İslamiyat Kategori
Fıkıhın Amaçları
İSLAM HUKUKUNUN TEMEL AMAÇLARI


İÇİNDEKİLER

1-Kişiyi yetiştirip ahlak bakımından olgunlaştırmak
2-İslam toplumunda adaleti gerçekleştirmek
3-Maslahatı Korumak
Muteber Olan Maslahatlar
1-Dini Muhafaza
2-Nefsi (Hayatı)  Muhafaza
3-Aklı Muhafaza
4-Nesli Ve Aileyi Muhafaza
A- Ailenin Önemi
B- Ailenin fayda ve hikmetleri
C- Huzurlu ve sürekli bir evlilik için riayet edilmesi gereken hususlar 
D-Aileyi Koruyucu Tedbirler
5-Malı Muhafaza
a)  İslam’ın dünyaya bakışı 
b)  İslam’da kazanç sağlamanın hükümleri 
c)  İslamın özel mülkiyete yön veren bazı kuralları 
d)  Malın korunması için alınmış olan tedbirler



ŞERİATIN (İSLAM HUKUKUNUN)  TEMEL AMAÇLARI

  İslam dini, bütün insanlara rahmet olarak gönderilmiştir. Bu itibarla Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber’e hitaben, “Biz, seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. ” (Enbiya:107) , ve insanlara hitaben de, “Ey insanlar size Rabb’inizden bir öğüt, kalplerdeki şeylere şifa, müminler için hidayet ve rahmet gelmiştir. ” (Yunus:57) , buyurulmuştur. 
  Şer’i hükümler, insanların nefsani zevkleri, hayvani arzuları, süfli istekleri ve keyifleri için konulmamıştır. Onun için bu hükümleri kimse keyfine, heva ve hevesine göre yorumlayıp uygulayamaz. 
  İslami hükümlerin hedefleri şu üç noktaya yönelmiştir:

1-Kişiyi yetiştirip ahlak bakımından olgunlaştırmak
Böylece insan, toplum için zararlı olmayıp faydalı olacaktır. Bu da, Allah’ın emretmiş olduğu ibadetlerle gerçekleşir. Bütün ibadetlerin gayeleri, ruhları olgunlaştırmak ve fazilet esasına bağlı sosyal ilişkileri sağlamlaştırmaktır. İbadetler, ruhları olgunlaştırır, insan oğlunun kalbine yerleşen haset ve kin lekelerini giderir. Güzel ahlak sahibi bir Müslüman, başkalarına karşı sevgi ve dostluk duyguları besler. Kötülük ve haksızlık ortadan kalkar. Bunun içindir ki, Allah Teala, “Gerçekten namaz, her türlü taşkınlık ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. ” (Ankebut:45) , buyurmuştur. Namaz, mü’minin miracı, cennetin anahtarı ve dinin direğidir. Oruç da böyledir; kulu Allah’a yaklaştırır, onu olgunlaştırır, kalbinin kötü duygu ve düşüncelerden temizlenmesini sağlar. Oruç, iradeyi kuvvetlendirir, sabrı öğretir. 
Zekat, insanı maddenin esiri olmaktan kurtarır, ihtiras zincirlerini kırar. Zekat, fakiri ihtiyaç esiri olmaktan kurtarır, fakirin kıskançlık duygularını köreltir, fakirle zengini birbirine yaklaştırır, toplumun ruhi ve manevi dengelerini takviye eder. 
Hac, müslümanların birbirlerini daha iyi tanımalarına, kültürel alış-veriş yapmalarına, ticaretin gelişmesine vesile olur. Hac ibadeti, müslümanın kalbini Allah sevgisiyle dolduran psikolojik bir eğitimdir. 
Kısaca ibadet ruhun gıdasıdır. Kalbe ve imana kuvvet verir. İbadet, insanı olgunlaştıran, ahlakını güzelleştiren ilahi bir imtihandır. Nefsin ıslahı, kötülüklerden uzaklaşmak ancak ibadetle mümkündür. İbadet insana ruh ve beden sağlığı kazandırır ve kulu Allah’a yaklaştırır. 

2-İslam toplumunda adaleti gerçekleştirmek
Adalet, hem müslümanların kendi aralarında, hem gayr-ı müslimler arasında aynı şekilde gerçekleştirilecektir. Çünkü Kur’an’da, “Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin, adaletli olun ki, o, takvaya daha yakındır. ” (Maide:8) , buyurulmuştur. 
İslamda adalet, en yüksek gayedir. İslam, bütün emir ve yasaklarında adaleti gerçekleştirmeyi hedef alır. Adalet, her hak sahibine hakkını vermektir. Adalet, hukukun üstünlüğüne inanmak ve hakkı üstün tutmaktır. Müslüman, başkasının kendisine nasıl muamele etmesini istiyorsa, kendisi de başkasına öyle muamele edecektir. 
