İslamiyat Kategori
Akitler

İÇİNDEKİLER

 

Sarf / Sarraflık 

Rehin

Hâcr

İkrar

İcar/Kira

Şüfa

Vekâlet

Kefalet

Havale

Sulh

Hibe

Sadaka

Vakıf

Gasp

Vedia/Emanet

Ariyet

İhya-i Mevat/Arazi Diriltme

Muzaraa/Ziraat Ortaklığı

Musakat / Sulama Ortaklığı

 Şirket/Ortaklık

I- Mufâvaza şirketi

II- İnan şirketi

III- Mudârebe Şirketi

 

AKİTLER

 

Burada muamelelerden ve akitlerden maksadımız mal, menfaat ve hizmet mübâdelesinin çeşitli şekilleridir. Toplu halde yaşayan insanlar muâmeleleden ve akitlerden uzak kalamazlar. Bu sebeple İslâm hukûku (fıkıh) muâmelâta geniş bir yer vermiş, caiz olan ve olmayan çeşitlerini en ince noktalarına kadar açıklamıştır. Bu bahiste belli başlı akit ve muâmele şekilleri işlenecektir.

 

Burada en dikkat çekici nokta, haram olan şeyleri satmanın haram oluşu ile bir yanı mechûl satışın caiz olmamasıdır. Fıkıh ve hadis kitaplarının "cehâlet ve ğarar" diye ifade ettikleri şey, akdin unsurlarından birisinin mechûl kaldığı veya gerçekleşmesi şüpheli bulunan satıştır. Eğer bu bilinmezlik, arada anlaşmazlık çıktığı takdirde çözüm ve icrâyı imkânsız kılacak ölçüde ise satım akdi fâsiddir. "Sürüden bir koyunu, başakları olgunlaşmadan buğday veya arpayı, denizdeki balığı.." satmak buna örnektir. Peygamberimiz (s.a.) anlaşmazlık çıkmasın, bir taraf zarara uğramasın diye bu nevi satışları yasaklamıştır.

 

Bu hatırlatmadan sonra genel olarak akitler başlığında bilgiler verilebilir. Yani yapılan her akitte akit yapan en az iki kişi veya kurum vardır. İrade beyanları, rızaları, akit için ehil olup olmamaları ve bütün bunların bilinmesi önemlidir. Üzerinde akit yapılan mal ve fiatı, teslimi, akit meclisi hep üzerinde uzun uzun konuşulacak konulardır.

 

  Bu meseleler kavrandıktan sonra bu akdin çeşitleri de önemlidir. Mesela bir satım akdi ve bu çeçevede işlenen sarf, mukayada (trampa), selem, ıstısna’ gibi. Sonra diğer akit çeşitleri olarak kira, hibe, emanet, ariyet, vedia, havale, kefalet, vekalet, rehin, bey’ bilvefa,  şirket, kısmet, sulh, tahkim, karz ve ikale, günlük hayatımızda sık karşılaştığımız akit çeşitleridir. Her meslek erbabı kendisini ilgilendiren konularda İslam hukuknu bilme ve işlerini bu kanunlara uygun yapma vazifesindedir. Bunun ilmini öğrenmek ve uygulamak da bir nevi ibadet ve cihattır.

 

Şimdi biz İslam’ı öğrenmede yeterli bir özet olarak düşündüğümüz bu kitabımızda muamelâtın bu konularında yeterli bilgiler sunacağız inşallah. Daha fazlası, konular için özel yazılmış fıkıh ve hukuk kitaplarımızda aranmalıdır.

 

Fıkıh ilminde "Muamelat" bahsini okuma ve öğrenmeyi kolaylaştırmak için bir kaç bölüme/katagoriye ayırdık. Bunlardan "İş Ve Meslek Hayatı" ile "Ticaret Ve Çalışma Hayatı" yukarıda yazıldı. Şimdi de "Akitler" konusu işlenecektir. Hemen belirtelim ki akitlerin en büyük konusu "Alım Satım Akti"dir. Bu konu da ""Ticaret Ve Çalışma Hayatı" bölümünde geniş olarak işlenmiştir. O yüzden tekrar etmiyor, akitlerin kalan yerinden devam ediyoruz.

