İslamiyat Kategori
Tekke ve Eşya
Tekke 
Kıyafet 
Eşya



Tekke:

Tekke, tarikat işlerinin yapıldığı yerdir. Ribat, zaviye, hangah, dergah, âsitâne gibi isimler de kullanılmıştır. İlk tekke Remle’de, Ebu Haşim es-Sufi (ö.150 h.) için yapıldığı söylenir.1
 Tekkeler ve zaviyeler, sadece devişlerin zikirevleri olmaktan çıkmış, toplumun her kesiminden fertlere eğitim, kültür, irşad hizmeti sunan, itikadi ve siyasi yönden toplumu yönlendiren bir kurum olmuştur. Fütüvvet teşkilatı, ahî loncaları ve vakıflarıyla iktisadî hayatı düzenleyen, usta çırak, alıcı satıcı ilişkilerini ve mal üretimindeki kaliteyi dantel ahengiyle işleyen,  yerine göre fakirlerin doyurulduğu İmaret- aşevidir. Yolcular ve seyyahlar için kervansaray, hasta, sakat, düşkün ve çaresizlerin başvurduğu “daru’l aceze”dir. Alimlerin ilim ve istişare için toplandığı meclis, ihtiyaç duyulan eserlerin bulunduğu kütüphanedir. Mazlumların ve mağdurların sığındığı “iltica” yeri, fakir fukara ve cemiyete karşı hayırların ebedileştirildiği vakıfların merkezidir. Yerine göre hudutlarda karakol ve kışla, yerine göre milli mücadelelerde bir karargahtır. Şiir, edebiyat, beste, güfte ve güzel sanatların hemen her dalıyla ilgilenilen  bir sanat evidir. Kısacası tekkeler ve zaviyeler çok yönlü fonksiyonlar icra eden birer kurum haline gelmişlerdir. Medreseler toplumun elit zümresine hitap etmesine karşılık, tekkeler geniş halk kitlelerinin eğitim ve irşad kurumları olarak devam etmişlerdir.2

Belli usul, erkan ve adab ile çalışan ve kendine has mimari bir tarz da geliştiren  bu ocaklar, asırlardır insanlığa hizmet sunmuşlardır. Her zaman her yerde olan bir kısım yanlışlıkların zaman zaman tekkelerde de olabileceği, ehliyetsizler elinde bazı istismarların dergahlarda da yaşanabileceği insan gerçeği karşısında çok yadırganacak bir şey değildir. Önemli olan genel yapıdır ve tekkeler bu yararlı yapıyı hep koruyagelmişlerdir.

Bizim ülkemizde batı fırtınaları sert bir şekilde esmeye ve kurulu yapıyı iyice sarsmaya başladığı meşrutiyet zamanlarında maalesef devlet yönetimini, kendi medeniyetinden koparak yabancı bir medeniyete sığınan batıcı aydın ve devlet adamları, batılı devletlerin de yardımıyla ele geçirdiler. Yeni iktidarın hak ve halk tanımaz güçlü simaları tarikat ve tekkeler hakkında birhayli kafa karışıklığı yaşadılar.

Onlardan bir kısmı İslam’ı, dolayısıyla tasavvuf ve tekkeleri “muasır medeniyet seviyesine” çıkmaya mani görüyor ve “toptan yok edilmelidir” diyorlardı. Abdullah Cevdet’in çıkarttığı İctihad dergisi bu tür yazılarla doluydu.

Aralarından bazıları da, Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu kötü durumun bütün faturasını bu müesseselere yıkmanın yanlış olduğunu, halkın tekkelere ihtiyaç duyduğunu, dolayısıyla yıkmak değil, ıslah etmek gerektiğini söylüyorlardı.

Aslında alimler ve şeyhler de kötü gidişin farkındaydı ve “medresetü’l meşayıh”, “meclis-i meşayıh” gibi yapılanmalarla yenilenme çabaları güdüyordu.

Cumhuriyet dönemine gelince devleti bütünüyle ele geçiren aynı kadroların 30 Kasım 1341 (1925) tarihinde çıkarttıkları 677 sayılı kanunla tekke ve zaviyeler tamamen kapatılmıştır. 3
Bu kanunun ardından gerek idari, siyasi, hukuki, gerekse şiir, hikaye, roman, tiyatro ve sinama yoluyla büyük bir karalama kampanyasına maruz kalan tasavvuf, tarikat ve tekkeler, kendisini müdafa edememiştir. Artık yasa dışı olduklarından yeraltına çekilen tasavvuf erbabı, meydanı ister istemez iki guruba bırakmıştır: Tasavvufu inkar veya istismar edenler.
Bu gün tasavvuf ve tekkeler, hakkında en fazla yalan, yanlış ve iftira yapılan, haliyle en fazla yanlış anlaşılan ve anlamadan karşı çıkılan kurumlardan biridir. 

Gerçekten de bu kurumların kapanmasına karşı çıkanlar zamanla haklı çıkmışlardır. Çünkü açtığı boşluk değişik tedbirler alınmasına rağmen bir türlü doldurulamamıştır. 

Bu gün demokrasinin de estirdiği hürriyet rüzgarlarıyla birçok bilim adamı, aydın, hukukçu, siyasetçi ve din görevlisi, tekkelerin bir sivil toplum kuruluşu olarak hizmet vermesi için ilgili kanunun iptali gereğini dile getirmiştir. Hiç şüphesiz bu iptal işlemi, ülkemizde demokrasinin ne derece özümsendiğinin de bir göstergesi olacaktır.

Kıyafet ve Eşya:

Tarikatlarda asıl amaç, kalbi temizlemek, nefsi arındırmaktır. Dolayısıyla dervişler dışa değil, içe önem vermişlerdir. İç arı olursa dıştan giyilen önemli değildir denilmiştir.
Yunus Emre bu duyguyu şöyle dile getirmiş;

          Dervişlik olsaydı taç ile hırka
          Bizde alır idik otuza kırka.

 Bununla beraber, zaman içinde her tarikat kendine özel kıyafetler de geliştirmişlerdir. Böylece her dervişin, hangi tarikattan olduğu çoğu kez kıyafetlerinden belli olurdu.
Tarikatlarda giyilenleri şöyle sıralayabiliriz: hırka, tae, kemer, şedd (ahilerin giydiği yün kuşak), hayderi tennure, kepenek.4  
    
Şunlar da tarikat eşyalarındandır: Post, şeyhin oturduğu post, pirin makamı sayılır. Alem; bir nevi sancak. Gül; demir çubuk. Rüfai’ler bununla “Bürhan”a katılırlar.
Mütteka-muin: halvette, yatmamak için oturduğu yerde uyurken baştarafı alnına konulan5 ucu sivri demir çubuk veya deynek.