İslam, sosyal adaleti gerçekleştirmeyi de hedef almıştır. Dolayısı ile kanun ve yargı önünde bütün insanları eşit kabul etmiş, bu hususta zengin ile fakir arasıda bir ayrım yapmamıştır. İslam da sınıf farkı yoktur, herkes insan ve kul olarak eşittir. Güçlü kendisinden başkasının hakkı alınıncaya kadar zayıf, zayıf da, kendi hakkı alınıncaya kadar güçlüdür. İslam’a göre bütün insanlar Adem (a. s) ’den, Adem ise topraktan yaratılmıştır. Arabın aceme, beyazın siyaha üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir. İslami hükümler karşısında herkes eşittir. Bu itibarla Hz. Peygamber, “Hepiniz Adem’den türediniz. Adem de topraktan yaratıldı ve “Arabın Arap olamayana karşı bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir. ” (Müsned)  buyurmuştur. Yüce Allah da, “Ey insanlar, biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışasınız diye sizi büyük büyük cemiyetlere ve küçük küçük kabilelere ayırdık. Allah katında en üstününüz, takvaca en ileri olanınızdır. ”buyurmuştur. (Hucurat:13) . 
Şu ayet İslam’ın sosyal adalet konusundaki hedefini ortaya koymaktadır: “Şüphesiz ki Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardımı emreder. Taşkınlıktan, kötülükten, zulüm ve zorbalıktan nehyeder. O, size öğüt verir, ta ki, iyice dinleyip tutasınız. ” (Nahl:90) 
3-Maslahatı Korumak
İslami hükümlerin gerçekleştirmeyi hedef aldığı gayelerden üçüncüsü de, maslahatı korumaktır. Kitab ve Sünnet’in meşru kıldığı her şeyde gerçekten bir maslahat vardır. İsterse bu maslahatı, nefsi arzularına uyan bazı kişiler göstermesinler. 
İslam’ın istediği maslahat, nefsi arzular değildir. O, şahsî olmayan kamu yararıdır. İslam hukukunda önemli bir yer tuttuğu için, bu konuyu biraz daha açıklamak istiyoruz. 
İslam hukukunun gayesi, iyi olanı almak, kötü ve zararlı olanı atmak ve insanların dünya ve ahirette mutlu ve huzurlu bir hayat sürmelerini temin etmektir. Bunun için de aklın, dinin, nefsin, neslin ve malın korunması gerekir. Dünyada insan hayatı bu beş şeyin muhafazası esası üzere kurulmuştur. Şerefli bir hayat, insanların huzur ve emniyeti, ancak bu beş şeyin korunmasıyla mümkündür. 
Muteber Olan Maslahatlar
Muteber maslahatları, mesalih-i mürsele bahsinde incelemiş, zaruri, haci ve tahsini maslahatlar olmak üzere üç mertebeye ayırmıştık. Burada zaruri maslahatları biraz daha ayrıntılı bir şekilde izah etmeye çalışacağız. 
1-Dini Muhafaza
Dini muhafazadan maksat, itikadi, ameli ve ahlaki hükümlerin korunması, bunların öğretilmesi, yaşamaya ve yaşatılmaya çalışılması, batıl inançların, sapık fikirlerin ve din yüzünden baskının ortadan kaldırılması, din ve vidan hürriyetinin sağlanması ve dine karşı savaşanlarla savaş yapılmasıdır. 
Dinde esas olan imandır. Dinimizde iman esasları:Allah’a, peygamberlerine, kitaplarına, meleklerine, ahiret gününe, kaza ve kadere imandan ibarettir. Bu esasların mutlaka korunması, yaşatılması gerekir. 
Bununla beraber İslam’ın ibadet esasları olarak bilinen; namaz, oruç, hac, zekat da farz kılınmıştır. Bu saydığımız iman ve ibadet esaslarının yerine getirilmesiyle din ayakta durur, cemiyet hayatı düzenli ve huzurlu olur. 
Dinin korunması için, İslam’ı tebliğ etmek, Emr-i bil-maruf nehy-i anil-münker görevini yapmak, dini eğitim ve öğretime önem vermek, din yüzünden olan baskıları kaldırmak, İslam düşmanları ile cihad etmek gerekir. İslam’da din ve vicdan hürriyeti esastır. Hiç kimse dinini değiştirmek için zorlanamaz. Herkes istediği bir dine inanmak, inandığı gibi ibadet edip yaşamak hakkına sahiptir. Bu, temel bir haktır. 