 

 

Sarf / Sarraflık 

 

Sarf, altın, gümüş, döviz bürosu gibi iki tarafın da para alıp verişidir. Buna göre eğer gümü­şü gümüşle veya altını altınla satarlarsa, ayarı ve el emeği bakımından fiyatı farklı olsalar bile, ancak tartı bakımından eşit olursa işlem caiz olur. Üstelik daha meclisten ayrılmazdan evvel iki sarf edilenin de aynı mecliste verilip alınması gerekir. Altın altınla, gümüş gümüşle bozulacak olsa, tartı eşit, fiyat peşin olacaktır. Aksi halde nesîe faizi meydana gelir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Âltın altınla, gümüş gümüşle misli misline ve peşin olarak mübadele edilir."[1]

“Âltın ve gümüşten her birini, hazır olmayanı peşin olan karşılığında satmayınız."[2]

Eğer cins değişirse, yani altını gümüşle satarsa, tartıda fazla vermek caiz olur, fakat aynı mecliste iki paranın da hemen peşin verilip alınması gerekir. Eğer bu sarf/bozdurma muamelesinde daha iki para veya birisi parayı almazdan evvel taraflar ayrılırlarsa, akit bozulur.

 

Rehin 

 

Rehin, borca karşılık mal vermektir. Yani bir malı onunla karşılanması mümkün olan bir hak karşılığında hapsetmek ve alıkoymaktır. Karşılıklı kabullenmekle akit oluşur, teslim almakla da ta­mam olur. Mürtehin, yani alacaklı, rehini borçlunun mülkünden çıkmış ve ayırdedilmiş bir şekilde elde ederse, rehin akdi ta­mam olur. Alacaklı, rehini almadıkça, borçlu muhayyerdir; dilerse teslim eder, dilerse rehin vermekten cayar. Borçlu, rehini alacaklıya teslim edip o da kabullenirse, o mal alacaklının zimmetindedir.

Rehin ancak verilmesi kesin olan borç için verilir. Rehinin veya borcun kıymetinden hangisi daha azsa, rehin onunla alıcının elinde durur. Eğer rehin telef olursa, o kıymetle alı­cıdan gider. Alıcının elinde iken rehin helak olursa, kıymeti de borç­la eşit ise alıcı hakkını hükmen almış sayılır. Eğer rehinin kıymeti alacaktan daha fazla ise, fazla olan kısım alıcının elinde emanettir. Eğer alacaktan daha azsa onun miktarı alacaktan düşer, geri kala­nını alıcı, borçludan alır.

Emanetleri, mudarebe paraları ve şirket mallarını rehin vermek doğru olamaz.

Borçlu alacaklıyı veya âdil bir kimseyi veya bunlardan başkası­nı borç zamanı geldiğinde rehininin satılmasına vekil kılarsa, bu çeşit vekâlet caizdir. Eğer rehinin akdi zamanında vekâlet işi şart koşulmuşa, borçlu vekili düşüremez, azlederse dahi düşmüş sayılmaz. Eğer borçlu ve alacaklı ölse bile vekil azlolunmaz. Alacaklı, borçludan hakkını ister ve alacağından ötürü borçluyu hapsettirebilir. Eğer rehin alacaklının elinde ise, alacağını onun fiyatından almadıkça borçluyu onda tasarruf etmekten men edebilir.

Ne zaman borçlu kişi ala­caklının alacağını verirse, o vakit alacaklıya “Rehini sahibine teslim et” denilir. Alacaklının izni olmaksızın borçlu rehini satarsa, sa­tış muamelesi durdurulmuştur; alacaklı caiz kılarsa veya borçlu alacaklının hakkını verirse satış caiz olur.

Rehinin muhafaza olunduğu evin kirası, alacaklıya aittir. Çobanın ücreti ve rehinin nafakası verecekliye (borçluya) aittir. Rehinin ziya­deleşmesi vereceklinin olmakla beraber asliyle birlikte rehin olarak kalır. Eğer ziyade olan miktar helak olursa karşılıksız olarak helak olur.

Verecekli ölürse, vâsisi rehini satar vereceğini ondan öder. Eğer vâsisi yoksa mahkeme kendisine bir vâsi tâyin eder ve tâyin olunan vâsiye «malını sat, borcunu öde» der.

