İslamiyat Kategori
Hak Din İslamdır
Allah’ın (azze ve celle) insana ulaşan hidayetinin adı İslam’dır. Allah katında tek din olan İslam. 

İşte insan yeryüzünde bu amaç için vardır. Allah (azze ve celle) onu bu amaç için indirdi yeryüzüne Cennette var ettikten sonra. Bu bir sınavdır. Yaman ve ciddi bir sınav. 

“Şimdi benim tarafımdan size her ne zaman resûl veya kitap gibi herhangi bir delil, bir hidayet sebebi gelir de benim o hidayetime, o delilime, yani sizin için koyduğum kanunları içeren dinime, bereketli İslam’a her kim uyarsa, artık onlara gerçekten hiçbir korku, hiçbir azap yoktur ve onlar ilerde hiçbir şekilde üzüntülü olmayacaklar. Yani onlar için korku ve hüzün devam etmez, sonuçları katıksız sevinç ve neşe olur. Allah sevgisi, Allah aşkı ve hakka uyma; onlara hiçbir korku, hiçbir hüzün tattırmaz. 

Gerçi Allahı bilen, Allahı seven, Allahtan korkar, fakat Allah korkusu her saadetin zamanı ve bütün korkuların siperidir.

 Buna karşılık küfre sapıp bizim hidayetimizi getiren âyetlerimizi, alâmetlerimizi, delillerimizi, hüccetlerimizi, gerek enfüsî (subjektif) ve gerek âfâkî (objektif) vahdaniyyet (birlik) ve ilâhî şahitlerimizi, gerek âlemde ve Âdemin yaratılışında yerleştirilmiş olan fıtrî ve aklî delillerimizi ve gerek peygamberler ve kitaplarla tebliğ olunan kelâmî ve naklî delillerimizi yalanlayanlar da yukarda  açıklanan ateşin, o dehşetli ateşin çırası ve kömürü olacak ve ondan ayrılmayacak olan arkadaşlarıdır. Bunlar o ateşte daimî olarak sürekli kalıcıdırlar. İşte yeryüzünde insanlığa ait hilafetin oluş şekli bu iniş, bu müjde ve bu azap ile beraber olmuştur. 

Evet, değer verilen bir varlık olarak insan, bu değerini Allah (azze ve celle) ı bilme, sevme, sayma ve itaat etmeden almaktadır. Bu onun varoluş amacıdır. 

İnsan, yalnız yemek, içmek, gezmek tozmak ve cinsel güdülerini tatmin etmek için yaratılsaydı, insanın herhangi bir hayvandan farkı olmazdı ve bu değeri kazanamazdı. İnsanın değeri buralarda değildir. 

İnsan boş yere yaratılmamış ve başı boş bırakılmamıştır. O, yukarıda ifade ettiğimiz amacı gerçekleştirmek için yeryüzüne gönderilmiştir. Kendisi gibi herhangi bir yaratığa kul, köle olmak için değil; yaratanına halife olmak, O’na ibadet etmek, dünyada O’nun hükmünü hakim kılmak, buna karşı çıkan engelleri aşmak  suretiyle hilafet görevini yürütmek için yaratılmıştır. 

Dolayısıyla İnsan, sırf kendi için değil; Allah için, şu fâni dünya için değil; ebedî hayat için yaratılmıştır. Allaha ibadet için yaratılan insan, bu kulluğunun karşılığını hem bu  dünyada, hem de ahirette fazlasıyla alacaktır. Allahın emirlerine itaat, dünya ve ahiret mutluluğuna sebeptir.

 Kur’an’dan bir ayetle bunu bitirelim: "Cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" (ez-Zâriyât, 51/56.)