Dinin korunması için batıl inançlarla, sapık fikirlerle, bid’at ve hurafelerle de mücadele etmek gerekir. Aksi takdirde asli hüviyetini kaybeder, tahrif olur. Dolayısı ile saf imanı muhafaza imkanı kalmaz. 
Dini maslahat, zihni hurafe ve batıl inançlardan uzaklaştırarak, ruhu saf hale getirme, fikri, düşünceyi geliştirme, nefsi temizleme, azim ve iradeyi güçlendirme, ahlakı güzelleştirme ve eğitmedir. İşte İslam’ın itikadi, hukuki, ahlaki, iktisadi ve siyasi alandaki getirmiş olduğu hükümler, insanların iyiliği için, dünya ve ahirette saadete ermeleri için konmuştur. 
Kamil iman sahibi olan bir kişi, Allah’tan hakkıyla korkar, kimseye kötülük etmez, herkese iyilik eder, adalete ve hukuka saygı gösterir, nefsi için arzu ettiği şeyleri, başkaları için de arzu eder. Nefsi için istemediği şeyleri, başkaları için de istemez. Kısaca kamil bir iman, insanı, en yüce bir mertebeye ulaştırır, insanlık için en faydalı, en hayırlı bir unsur yapar. 
Bedeni bir ibadet olan namaz ile insan, Yüce Allah’a kulluk vazifesini ifa eder. Namaz, ruhu temizler, nefsi terbiye eder, ahlakı güzelleştirir. İnsanı kötülük ve ihtirastan uzaklaştırır. Cemaatle kılınan namazlar, -Cuma ve bayram namazları- Müslümanlar arasında dayanışmayı, tanışmayı, kardeşlik ve birliği sağlar. Hac ibadetinin siyasi ve iktisadi birçok faydaları vardır. Oruç, nefsi terbiye ile, insanı nefsine hakim olmaya, iradesini kuvvetlendirmeye alıştırır. Zekat, sadaka gibi mali ibadetler, fakirlerle zenginler arasında dostluk ve sevginin meydana gelmesine vesile olur, sosyal adaletin gerçekleşmesini sağlar. 
Ahlaki hükümler arasında, yardımlaşma, kardeşlik, birlik-beraberlik bulunmaktadır. İslam’da gıybet, iftira, insanları düşmanlığa, tefrikaya götüren haller yasaklanmıştır. Dinimiz, doğruluğu ister, yalanı sevmez, adaleti, hakkı üstün tutmayı emreder, tembelliği kabul etmez. Dinimiz, ilim sahibi olmayı ve herkese faydalı olmayı emreder. 
Din, insanların dünya ve ahiret mutluluğu için Allah tarafından gönderilen ilahi bir nizamdır. Din duygusu insanda doğuştan vardır. Çünkü her insanda üstün bir varlığa inanma ve ona kulluk etme duygusu, doğuştan vardır. Tarih boyunca dinsiz bir millete rastlanmamıştır. Peygamber Efendimiz, “Her doğan çocuk fıtrat (İslam fıtratı)  üzere doğar. Ana babası onu Hıristiyan, Yahudi yahut Mecusi yapar. ”buyurmuştur. 
Dinin insan hayatındaki yerini ve lüzumunu şöyle sıralayabiliriz:
1-Din duygusu insanda doğuştan varolduğuna göre; bu duygunun tatmin edilmesi ve ruhun huzura erebilmesi için bir dine ihtiyaç vardır. Ne ilim, ne kültür, ne de sanat, insanın gönlündeki boşluğu dolduramaz. Doldursa bile, bu tatmin geçici olur. Bu tatmini sürekli sağlayacak olan dindir. 
2-İnsan ruh ve bedenden oluşmaktadır. Bedenle ruh, etle kemik gibidir. Bedenin yemeye, içmeye ihtiyacı olduğu gibi, ruhun da imana, kalp huzuruna ihtiyacı vardır. Ruhun en büyük ihtiyacı dindir. Din, ruhu çeşitli zararlardan korur. Ruhun ihtiyaçları dinle giderilemezse, hem ferdin hem de toplumun bünyesinde kapatılması zor yaralar açar. Beden hastalıkları olduğu gibi ruh hastalıkları da vardır. Hatta ruh hastalıkları beden hastalıklarından daha tehlikeli ve zararlıdır. Zira beden hastalıkları yalnız dünyamızı, ruh hastalıkları ise, hem dünyamızı hem de ahiretimizi mahveder. Dinsiz, imansız, ahlaksız, helal haram tanımayan bir kimsenin, ne kendisine ne de başkalarına hayrı olur. 
