İslamiyat Kategori
Akıl İman Tebliğ

Hidayet sırf ihsan-ı ilahidir. Gerçi İslam’ın yayılması için, tebliğ mutlaka gereklidir. Hem de bilerek, güzel bir üslup ile, ikna edici her çeşit delillere baş vurarak davet, mutlaka gereklidir. Bütün peygamberler, ancak tebliğcidirler. Dinde zorlama yoktur.  Gayretle, hikmetle, güzel öğütle ne yapılabilirse işte odur bize düşen.

 

Bunu bilmek, bizi, hırstan ve yeisten kurtaracak;tır. Davetimize karşılık bulamıyorsak, metodu değiştirecek, çalışmayı artıracak, ancak, kendimizi katiyyen hidayet veren, hidayeti yaratan yerine koymayacağız. Ümitsizlik niye? Sen kendine düşeni yap... Onların inkarından sana ne? Evet, biz ancak vesileyiz, sebebiz, aracıyız, o kadar. Yaratıcı Allah’tır (cc) . Vazifeye devam. Resulullaha da böyle denilmişti: "Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin,   ama Allah dilediğini hidayete erdirir. Doğru yola girecekleri en iyi o bilir. "

 

Bunu bilmek bizi bir yanlıştan daha korur; ucuptan, kendini beğenmişlikten, iman edenlerden üstün görmekten... Haşa, hidayeti veren "hadi" yerine koymaktan kendimizi... Ve mükafatımızı dünyada iken yiyip bitirmekten. Evet, vesileyiz, asla yaratıcı değiliz.


Elbette, tebliğin tesiri vardır ve biiznillah netice verir. Şu müş gibi görülen kalabalıklar heyecan ve coşturmalarla dalg yor, propagandalarla fikir ve kanaat değiştiriyor, dün alkışlad m, bakıyorsunuz bu gün ıslıklıyorlar... Gerçi bu biraz da sağlam düşünceye ulaşamadıklarını gösterir yığınların. Aynı propağa daha doğrusu tebliğ ile o eksikliğin de giderilebileceğine sa" doğru düşünceye sahip bir inanç topluluğu oluşturulabileceğine işarettir 

Ama biz başa dönelim; iman ilahi bir bağıştır. Evet bir ihsan-! ilahi... Onun için hayatımızın her anında şükretmekliğimiz, ham-detmekliğimiz öğretilmiş bize... Hatta, bir şey yedikten sonra bile, "Bizi yediren ve içiren" dedikten sonra, "ve bizi müslümanlardan yaratan Allaha hamdolsun" deriz.

Gerçi, aklım kullanan imana erer ama, ben yine de akla paye veremiyeceğim doğrusu. Belki karmaşık bir ifade ama öyle işte. Hayatımdan bir örnek vereyim. Lisede beraber dindersine girdiği­miz bir öğretmen vardı. Esas branşı din dersi değildi. Sene sonu sı­nav kağıtlannı okuyoruz. Acı ile yüzüne baktım. Müslüman bir çevrede -olumsuzluklar bir tarafa tabi- müslüman bir aile çocuğu ve duyduğuma göre belli bir yaşa kadar da bir müslüman. Ahilerin­den biri de ilahiyatçı. Ama, maalesef kendisi o günkü durumu iti­bariyle İslam akaidine göre kafir. Sordum:

-Allaha inanıyor musun?

-Evet!..

-Ahirete?

-Evet..

-Peki ölümü ve inandığın o ahiret hayatını düşünüyor mu­sun.? Mesela öldün ve mezara girdin. Halini düşünüyor musun?

-Hocam lütfen bu konuyu kapatalım!.. Çünkü, bunları dü­şündükçe, çıldırasım geliyor.

Çıldırmadı. Demek ki pek düşünmüyor. Hisleri ile yaşıyor. Tıpkı böcekler gibi.. Öyle tavsiye etmişti ya Orhan Veli:

"Düşünme,

Arzu et sade!

Bak, böcekler de öyle yapıyor."®

Toprağı bol olsun Velinin, acep ne yapıyordur şimdi? Sonra­ları duydum: "Onu hatırladıkça, müslüman olasım geliyor, babamı hatırladıkça da vaz geçiyorum" demiş. İman bir ihsan-ı ilahi... 