Sonuçta şu kesin kaide ile bu bahsi bitirelim: Yüce Allah (azze ve celle), önce şu muhteşem evreni yarattı. Sonra evrenin içinde en güzel, en değerli varlık olan  insanı yarattı. Ve insana dedi ki; “Al sana muhteşem bir kullanma kılavuzu. Bu evreni bu kulllanma kılavuzu ile kullanırsan, hem faydalanır, hem de beni memnun edersin. Değilse hem fayda yerine zarar görür, hem de beni gücendirirsin.” Bu kullanma kılavuzu ise İslam’dır.

Biz müslümanız hamdolsun. Rastgele oluşmuş kör bir tesadüfle gelmedik bu cihana. Bu cihan da kör bir tesadüfün eseri değildir demindenberi anlatıldığı gibi. Biz ve evren, dilediğini bildiği gibi yaratan bir yaratıcının tercih ve takdiriyle varız. Hatta hangi zaman ve zeminde, hangi ortam ve şartlarda, hangi görev ve kabiliyetlerle yaratılmamız da tamamen O’na ait takdir ve tercihledir.

Biz müslümanız, Allah (azze ve celle) ın insan dahil evrene koyduğu “sünnetullah – tabiat kanunları” ile, birey ve topluma koyduğu “şeriat” da denilen İslam kanunları, bir çarkın dişlileri gibi uyum içerisinde çalışır. Aynı tornadan bir ustanın eliyle çıkan motor aksamı gibi, bu iki kanun beraber çalışırsa, insana huzur ve mutluluk getirir. Işte ideal hayat budur.


Evet, biz müslümanız, Allah (azze ve celle) ın bizim için indirdiği dinine razı olduğumuz gibi, bizim için biçtiği takdirine de razı olmuşuz, bizim için çizdiği kaderine de teslim olmuşuz, hamdolsun.  Bundan büyük bir şeref, büyük bir izzet, büyük bir iftihar ve büyük bir mutluluk duyuyoruz. 

İslam’ı hakkıyla yaşayamasak, Yüce Allah (azze ve celle) a hakkıyla kulluk yapamasak da, hep bunu söyleyecek, bunu yaşayacak, bunu yaşatmaya çalışacağız. 

Zaman zaman –Allah zorlukla denemesin – gerek korkudan, gerek açlıktan, gerek acı bela ve musibetlerden, gerek amansız işkencelerden ötürü sesimiz soluğumuz çıkmasa da kimse, hele hele İslam düşmanları asla bizim bu davadan vazgeçtiğimizi akıllarına getirmesinler. 

Allahım!.. Bu vadimizin hep geçerli kalmasını senden istiyor, yar ve yardımcımız olmanı diliyoruz. Daima “Hasbünallah ve ni’me’l vekil, ni’me’l mevla ve ni’me’n nasir.” Diyoruz ve buna hep inanıyoruz. Amenna ve saddakna.

İslam, Tek Dindir

Bilindiği gibi bütün Peygamberlerin getirdiği din İslam’dır. Onun için bütün peygamberler, tıpkı Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) efendimiz gibi hak peygamberlerdir. Onlara da, getirdikleri Kitaplara da iman etmek, imanımızın temel esaslarındandır. Keşke o kitaplar da iyi korunabilseydi de kaybolmasalardı, ya da tahrif edilmeselerdi, dinimiz için temel bir kaynak olurdu. Çünkü “bizden öncekilerin şeriatı”, bazı şartlar çerçevesinde bizim için de şeriattır. Ama bu gün “İlahî Kitap” deyince elimizde güvenebileceğimiz bir Kur’an kalmıştır maalesef.

Kur’an bize “doğru yolun Allah’ın yolu” olduğunu bildirir.(Bakara, 120.) Bu yol, Allah (azze ve celle) ın kendilerine nimet verdiği “nebilerin, sıddîklerin, şehitlerin ve Salihlerin yolu” olan “İslam” yoludur. Evet bu yol aynı zamanda Hz. Musa’nın ve Hz. İsa’nın da yoludur. Peki, bu gün onlara nisbet edilen dinler, yani Yahudilik ve Hristiyanlık onların dini değil mi?