3-Tarih boyunca insanlar, “nerden geldim, nereye gidiyorum, sonum ne olacak, beni kim yarattı, niçin yaratıldım…?”gibi sorulara cevap aramışlardır. Bu soruların cevabını ancak ilahi dinlerde bulmuşlardır. Filozoflar da bu soruların cevaplarını vermeye çalışmışlar ama gerçeği, doğru cevabı bir türlü verememişlerdir. Ünlü düşünür Pascal ölürken, “Ben filozofların haber verdiği tanrılara değil, peygamberlerin haber verdiği Allah’a iman ediyorum. ”demiştir. 
4-Toplumun düzenini sağlamak için de, dine ihtiyaç vardır. Cemiyeti teşkil eden fertleri, hayırlı işler yapmaya, başkalarına karşı olan hukuki ve ahlaki vazifelerini yerine getirmeye sevk eden bir takım kaide ve kurallara ihtiyaç vardır. Din, toplumda birlik ve beraberliği, dirlik ve düzeni, adaleti, ahlakı temin eden kanunların oluşturduğu bir kuru mdur. Dinden uzaklaşan toplumda, ahlaki ve hukuki gerilemenin baş gösterdiği, anarşinin alabildiğine yaygınlaştığı görülmektedir. İslam dininin iman, ibadet, ahlak, hukuk, iktisat ve siyaset gibi ana meselelere yönelik hükümleri, bütün insanları dünya ve ahrette saadete ve selamete çıkaracak niteliktedir. 
5-Her insanda, kendisinde uluhiyetin olduğuna inandığı varlığa, ibadet etme duygusu vardır. Ancak bu ibadetlerin nasıl yapılacağını, bir peygamber haber vermeden, öğretmeden bilemez. Bu yüzden de bir dine bir peygambere ihtiyaç vardır. 
6-Din, karanlık bir gecede, ıssız bir çölde yol alan insanın elindeki ışık gibidir. Böyle bir gece de ışık olmadan nasıl ki yolumuzu bulamaz isek, din olmadan da doğru yolu bulmamız mümkün değildir. Karanlık bir gecede yol alan insanın, bir bataklığa batması, bir uçurumdan yuvarlanması ya da vahşi hayvanlarla karşılaşması muhtemel olduğu gibi, hak dinden uzak yaşayan insanın da küfre, şirke, nifaka, düşme ihtimali büyüktür. Bu ise dünya ve ahiretinin kararması demektir. 
7- Ahlaki fazilet ancak diyanet hissi ile kaimdir. İnsanın kemale ermesi, ruhen yücelmesi ancak güzel ahlakla mümkündür. İslam güzel ahlaktan ibarettir. Peygamber Efendimiz, “Sizin iman bakımından en kamiliniz, ahlakı en güzel olanınızdır. ”buyurmuştur. Din duygusu yok olan insanlarda sevgi, merhamet, adalet gibi güzel hasletler de yok olmaktadır. İnsanı insanlar arasında üstün kılan vasıflar;iman, ahlak, hukuka saygı ve takvadır. Din olmadan, bu vasıfları kazanmak, üstün ahlak ve fazilet sahibi olmak mümkün değildir. 
8-Kalbe en büyük kuvvet ve destek veren dindir. Hayat bir mücadeledir. İnsan bu mücadelede bazen başarılı olamaz, birçok engelle karşılaşabilir. Maddi sebeplerin hepsine başvurduğu halde, başarmak imkanı bulamaz. İşte böyle bir zamanda, imanı olmayan bir kimse ümitsizliğe kapılır, çalışmayı bırakır, hatta intihara bile kalkışabilir. Ama sonsuz bir kudrete sahip Allah’a imanı olan bir müslüman karşısına çıkan engeller ne kadar büyük olursa olsun, asla ümitsizliğe düşmez, Allah’ın bir gün hakkında en hayırlısını vereceğine inanır. 
Yine uzun ve üzücü bir hastalığa mübtela olan, bütün tedavi yollarının yetersiz kaldığını gören bir hastanın, teselli bulması, ancak sarsılmaz bir imanla mümkündür. Allah ve ahiret inancı bulunmayan böyle bir kimseyi kim, nasıl teselli edecek?
Dünyada birçok insan zulme uğramış, hakkını alamamıştır. Hakkını alacak, zulme karşı koyabilecek gücü ve kudreti de yoktur. İşte böyle bir insanı teselli edecek, onu rahatlatacak, Allah ve ahiret inancından başka ne olabilir? İslam’a göre herkes ahirette bütün yaptıklarından ötürü hesaba çekilecektir. Bu dünyada hakkını alamayanlar ahirette eksiksiz alacaklardır. 
