk edilemez. 

3-Sünnet: Peygamber Efendimizin farz ve vacip dışında ibadet maksadı ile yaptığı, ümmetinden de yapılmasını istediği, şer’î hükümlere denir.  İkiye ayrılır:
 
a) Sünnet-i müekkede: Peygamber Efendimizin farz ve vacip dışında devamlı yaptığı, pek az  terk ettiği  şer’î hükümlerdir.  Bu çeşit sünneti yerine getiren sevap kazanır, terk eden cezayı hak etmemekle beraber, kınama ve azarlamaya müstehak olur.  Selam vermek, ezan okumak, sabah ve öğle namazlarının  revatip  sünnetleri gibi.
 
b) Sünnet-i gayrı müekkede: Hz. Peygamberin bazen yapıp bazen terk ettiği şer’î hükümlerdir.  Bu sünnetlere mendup da denir.  Sünnet-i gayrı müekkedeyi işleyene sevap vardır, terk eden ise kınanmaz.  Ancak sürekli terk eden Peygamberimizin şefaatinden mahrum kalır.  İkindi ve yatsı namazlarının sünnetleri gibi. 

4-Müstehap: Güzel görülen, tercih edilen ve sevimli olan demektir.  Peygamber Efendimizin bazen yapıp bazen terk ettiği, selef-i salihînin  güzel bulduğu ve rağbet ettiği işlere müstehap denir.  Sürekli abdestli durmak, bir gün oruç tutup bir gün iftar etmek gibi. 
Müstehabın işlenmesinde sevap vardır, terkinde kınama ve ayıplama    yoktur.   Müstehap, mendup, nafile, âdâp, tatavvu eş anlamlı kelimelerdir.  Bu gibi ibadetleri tamamen terk etmek mekruhtur. 

5-Mübah: Allah ve Rasulünün, müslümanı yapıp yapmamakda serbest bıraktığı fiile denir.  Helal ve caiz sözcükleri de mübah manasında kullanılır. 
Eşyada aslolan mübah olmasıdır.  Bir şeyin haram olduğuna dair delil yoksa, o şey mübahtır.  Mübah serbest sahayı ifade eder.  Oturmak, kalkmak, yatmak uyumak gibi.  Ancak mübah olan bir şey sınırsız olarak mübah değildir.  Mesela yemek içmek mübahtır, fakat ölmeyecek kadar yemek içmek farzdır.  Daha iyi hizmet verebilmek amacıyla israfa kaçmamak şartı ile yemek içmek ise müstehaptır. 

6-Haram: Delalet ve sübut yönlerinden her ikiside katî bir delille sabit alan ve yapılmaması dînen kesin olarak istenilen şer’î hükümlere denir. 
Haramın terkine sevap, işlenmesine azap vardır.  Haramı helal saymak, haramla alay etmek veya inkar etmek küfürdür, kişiyi dinden çıkarır.  Şarap içmek, zina etmek, kumar oynamak, ana-babaya âsî olmak, farzları terk etmek… haramdır. 

7-Mekruh: Delalet ve sübut yönlerinden biri zannî bir delille sabit olan ve dînen yapılmaması istenilen şer’î hükümlere denir.  Mekruhun terkine sevap, işlenmesine azap korkusu vardır.  Ancak mekruh, îtikat bakımından haram gibi değildir.  Mekruhu inkar eden kafir olmaz ise de, kınama ve azarlamaya müstehak olur.  Azaba uğrama ihtimali de vardır.  Mekruh ikiye ayrılır: 

a) Tahrîmen mekruh: Harama yakın olan mekruhtur. Bu mekruhu işlemek cezayı gerektirir.  Uygulama bakımından haram gibidir. Ancak îtikat bakımından haram gibi değildir. Haramı inkar eden kafir olur, tahrîmen mekruhu ikar eden kafir olmaz ise de fasık olur.  Başkasının evlenme teklif ettiği birine evlenme teklifinde bulunmak, iki kişinin akdettiği bir alış verişi bozmak için yeni bir fiat teklif etmek, vacipleri terk etmek tahrîmen mekruhtur. 

b) Tenzîhen mekruh: Helale yakın mekruh demektir.  Mendubun karşıtıdır.  Tenzihen mekruhu işlemek kınamayı ve azarlamayı gerektirmez, fakat üstün ve faziletli bir iş terkedilmiş olur.  Her iki mekruhu terk eden kimse sevap kazanır.  Mesela namaz için mescide ğidecek kimsenin soğan sarımsak yemesi, aşırı terli bir şekilde veya ayak kokusu ile cemaatle namaz kılması, müstehapların, mendupların terk edilmesi gibi. 

8-Müfsid: Bir ibâdeti bozan veya bir muâmeleyi sakatlayan fiil ve eksikliğe denir.  Namazda gülmek, namazı bozar, oruçlu iken bir şey yemek de orucu bozar.  Rükün veya şartlarından birisi eksik olan ibadet fâsit olur. 


AZÎMET VE RUHSAT

1-Azimet: Yüce Allah’ın mükelleflerden yapılmasını istediği şer’î hükümlerin, her şart ve durumda emredildiği gibi  yapılmasına denir.  Her şart ve durumda  namaz kılmak, oruç tutmak, haram  yememek gibi. 

2-Ruhsat: Mükelleften sıkıntıyı uzaklaştırıp, özel durum ve zaruret zamanlarında, dînî görevlerini hafifletmek, gerekiyorsa tamamen kaldırmak üzere, Allah ve Rasulünün mübah kıldığı, izin verdiği şeydir.  Mesala ramazanda hasta veya yolcu olanın, orucunu yiyebilmesi, ayakta namaz kılamayan kimsenin oturarak kılması gibi.