Evet, değil!


Hz. Musa’nın ve Hz. İsa’nın Dini İslam’dır


Onlar bir dinle geldiler ve o din de İslam’dı. Bu gün gelseler, yine ellerinde Kur’an’la İslam’ı arz ederlerdi insanlara. Yahudilik ve Hristiyanlık, Onların getirdiği dinin maalesef bozulmuş, aslî özelliklerini kaybetmiş halidir ve bu açıdan onlarla bir alakası ilgisi kalmamıştır. İslam’a göre onlar, aslı hak olmasına rağmen şimdi yaşadığı bozulma ve değişim yüzünden artık “batıl” olmuş dinlerdir.

Allah (azze ve celle) açık seçik bildirir bunu Kur’an’da: 

“Allah katında hak din, İslamdır.  O Ehl-i Kitabın ihtilafları, kendilerine gerçeği bildiren ilim geldikten sonra, sırf aralarındaki haset ve ihtiras yüzünden olmuştur. Allahın ayetlerini inkâr edenler bilsinler ki,  Allah çabuk görür onların hesabını.” (Al-i İmran, 19.)

Merhum Elmalılı’nı veciz ifadesiyle “Allah Teâlânın kendisi için ilke edindiği, peygamber gönderdiği, evliyasını yönlendirdiği din ve sırat-ı müstakim budur. Nimet ve mükafatını ancak bununla verir, akıbette selamete ancak bununla çıkarır.” 

Hatta şu ayetler, Peygamber Efendimiz (Aleyhis Salatu ves Selam) ın onların dininden ayrı hak bir din üzerinde olduğunu ve ondan ayrılacak olursa nasıl bir ceza ile karşılaşacağını açıkça bildirmektedirler:

“Ne yahudiler ne de hıristiyanlar, sen onların dinlerine tabi olmadıkça asla senden razı olmazlar.  Sen de ki: "Allahın hidayet yolu olan İslam, doğru yolun ta kendisidir.  Sana gelen bunca ilimden sonra onların heva ve heveslerine uyacak olursan,  Allaha karşı hiçbir koruyucu ve yardımcı bulamazsın.” (Bakara, 120.)

Ayette açıkça görülen nedir? Yahudilik  ve Hristiyanlık   diye iki din vardır ve onlara bağlı olanlar, Peygamber Efendimiz (Aleyhis Salatu ves Selam)den hoşnut olmayacaklardır, İslam’dan ayrı bir din olan kendi dinlerine girmedikçe…

Hamdi Yazır Merhum, bu ayetlerin tefsirinde, iniş sebebini de içine alan bir sosyal vakıayı dile getirir: 

“Yahudiler Hz. Peygambere "Gel bizimle bir müddet hoş geçin, bizi memnun et de sana tabi olalım." diye bir teklifte bulunmuşlar. Bu teklifteki art düşüncelerini anlatmak için şu âyet inmiş: 

“Ey Muhammed! Ne yahudiler, ne de Hristiyanlar sen onların milletlerine tabi olmadıkça asla senden memnun olmazlar”, hiçbir şekilde onların gönüllerini hoş edemezsin, meğer ki, milletlerine tabi olasın. Halbuki senin için, ikisinin de milletine tabi olmak mümkün değildir. Çünkü birbirlerine "hiçbir şey değil" diyen bu iki millet aslında birbirlerine son derece zıttırlar. İki zıddın birleşmesi mümkün olmadığından bu iki milletin ikisine birden tabi olmanın, ikisini birden razı etmenin yolu yoktur. Yahudiler yahudi, hıristiyanlar hıristiyan kaldıkça ikisinin de senden razı olmaları mümkün değildir. 

Şu halde sen peygamberlik diline mahsus olan bir belağat ve edeple onlara sadece de ki; Allahın hidayeti, işte uyulacak hidayet ancak odur. Hidayet diye ona denilir, sizin hidayet dediğinize değil. 