 

Hâcr 

 

Hacr, insanı malında tasarruf etmekten engellemek demektir. Hacri gerektiren sebepler, üçtür:

 1-Küçüklük,  2 -Kölelik,  3 -Delilik.

Küçüğün tasarrufu ancak velisinin izniyle caiz olur. Köle ancak efendisinin izniyle tasarruf eder. Daima deli olanın tasarrufu hiç bir halde caiz değildir. Bu kişilerden birisi, alışverişi bildiği ve kasdettiği halde satar veya satın alırsa velisinin isteğine bağlıdır. Alışverişte maslahat/yarar varsa, caiz kılabildiği gibi, fesih de edebilir.

Bu üç sebep, sözlerde hacri icap ettirir, fiillerde ise icap ettirmez. Çocuk ve delinin alışverişleri, ikrârları, boşanmaları sahih olmaz. Ama bir şeyi telef ederlerse mesuliyeti on­lara aittir.

İmam-ı Ebû Hanife der ki, sefih (aklı hafif olan) bir kim­se, baliğ, âkil ve-hür olduğu zaman üzerine hacr konulmaz, malında tasarrufu caizdir; ne kadar mübezzir/ saçıp savuran, faydasına olmayan menfaatsiz yerlerde malını harcarsa bile.

Ancak Ebû Hanife “Erkek çocuk reşit/olgun olmadan baliğ olursa, yirmi beş yaşına varıncaya kadar malları kendisine teslim olunmaz” demiştir. Fakat yirmi beşten evvel tasarruf ederse, tasarrufu nafizdir. Çünkü hacr yoktur. Yirmi beş seneye varınca kendisinde reşitlik görülmese bile malı kendisine teslim olunur.

Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki: Gayri reşit olarak baliğ olan bir kimsede reşitlik görülmezse malı ebediyyen kendisine teslim edilmez ve o malda tasarruf etmesi caiz olmaz. O halde eğer mahcur (hâcîrli) olan sefih, malını satarsa satışı nafiz olamaz. Eğer satışında bir maslahat varsa ancak hâkim onu ca­iz kılabilir.

Sefih kişinin malından zekâtı çıkarılır, ayni maldan çocukları­na, ailesine ve nafakası kendisine düşen yakınlarına nafaka verilir. Eğer Farz haccı yapmak isterse men edilemez. Hac yoluna çıkınca, kadı, yol nafakasını kendisine değil, belki hacılardan emin ve güvenilir birisine verir o adam da yolda ona harcar.

Eğer hastalanır da hayır kapılarına vasiyetler yaparsa ölümün­den sonra malının üçte birisinden vasiyetleri çıkarılır.

Serveti için faydalı işler yapıyorsa, fâsık bir kimseye hacr konulmaz.

 

İkrar 

 

Âkil ve baliğ olan hür bir insan bir hakkın kendisinde olduğunu ik­rar ettiği zaman, ikrar edilenin verilmesi kendisine lâzım gelir. Bu ikrar ettiği hakkın miktarının belirli veya belirsiz olması eşittir.

Daha evvelce borçlu olan bir kimse, ölüm döşeğinde iken bir ta­kım borçlarını ikrar ederse, hasta iken de belli sebeplerden bir takım borçlar altına girerse, bütün bu durumlarda, sağlık zamanında ve belli sebeplerle hastalık zamanında edindiği borçlar, di­ğer borçlardan daha evvel verilir. Bunlar verildikten sonra fazla mal kalırsa ölüm hastalığı halinde ikrar ettiği borcuna verilir. Sağ iken, hiç bir borcu yok ise, hastalık halinde yaptığı ikrarı caiz olur ve ken­disi için ikrar yapılan şâhıs, vârislerden daha evlâdır, evvelâ ona, sonra vârislere verilir. Hastanın vârisi için yaptığı ikrarı bâtıl­dır, ancak diğer vârisler hastayı doğrularlar ise, bu ikrarı sahih ulur.

