İslamiyat Kategori
Kötü Huylar

"İyi Huylar"a giriş yaparken demiştik ki: "Bize göre iyi ve kötünün, güzel ve çirkinin ölçüsü İslam ve onunla eğitilmiş akıldır. Yani Kur’an ve Sünnetin yapılmasını istediği her şey güzel, yasakladığı her şey de çirkindir ve terbiyeden geçmiş insan aklı onu kavrar." Buna göre güzel olan huyların başlıcalarını “İyi Huylar” başlığı altında az yukarda alfabetik sıraya göre kısaca açıklamaya çalıştık. İnşallah faydalı olmuştur.

Bununla beraber insanın fıtratına bazı “kötü” diyebileceğimiz duygu, güdü ve huylar da konmuştur. Mesela aldatma hile, haset, hırs, inat, riya, kibir, israf, öfke, zulüm gibi. İnsan bu huyları içinde taşıyarak bu dünyaya gelir. Bu da “insanın imtihan için var oluşu” gereğidir. Yani, insanın, bunlara karşı imanı, aklı ve iradesiyle mücadele edecek, böylece sevap kazanacak, ahlak ve fazilette tekamül edecek, İslam’ın hedeflediği bir “insan-ı kâmil” olabilecektir. Bu vesileyle de ahirette cennet ve içindeki akla hayale gelmez nice nimetleri bir ödül olarak kazanacaktır. Sonuçta o kötü huylar iyi bir hayat ve ahiret için bir “imkân” olacaktır.

Bazı ahlakçılar, bu hallerin, duyguların, kabiliyetlerin, güdülerin, huyların değişmez olduğunu, bunları kontrol etmenin mümkün bulunmadığını iddia ederler. Bu görüş doğru değildir. En azından eksiktir, konuyu iyi kavrayamamaktır. Üstelik bu görüş insanı bad’at ve batıl olan “cebriye” inancına götürür. Bu da “öyleyse insanın suçu nedir? Niye cezalandırılıyor ki?” sorusunu haklı kılarak, insanın sorumluluğunu kaldırır. Bu da açıkça imtihan için yaratılış” gayesine ters düşer. Nereden baksanız batıl bir görüştür.  

Sonra herkesin bildiği bir durum vardır; insanlar eğitimle değişir ve gelişir. Gözümüzle gördüğümüz bu kabiliyeti nasıl inkar edebiliriz?

Bazılarını böyle düşündürmeye sebep belki de şu fıtri vaziyettir: Genel olarak insanlar kendilerine haz, zevk, şehvet ve mutluluk veren şeyleri hemen elde etmek ister ve bunun için harekete geçerek çaba ve gayret sarf ederler. Bu zevklerini, şehvetlerini kaybetmeye sebep olan durumlardan da acilen kaçıp kurtulmak isterler. Fakat eğitim ve mücadele sayesinde akıl, iman ve irade bu hal, zevk, şehvet, hırs gibi duygu ve huyları kontrol eder hale gelebilir. Çünkü kısa vadede haz veren bazı şeylerin uzun vadede veya ebedi hayatta insana zarar vereceğini, onu mutsuz edeceğini öğrenir. Yine kısa vadede zor gelen, acı ve sıkıntı veren bazı şeylerin de bunlara tahammül edildiği takdirde uzun vadede veya ebedi hayatta insanı mutlu kılacağını kavrar. Bu anlayış ve kavrayış, onun iradesini güçlendirir, duygu ve arzularını kontrol etme gücü verir, nefisle olan mücadele ve mücahedesinde onu başarılı kılar. Baksanıza, terbiye sayesinde yırtıcı hayvanları bile ehlileştiriliyor. İnsan gibi akıllı bir varlığa bunun etki etmeyeceğini söylemek anlamsızdır.

Hatta insana uygulanacak eğitim, daha ötesini yapar. Huyları “dengede tutma” başarısı ile iyiye de kötüye, zarara de faydaya da açık ve müsait olan hal, huy, kabiliyet, duygu ve güdüleri tamamen iyiye yönlendirir. Böylece mesela öfkeliden “dinini, ırzını, vatanını koruyan bir kahraman” çıkarır. Şehvetine düşkün bir insandan “iyi bir koca ve baba” çıkarır. Aceleci birisinden "iş bitiren", cimriden "tutumlu", sabırsızdan "dirençli”, inatçıdan “sebatkar" insanlar çıkarır.

Sorumluluğa gelince, unutmayalım ki insanlar yaratılıştan verilmiş hal ve kabiliyetlerden değil, cahil ve âtıl kalarak bunları kötüye kullanmasından sorumlu olurlar. Oysa sabır ve sebat ile gayret ederek cehaleti ilimle,  ataleti mücadele ve mücahede ile yenip bu huyların kötüye kullanılmasını önlemek insanların elindedir. Bu da ona başarı ve mutluluk kazandırır. İyiliği için bir “imkan” ve “fırsat” olmaya dönüşür.                              

Sonuç olarak şunu  iyi bilelim ki, Allah (cc.), “Hakîm”dir. Hikmetsiz, menfaatsiz, maslahatsız bir şey yaratmamıştır. “İyi” ya da “kötü” her huyun aslında doğru kullanılırsa yararlı bir yanı vardır. İşlerin hayırlı olanı ortasıdır. Yani mutedil ve dengeli olan huylar hayırlıdır. Orta yol, daima selamettir. Bir şeyin azlığına “tefrit”, çokluğuna “ifrat” denir. İfrat ve tefritten hayır gelmez. İkisi de mezmumdur, kötüdür, kaçınılması gerekir. İyi, doğru, faydalı olan, orta yollu olanıdır.

Şimdi bu ana kural çerçevesinde bazı önemli “kötü huyları” işleyeceğiz. Bazı huyları başlık olarak almadık. Ama onu, ilgili olduğu önemli bir huyu anlatırken işledik. Mesela “korkaklık” kötü bir huydur,  ama onu “cesaret” işlenirken anlattık. Yine “cömertlik” güzel bir huy olarak işlenirken, “israf” da onun içine sıkıştırıldı. Neden böyle yaptığımızı artık sizler biliyorsunuz. 

Yeniden İslamî bir hayat yaşamaya karar verdiğimiz anda, belki niyetimizi iyi yapmak, kararımızı kesinleştirmek ve kuvvetlendirmekle beraber işe tövbe ile başlamak gerekir. Bu da “tövbe nedir?” sorusunun cevabıyla başlamayı gerektirir. O ise iyi huyların konusudur, oraya bakmak gerekir.