9-Dinsizliğin ictimai neticelerine bakmak da, dinin ne kadar lazım bir müessese olduğunu gösterir. Dinsizlik, önce ahlakı, sonra da hukuk fikrini yok etmektedir. Zira din olmayınca, ahlakın bir dayanağı kalmamaktadır. Bir millet için ahlakın yok olması kadar müthiş bir felaket yoktur. Milletlerin, cemiyetlerin yok olmalarının en büyük sebebi, sefahat ve ahlaksızlıktır. Merhum Elmalılı Hamdi Yazır, ”Izdırabı beşerin sebebi şirktir. ”diyor. Rahmetli Ferit Kam da, dinsizlerin maruz kalacağı hüsranı şöyle tasvir ediyor: “Dinsiz bir insan, gayet karanlık bir gecede fırtınaya tutulmuş, yelkensiz, dümensiz bir gemi gibi büyük bir okyanusta, deniz dalgaları içinde çalkalanıp durur. Nihayet sahili selamete ermeden, dehşetli bir kayaya çarpıp, parça parça olur. ” 
10- Her insan ölmek yok olmak istemez, daima var olmak, ölümsüz olmak ister. Eğer insanların bu istek ve arzularına cevap verilmezse, bunalıma girer, hayata boş verir, yaşama arzusu yok olduğu gibi, çalışma, çabalama, insanlara faydalı olma inancı da kalmaz, yada “bırakın şu üç günlük dünyada yaşayalım”diyerek, helal haram, ahlak, fazilet tanımadan sorumsuzca yaşamak isterler. 
Fakat Allah ve ahiret inancı olan, bir gün mutlaka hesap vereceğine inanan ve gerçek hayatın ahiret hayatı olduğunu kabul eden bir kimse hayata bağlanır, ahiret için hazırlık yapar, kimseye zarar vermez. İşte bu durumda hayatın da bir anlamı olur. 
11-Hak bir dine iman, insana azim ve sebat kazandırır. Mümin belaya sabreder, zorluklara göğüs gerer, kazaya rıza gösterir. Onu hiçbir şey yıldırmaz, ümitsizliğe düşürmez. Mü’min gereken bütün tedbirleri aldıktan sonra Allah’a tevekkül eder ve neticeyi Allah’tan bekler. 
12-Hak bir dine iman, insana güven verir. Mü’min ölmekten, yok olmaktan korkmaz. Çünkü ölümsüzlüğe, ebedi hayata, hesap gününe inanmıştır. Yüce Allah’ın kendisini bütün kötülüklerden koruyacağına inanmış, O’na sığınmıştır. Kafirler çoğu zaman korku ve dehşet içerisindedir. Ölmek, yok olmak, sevdiklerinden ayrılmak onlara korku vermektedir. 
Mü’min ecelinden ve gideceği yerden emindir. Mü’min Allah’ın adaletinden, rızkından emindir. Ona bu güveni veren dini ve imanıdır. 
13-İman, insanları sıkıntıdan, bunalımdan kurtarır, insana huzur ve güven verir. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: “Asra yemin ederim ki, şüphesiz insanlar hüsrandadır. Ancak iman edenler müstesna. ” (Asr suresi.)  Yani insanların bunalımdan kurtulabilmesi için; iman etmesi, inancının gereğini pratik hayatında yaşaması, Allah’ın nizamı olan İslam’ı tebliğ etmesi,hukuku üstün tutması, karşılaşacağı zorluklarda sabretmesi ve sabrı tavsiye etmesi gerekir. 
14- Huzurlu ve mutlu bir toplumun ortaya çıkması için de hak bir dine iman gerekir. Çünkü hesaba inanan bir insan, hiç kimseye kötülük edemez, aksine herkese iyilik yapmaya, Allah’ın rızasını kazanmak için bütün insanlara faydalı olmaya çalışır. Ahiret inancı olmayan insanlar, sadece kendi çıkarını düşünmekte, ‘yeter ki kimse görmesin’ düşüncesiyle, iyi kötü demeden her türlü işi yapabilmektedir. 
2-Nefsi (Hayatı)  Muhafaza
Her insan yaşama hakkına sahiptir. Bu hak insanların doğuştan sahip olduğu bir haktır. İslam, insanların hayatını korumak için maddi manevi birçok müeyyideler koymuştur. Bu müeyyidelerden bazıları şunlardır:
1-Mağdurun velisi affetmedikçe, haksız yere ve kasten adam öldürenin cezası idamdır. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: “Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı. ” (Bakara:178) 
Bununla birlikte soykırım, katliam kesin olarak yasaktır. Savaş halinde dahi kaçan ve yaralı düşen öldürülmez. Fiilen savaşa katılmayan kadınlara, çocuklara, din adamlarına, işlerinin başındaki çiftçi ve işçilere dokunulmaz. Hayvanlara ve bitki örtüsüne zarar verilmez. Suçlulara ve düşmanlara işkence yapılmaz. Hz. Peygamber hamile olduğu için bir kadının cezasını ertelemiş, kadın çocuğu doğurunca da, sütten kesilinceye kadar mühlet vermiştir. 