 

İcar 

 

İcar, para veya bir bedel karşılığında bazı menkul veya gayri menkullerden belirli menfaatleri elde etmek için yapılan bir âkittir. Mesela bir evi, iş yerini veya tarlayı kiraya vermek, menfaatin satımıdır.

Kira/icar; kullanılması şeran mübah olan bir şeyden, bir bedel karşılığında belli bir süre yararlanmak üzere yapılan akit olunca, konu bakımından ikiye ayrılır.

1- Herhangi bir menkul veya gayr-i menkulden yararlanmak üzere yapılan kira sözleşmesi. Bina, elbise ve hayvan kiralama gibi.

2- İnsanın, başkası için çalışması üzerine yapılan kira sözleşmesi ki, buna "iş akdi" veya "hizmet sözleşmesi" denir. Ücret veya maaş karşılığı işçi yahut memur çalıştırmak, sanatkâra ücretle iş yaptırmak gibi.

Kira/icarda men­faatler belli ve ücret malûm olmalıdır.  Yoksa, icar akdi caiz olamaz. Alışve­rişte semen/fiat olan nesnelerin icarda ücret olunması caizdir.

Menfaatler, oturmak için evlerin, ziraat için arazilerin kiralanması gibi bazen müddetle belli olur. Bu kiralamada belli bir müddet ne kadar uzun olursa olsun, anlaşma sahih olur. Bazen de menfaatler çalışmak ve belirtmekle malûm olur. Elbiseyi boyamak veya dikmek için, bir hayvanı belli bir yük yüklemek veya belirttiği bir mesafede binmek için kiralamak gibi. Bazen de menfaatler işaret etmekle malûm olur; bir kişiyi ken­disi için bir yiyeceği belli bir yere götürmek için kiralamak gibi.

İçin­de neler yapacağını belirtmese dahi evler ve dükkânların icar edilme­si caizdir ve orada her şeyi yapabilir. Ancak demircilik, boyacılık ve değirmencilik gibi binaya veya çevreye zarar verici işler yapmak için kiralarsa, bunu önceden belirtmesi gerekir.

Arazileri ziraat için icar etmek caizdir, ancak o arazilere neyi ekeceğini belirtmedikçe veya “sana istediğin şeyi ekebilirsin diye veriyorum” de­medikçe icar doğru olamaz.

Arsayı bina yapmak veya hurma ağaçlarını veya diğer ağaçtan dikmek için kiralarsa caiz olur. İcar müddeti tamam olunca binasını ve ağaçlarını kaldırmalı, arsayı boş olarak sahi­bine teslim etmelidir. Ancak arsa sahibi evi ve ağaçları oldukları haldeki kıymetleriyle satın almak ister, ev ve ağaç sahipleri de razı olur­sa, parasını verir, kendisine baktırabilir.

Hay­vanların, binmek ve yüklemek için icar edilmeleri caizdir. O halde eğer binecek kimseyi belirtmeden binmek için kiralanmışsa, istediğini bindirebilir. Elbise de böyledir. Eğer filân adam binsin veya elbiseyi giysin diye kiralarsa, bilâhare başkasını bindirir veya başkasına giydirir ise ve bundan dolayı bir noksanlık olursa öder.

Eğer bir kişinin oturması için evi kiralarsa, başkasını da oturtabi­lir. Bir evi kira edenden ev sahibi her günün ücretini isteyebilir. An­cak akit yapılırken para verme vakti beyan edilirse, o vakit gelmez­den evvel istenilmez. Bir evi her ay bir lirayla icar ederse tek bir ay için akit doğru­dur. Ancak bütün ayların adedini söy­lerse, meselâ “on ay için” derse, zaman geçerli olur.

Kiracı ikinci aydan tek bir saat kadar evde durursa ikinci ay hak­kındaki akitte caiz olur, ev sahibi, o ay tamam almadıkça onu çıkara­maz. Her ayın başlangıcında bir saat filân durursa hükmü budur. Bir senelik bir evi “on bin liraya” icar ettiği zaman “her ayın ücretten karşılığı şu kadardır” diye belirtmese bile caizdir.

Ustanın çalışılması şart kılındığı zaman, usta, başkasını o işte çalıştıramaz. Eğer “Bana su işi yap” dese, usta birisini icar edip çalış­tırabilir.