Bir başka mânâ ile Allah rehberi yok mu? İşte esas uyulacak rehber odur. Allahın Resulü, Allahın kitabı, Allahın dini dururken, başkasına tabi olmak sapıklıktır. 

Özetle hak din, Allahın dinidir. Aranacak, uyulacak olan odur. Ben size değil, siz bana uyacaksınız. "uyulmaya layık olan haktır". Yol hak yolu, hidayet Allah hidayetidir. Onlara işte böyle söyle ve şunu da bil ki; vallahi eğer sen, sana gelen bunca ilimden sonra, mesela onların heva ve heveslerine, keyiflerine uyacak olsaydın, Allahdan senin ne bir dostun, ne de bir yardımcın bulunur. Ortada kalır, helak olur gidersin. Çünkü Allah katında küfre ve şirke yardım yoktur.


Beşeri Dinler Batıldır

Hz. Musa ve Hz. İsa da dahil olmak üzere bütün Peygamberler (Aleyhimus Salatu ves Selam) dün kendi dönemlerinde İslam’ı getirmişlerdi ve şayet bu gün gelecek olsalar yine İslam’a tabi olacaklardır.

Bundan çıkan sonuç, Allah İslam’dan razıdır ve O’nun yeryüzünde hakim olmasını istemektedir. Bunu gerçekleştirme görevini de insanlara vermiştir. İnanan insanlara. Yoksa o “hepiniz Müslüman olun” dese, “hayır olmuyorum” demek kimsenin haddine düşmezdi. Ama O öyle yapmadı. İşi özgür iradeye bıraktı. Son resülünü bize şöyle takdim ediyor: 

“Bütün dinlere üstün kılmak için Resûlünü hidayet ve hak dinle gönderen Odur. Buna şahit olarak Allah yeter.” (Fetih, 28.)

Öyleyse İslam’ın dışında kalan bütün dinler, sistemler, nizamlar batıldırlar. Hak dinden bozulmuş dinler bile batıl olduktan ve yukarıda gördüğümüz gibi Allah (azze ve celle) tarafından reddedildikten sonra, insan eliyle yapılanlar haydi haydiye batıldır ve reddedilmesi gerekir. 

“Gerçekten sonra sapıklıktan başka ne var ki?”( Yunus 10/32.)

Müminlerin yolu, itikad ve amelde müminlerin tuttuğu tevhid yolu ve sağlam dindir ki, Allaha, Allahın Resulüne ve ulul-emre itaat yoludur. Bundan başkasına tabi olmak da tevhid yolundan çıkmaktır, müminler yolu olmayacağı bellidir: 

“Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir.”( Nisa 4/115)

Allah (azze ve celle), İslam’dan başka din edinmeme ve tevhidi koruma hususunda o kadar duyarlıdır ki, olmaz ya, farz-ı muhal böyle bir şey Resulüllah (sallallahu aleyhi vesellem) tarafından bile yapılacak olunsa, hiç şüphesiz onu da kabul etmeyeceğini açık seçik bildiriyor: 

“Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arz u ve heveslerine uyacak olursan, sana Allahdan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı.”( Bakara 2 /120.)

“Andolsun,   eğer   sana   gelen   bunca   ilimden   sonra   onların hevalarına   uyacak  olursan,   o  zaman  gerçekten   zalimlerden   olur¬sun!”( Bakara 2/145.)

Hiç şüphesiz bu ayetler Peygamber Efendimiz (Aleyhis Salatu ves Selam)den çok ümmetini ikaz eden ayetlerdir. Öyleyse ümmetin iyi bilmesi gerekir ki İslâmdan başka hak din yoktur. Bu yüzden başka dinlere bir kez olsun bile dönüp bakmamak, iltifat etmemek gerekir.(Bkz.Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 1/365-366. Bakara 120. ayetin tefsiri.)