2- Bir insanı haksız yere öldürmek, bütün insanları öldürmek gibi büyük bir suç sayılmış ve ahirette cezasının ebedi cehennem olduğu bildirilmiştir. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”Kim bir cana karşı veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere)  bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kimde bir canı kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur. ” (Maide:32) . Yine, “Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona azab etmiş, ona lanet etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır. ” (Nisa:93) 
3-İntihar etmek büyük günahlardan sayılmıştır. Yüce Allah, “Kendinizi öldürmeyin. ” (Nisa:29) , buyururken, Peygamber Efendimiz de, intihar edenin cehennemlik olduğunu bildirmiştir. Bu can kişiye emanettir. Emanete hıyanet münafıklık alameti oluğu gibi, büyük günahlardandır da. 
4-Masum bir insanın öldürülmesine, dövülmesine yardım etmek yasaklanmıştır. Hz. Ömer; “Bir masum insanı öldürmek için, bütün bir belde birlik olsa, hepsini cezalandırırdım. ”demiştir. 
Kur’an’da Yüce Allah şöyle buyuruyor: “İyilik ve (Allah’ın yasaklarından)  sakınma hususunda yardımlşın, günah ve düşmanlık hususunda yardımlaşmayın. ” (Maide:2) 
5-Şer’i bir sebep olmadan bir insanı dövmek, korkutmak caiz değildir. Peygamber Efendimiz: “Dünya da insanlara işkence yapan, sıkıntı veren kimselere Allah azab eder. ”buyurmuştur. (Müslim) 
6-Nefis müdafasına izin verilmiştir. Bir insan karşısındaki kişinin mutlaka kendini öldüreceğine kanaat getirirse, o kendisini öldürmeden evvel, kendisi onu öldürebilir. Bu durumda nasıl olsa iki kişiden biri ölecek; o halde masum ve mazlum biri öleceğine, saldırgan ve zalim birinin ölmesi ehven-i şerdir. Üstelik bu hareket caydırıcı da olabilir. Peygamber Efendimiz, “Kim nefsini müdafaa ederken öldürülürse şehittir. ”buyurmutur. 
7-Hastalıklardan korunma ve tedavi olma emredilmiştir. Yüce Allah, “Kendinizi tehlikeye atmayınız. ”buyurmuştur. Peygamber Efendimiz, “Veba olan yere gitmeyiniz, veba bulunan yerden ayrılmayınız. ”yine, “Her hastalığın bir ilacı vardır. İlaçlarla tedavi olunuz. ”buyurmuştur. Bir başka hadis şöyledir: “Şu beş şey gelmeden, beş şeyin kıymetini biliniz: Ölüm gelmeden hayatın, hastalık gelmeden sıhhatin, meşguliyet gelmeden boş vaktin, ihtiyarlık gelmeden gençliğin, fakirlik gelemden zenginliğin. . ”
8-İnsanlarla alay etmek, hor görmek, gıybet etmek, buğz etmek yasaklanmıştır. Kur’an’da şöyle buyruluyor. “Ey iman edenler, bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınlarla alay etmesin. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. ” (Hucurat:11) . “Ey iman edenler, zandan çokça kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin…” (Hucurat:12) 
Sevgili Peygamberimiz de “Birbirinizin ayıbını araştırmayın, birbirinize buğzetmeyin, Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz. Bir kimseye günah olarak kardeşini hor görmesi yeterlidir. ” buyurmuştur. 
9- Müslümanın müslümana küfretmesi, iftira atması yasaklanmıştır. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Müslümanın küfretmesi fasıklık, kardeşini öldürmek istemesi küfürdür. ” yani küfre yakın bir günahtır. Bir başka hadisi şerifte de şöyle buyurulmuştur: “Bir kimse kardeşine ‘kafir’ derse, o söz ikisinden birine döner. Eğer o kişi söylediği gibi ise, söz yerini bulmuştur. Fakat o kişi kafir değilse, söz söyleyene döner. ” yani söyleyen küfre girer. 
10- Hür bir insanın köle yapılması yasaklanmıştır. Bir insan için en değerli şey hürriyettir. Hür olmadan tam insan olunamaz. Hz. Ömer, Amr b. As’a, “Ey Amr, analarından hür olarak doğan insanları ne zamandan beri köle yaptınız. ”demiştir. Kur’an-ı Kerim de, insanların köleleştirilmesini caiz gören bir tek ayet yoktur. Ayetler, köleyi hürriyetine kavuşturmayı teşvik etmekte, bunun yollarını açıklamaktadır. Hz. Peygamber, harp esirleri de dahil olmak üzere, hiçbir insanı köle yapmamış, eline geçen kölelerin tamamını hürriyete kavuşturmuştur. Raşid halifeler, sadece misilleme yoluyla harp esirlerinin bir kısmını köle yapmışlardır. 