Bunu teyideden tarihi bir vaka gözümün önünde canlan şimdi: Hayber fethedilmişti ve Resulullah, Zeynep Binti Haris adlı bir kadın tarafından zehirlenmek istenmişti. Yahudiler bunun için sorguya çekilmek üzere toplatılmıştı. Efendimiz:

-Ben sizden birşey soracağım, bana doğru cevap verecek mi­siniz? diye sordu. Yahudiler:

-Evet. ey Ebul Kasım! Doğru cevap vereceğiz dediler. -Sizin babanız kimdir? -Babamız filandır.

-Yalan söylediniz, sizin babanız filandır. -Doğru söyledin.

-Ben sizden bir şey daha soracağım. Bana doğru cevap vere- . cek misiniz?

-Evet ey Ebul Kasım. Doğru cevap vereceğiz. Biz sana yalan söylesek bile, sen, babamızın kim olduğunu bildiğin gibi, yalan söylediğimizi de bilirsin.

-Cehennemlikler kimlerdir?

-Kısa bir müddet Cehennemde biz kalacağız, sonra oraya ar­dımız sıra siz gireceksiniz.

-Haydi oradan!.. Vallahi biz hiç bir zaman Cehennemde size halef olacak değiliz. Sizden birşey daha soracağım. Bana doğru ce­vap verecek misiniz?

-Evet ey Ebul Kasım, doğru cevap vereceğiz.

-Siz, şu davar kebabını zehirlediniz mi?

-Evet zehirledik.

-Neden yaptınız?

-Eğer sen bir yalancı isen, zehirli kebabı yer ölürsün! Biz de elinden kurtulur rahat ederiz. Eğer gerçekten peygambersen, zehir sana bir zarar vermez, diye düşündük dediler.3

İşte ölmedi. Öyleyse hani iman!.. Nerdesin ey akıl.. Onca peygamberin ve bunca evliyanın sayısız mucize ve kerametlerine rağmen, insanların ekserisi hala kafir ise, söyler misin, sen nerdesin ey akıl.

Evet, iman bir ihsan-ı ilahidir. Hamdederek ve hisse alarak dinleyelim şu kıssayı4»

Aliyyül Havvas (rh.a.) diyor ki: Gönlüme birden Rum belde­sine yönelmek düştü. Nefsime dedim ki: Beyt-i makdise veya on­dan da güzel yerlere teveccüh daha evladır. Fakat, bilad-ı ruma az­mim kuvvetlenince, oraya yöneldim. Oraya varınca halkını toplan­mış telaşlı telaşlı konuşurlar bftldum. Nedenini sorunca dediler ki:

-Kralımızın kızı delirdi dedim ki:

-Ben onu tedavi ederim.

-Sen mi?., dediler. Sen tabib misin?

-Evet, ben tabibin kuluyum. Beni o kızcağızın babasına gö-türünüz dedim.

Kız beni görünce:

-Ey Havvas, bana gelen delilik, kulu olduğun tabibdendir de­di. Bu sözüne çok şaşırmıştım. Tekrar:

-Şaşırma, dedi. Gecelerden bir gece idi. Rabbimin cezbele­rinden bir cezbe, beni kurb (yakınlık) canibine cezbetti. Lisanım­dan zikir taşıyordu. Birden, birinin "De ki o Allah tektir. Resul ise Ahmeddir" dediğini işittim. İşte halim!...

-Bizim beldelere gider misin? dedim.

-Sizin beldelerde ne yapacağım dedi.

-Orada, Mekke, Medine, Beyt-i makdis var dedim.

-Başını kaldır dedi. Başımı kaldırdım, bir de baktım ki, Ka­be, Medine ve beyt-i makdis, başımın üzerinde havada dönüyor. Sonra bana dedi ki:

-Ey Havvas!.. Çöle cismiyle giden taş görür, ağaç görür. Ama ruhuyla gideni kabe tavaf eder.

Konuşmasını şöyle sürdürdü: 

-Ey Havvas!.. Sevgiliye kavuşma zamanı yaklaştı... Ona de dimki:

-Nasıl olur da bu küffar beldesinde ölürsün.

-Etimin ve kemiğimin Rumda kalmasının zararı yok. Çünkü ruhumu mevlama ısmarlıyorum. Velisi mevlası olacak.

Sonra sesli olarak bir nefes aldı ve dünyadan ayrıldı. Birden bir ses duyuldu:<5)

"Ey huzur içinde olan can... O senden, sen de ondan razı ola­rak, Rabbına dön..."<6)

Bizi ehl-i iman eden Rabbımıza hamdolsun ve imanımızı ko­rusun. Amin...