İslamiyat Kategori
Tartışma Adâbı

Edep, hayatımızın her anında ve durumunda dikkat etmemiz, asla terketmememiz gereken bir keyfiyettir. Şahsi mutluluğumuz da bunda içtimai mutluluğumuz da bundadır. Bütün üzüntü, ayrılık ve dargınlıkların altında edep noksanlığı veya yokluğu yatar. Bu yüzden ki Efendimiz "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderil­dim”[1] diyerek, geliş sebebini edebe bağlamıştır. Bir başka kutlu hadisinde de "İslam güzel ahlaktır"[2] buyurmuştur. Edep ve ahlak eşanlamlı kelimelerdir. Bu yüzden sünneti yaşamak, edebi yaşa­maktır. Edeb, sünneti gözetmektir. Kemal ehli hayatın her anında edebe riayetle kemâlâta ermiştir.

Her şeyin edebi olur da münazaranın edebi olmaz mı?. Edeple yapılmayan her münazara, kırgınlıklara sebeb olduğu gibi, çoğu zaman, Allah korusun, sırf mağlup duruma düşülmesin diye, enaniyet uğruna hakkı bile bile örtmeye kadar gidebilir. Bu yüzden, münazara kelimesi, muhasama, muâruza, münazaa, münakaza, münakaşa manalarına da kullanılmıştır. Veya bunlar en azından bir­birine yakın kelimelerdir. Tecrübeyle sabittir ki, münazara ve mü­nakaşadan pek hayır gelmemiş, hayırlı bir sonuca erilmemiştir. Ka-zanılsa da çok şeyler kaybedilmiştir onda. Herhalde bundan olsa gerek ki kitaplarımızda mezmum sayılmış, yerilmiştir. Elbette ki, nezaketle kazanılan hak, münazara, münakaşa ile elde edilenden * daha uygun ve daha güzeldir.

İmam Gazali, İhya da bu konuya geniş yer vermiştir. Oradan bazı hadis mealleri sunalım: "Kardeşine itiraz etme, onunla lağıv konuşma." "İtirazı terkedin, zira onun hikmeti anlaşılmaz ve fitnesinden emin olunmaz." "Haklı olduğu halde mücadeleyi terkeden imse için cennetin ortasında bir köşk inşa edilir. Haksız olduğu halde ücadeleyi terkeden için ise, cennetin kenannda bir ev bina edilir." "Kul, haklı da olsa, mücadeleyi terketmedikçe imanını ke­mâle erdiremez."[3]

Neden tehlikelidir? Sebebi basit: Münakaşa niçin yapılır? Muhatabı ilzam için. Gaye, onu sözlerinde haksız, hatalı göster­mek, şahsını küçük düşürmek, cahilliğini ortaya koymak, kusurunu ilan etmek... Madalyonun ters yüzü ise kendi ilim ve üstünlüğünü göstermek, faziletini izhar etmek. Bunun altında yatan nedir? Nef­sin arzusunun ta kendisi. Yani kibir, gurur, enaniyet, övünme, bö­bürlenme ve üstünlük iddiası. Tehlike işte buradadır.

Bir gün, güzel bir meclis kurmuşuz, güzel kardeşlerimizle. Bir müddet tefsir okuduktan sonra, nefis bir sohbet sürüyor. Söz in­tihara geliyor ve yarasının acısına dayanamayarak intihar eden sa-habiyi naklediyor bir kazamızın müftüsü. Arkadaşımın biri "Uhud"da diyor. Fakir ise "Hayberde Kuzman" diyorum. Arkadaş, yıllarca Peygamberimizin hayatını okutmuş, siyer hocalığı yapmış­tır. Kendinden emin olarak "Uhud"da diyor. Fakir, yakında bu ko­nuda bir vaz hazırladığımı, bu hadiseyi de orada anlattığımı, hazır­larken de bu hadiseyi, İbrahim Canan Beyin "Sulh Çizgisi"[4] adlı güzel eserinde, Buhari ve Müslimden naklen gördüğümü”[5] söyle­dim. Arkadaşım: "Ben siyeri çok okudum ve iyi biliyorum. Sen, unutmuşsundur" demez mi? Fesübhanallah?.. Yahu ne olur bir ihti­mal olsun bırak bari.. Nasıl bu kadar kendi lehine kesin konuşur, kestirip atar da muhatabı hiçe sayarsın?. Bari "bir bakalım, ben öy­le biliyorum" de canım!..

Fakir, meded diye, o anda orada bulunan Hikmet yayınların­dan "Büyük İslam Tarihi"nin 1. cildinin indeksine koştum. "Kuz­man" kelimesi yok. Mecliste bulunan ve ders hocası olan muhte­rem, "gerek yok" dedi bu arada... Belli ki münazarayı hoş görmü­yordu. Onun huzurunda böyle bir durumdan doğrusu üzülmüştüm ve utanmıştım.

 

Eve gelince, hemen açtım "Sulh Çizgisi"ni. Evet öyle... Araştırdım. Tecrit-i Sarih. C. 10. sh. 266-270 arası aynı hadise an­latılıyor, Hayberde Kuzman Hadis no: 1609 ve 1610 Bak şimdi içimde deprenen enaniyetime.. Hemen telefona sarılıp "aç bakalım falan kitabı" diyesim geliyor. Kendimi tuttum "bir başka zaman, münasip bir üslupla" dedim, yeni bir tartışmadan kaçınmak için. Bilmem Cennette bir köşk elde edebildim mi?

Evet, münakaşadan sakınmalı, muhatabımızı incitmemeli, tevazuyu elden bırakmamalı, işittiğimiz Hak ise kabul etmeli, dinle alakası olmayan yanlışda, gerekirse susmalı, ilmi bir mesele veya sorulan sualde ise lütufla konuşmalı kendi üstünlüğümüzü izhar ve başkasının cehaletini ortaya çıkarmak, küçük düşürmek için yapı­lan münazaralardan sakınmalıyız, kaçınmalıyız.

Kalp çok hassas, dostluklarda çok kıymetlidir. Dikkat gere­kir her hâl-u kârda...


 [1] Suyutî, Muvatta Şerhi-Tenvirül Havalik, kahire 1348 2/211.

[2] Ali Muttaki, Kenzül Ummal 3/17 Hadis No: 5225

[3] Hadisler için bak. İhya, Afat-ül Lisan bahsi 3/264


[4] Sulh Çizgisi. İbrahim Canan S. 97-99


[5] Buhari Cihad 77, 182. Müslim