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:“Kölelerinize yediğinizden yediriniz, giydiğinizden giydiriniz, gücünün yetmediği işlerde onlara yardımcı olunuz. Onlara ‘kölem, cariyem’ diye hitap etmeyiniz, ‘evladım, kardeşim’diye hitap ediniz. ”Bu sebeple İslam’da köle almak, köle olmaktır. ”denmiştir. 
İslam, insan haysiyetine ve onuruna önem vermiş ve onu korumuştur. Mesela, sosyal bir zaruret olmadan, insan zorla çalıştırılamaz. Ne sebeple olursa olsun, kimseye hakaret edilmez, işkence yapılmaz. Hz. Peygamber, sanıklara suçlarını itiraf ettirmek için baskı ve işkence yapılmasını yasaklamıştır. Vergi toplamak için halka eziyet edenler uyarılmış, bu gibi hareketler şiddetle kınanmıştır. Bütün akitler gibi, iş akdinde de rıza esastır. Karşı tarafın ihtiyacını kullanarak, onu zorla işe veya akde mecbur etmek caiz görülmemiştir. 
11-Din ve vicdan hürriyeti esas alınmıştır. İslam da herkes din ve vidan hürriyetine sahiptir. Hiç kimse herhangi bir dini kabule zorlanamaz. Her insan istediği bir dini hür iradesiyle seçme ve o dini yaşama hakkına sahiptir. İslam ülkesinde insanlar, kendi fikir ve düşüncelerini, genel ahlaka aykırı olmamak, devleti bölmemek, birlik ve beraberliği bozmamak şartı ile açıklayabilir. Esasen İslam’ın asıl gayesi;din yüzünden baskıları ortadan kaldırmak, insanları kula kul olmaktan kurtarmak, yörüngesinden çıkmış dinlerin zulmünden insanları İslam’ın adaletine kavuşturmaktır. 
12-İslam, insan hayatını korumak amacıyla, zaman zaman bazı farzların terkine, geciktirilmesine veya sağlığa zarar vermeyecek bir şekilde ifasına, bazı haramların işlenmesine izin vermiştir. Birkaç örnek vermek gerekirse:
a)  Zaruret olduğunda, hayatı korumak amacıyla, kişi avret yerini, yabancı kimselere mesela doktora gösterebilir. Çünkü muayene olmadığı takdirde ölüm tehlikesi veya sağlığının kötüye gitme tehlikesi vardır. İnsan, hayatını tehlikeye atamaz. 
b)  İnsan, hayatı tehlikeye girecek veya hastalığı artacaksa, çok soğuk havalarda, gusül yerine teyemmüm edebilir. 
c)  Hastalığı sebebiyle namazı ayakta kılamayan kimse oturarak kılabilir. 
d)  Ramazan ayında, hasta, hamile ve emzikli kadın, yolcular ve çok yaşlı kimseler, doktor sakıncalı bulur ve sağlıklarının bozulacağını söylerse oruçlarını yiyebilirler. 
e)  Zaruri durumlarda açlıktan ölmemek için haram malın yenmesine izin verilmiştir. Bütün bunlar insan hayatını korumak içindir. 
Sonuç olarak İslam, insanların şerefli ve onurlu bir hayat yaşayabilmesi için gereken her türlü tedbiri almıştır. Esas gaye insanın huzur ve güven içerisinde şerefli bir hayat yaşayabilmesidir. Bunun için ne gerekiyorsa o yapılmalıdır. 
3-Aklı Muhafaza 
  İnsanı insan yapan en önemli özelliklerin başında akıl gelir. İnsan, dünya ve ahiret saadetini aklı ve iradesi vasıtasıyla kazanır. Aklı olmayanın dini de yoktur, yani dinen sorumlu değildir. İslam, insanın doğru düşünebilmesi, iyiyi kötüden, hayrı şerden, hakkı batıldan ayırabilmesi için, aklın korunmasını esas almıştır. 
Aklı korumak için İslam’ın almış olduğu tedbirlerden bazıları şunlardır:
1-İslam, batıl inançlara, heva ve hevese tabi olmaya, hurafelere, taklitçiliğe, insan zihnini körelten ve zekayı söndüren müneccimlik ve kehanet gibi temelsiz ilimlere, cehalete, taassuba karşı çıkmış, bu türlü kötülüklerden aklı korumak istemiştir. Zira bu türlü inanışlar, insanın doğru düşünmesini, hakkı ve gerçekleri görmesini engeller. 
  İslam, hak ve gerçekçi bir dindir. Kur’an’da sık sık, “heva ve hevese uymayın”, “şeytana tabi olmayın”buyurulmaktadır. Bu gibi ayetlerde, heva ile hak, zıt kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Hakk’a, Allah’ın nizamına uyulmasını isteyen İslam, heva ve hevese, batıla, kuru zanna, şeytana, nefsani temayüllere uyulmasını kınar. 
İslam, doğru ve gerçek olana uyulmasını istediğinden hurafelere, kehanete, gaibten haber vermeye, müneccimliğe, sihre, yıldız namelere, falcılığa, üfürükçülüğe, uğursuzluk inancına, ruh çağırmaya, ölülerden medet ummaya karşı çıkmıştır. Açıktır ki, bu gibi şeylere inanmak, bunlarla uğraşıp ilgilenmek, aklı ve fikri çıkmaza sokar. İnsanı düşünemez hale getirir. 
İslam, her insanın aklını kullanarak gerçeği ve doğru yolu bulmasını ister. Dinimiz, taklidi ve taklitçiliği men eder. Çünkü taklitçi düşünmez, aklını kullanmaz, bir şeyin iyi mi, kötü mü, hayır mı, şer mi olduğunu araştırmaz. Halbuki İslam, taklidi değil araştırmayı emreder. Müslüman, düşünen, araştıran, hakkı batıldan ayırmaya çalışan insandır. Bunun için de aklını iyi koruması gerekir. 
İslam ne cismani ne de ruhani bir sınıfa dayalı sulta ve otorite kabul etmez. İslam da ruhbanlık yoktur. Her insan aklı ve iradesiyle yolunu kendisi seçer ve neticesine de katlanır. Yüce Allah, hak ile batılı, hayır ile şerri, peygamberleri vasıtasıyla açıklamıştır. İnsanların görevi, aklını kullanarak doğru yolu seçmektir. 
İslam’da Allah Rasulü’nün sözünden başka, hiçbir kimsenin fikrinin, kanaatinin ve ictihadının mutlak surette dokunulmazlığı yoktur. Gerekli bilgi, ehliyet ve liyakate sahip olmak şartı ile edeb çerçevesinde usulüne uygun olarak her insan tenkit edilebilir, düşünce ve görüşleri tartışılabilir. Kısaca Allah ve Rasulü’nün hükmü müstesna, herkesin sözü alınabilir, reddedilebilir. 
İslam’da taassub yok müsamaha vardır. Taassub, başkalarının inanç, düşünce ve görüşlerine saygı göstermemek, kendi inanç, düşünce ve görüşlerini mutlak doğru ve gerçek saymak, yanılma payı bırakmamak, bundan daha önemlisi, kendi fikir, kanaat ve inancını başkalarına ısrarla ve zorla kabul ettirmeye çalışmakdır. Peygamber Efendimiz, “Ben tabii ve hoşgörülü bir dinle gönderildim. Allah katında en sevimli dinî yaşayış, en müsamahalı olan dini yaşayıştır. ”buyurmuştur. 
2-İslam, aklı ve fikri devamlı veya muvakkat olarak faaliyetten alıkoyan, işlemez ve görevini yapamaz hale getiren, muhakeme gücünü körelten, zekayı söndüren ve zihni uyuşturan her şeyi, tesir derecesine göre ya haram yada mekruh kılmıştır. 
İslam’da her çeşit uyuşturucu kesinlikle haramdır. Mesela esrar, eroin, morfin vb. şeyler yasaklanmıştır. Zira uyuşturucu kullanmak sadece aklı ve fikri işlemez hale getirmekle kalmaz, insanın sinir sistemini, akli dengesini ve beden sağlığını da bozar. Uyuşturucular, insanda var olan tabii hasletleri ve güzellikleri yok eder. İnsanı insanlıktan çıkarır. Uyuşturucu tiryakileri, Allah’ın en büyük lütfu olan iradelerini de kullanamazlar. Bu insanlar, kârını zararını bilemez, kendine sahip olamazlar. Bu duruma düşen insanlar ruhen ve aklen hasta kimselerdir. 
Uyuşturucu kullanan kimselerin, akli dengeleri bozulduğu için çalışamaz, para kazanamaz, evinin geçimini sağlayamaz, elindeki servete sahip çıkamaz, müptela oldukları hastalıktan dolayı, bütün mal varlığını elden çıkarmaktan çekinmezler. Neticede hırsızlık yapmaya hatta her türlü ahlaksızlıklara tevessül etmeye, uyuşturucu için para bulmaya çalışırlar. Artık onların yapamayacağı iş, veremeyeceği şey yoktur. 
  İslam, sarhoşluk veren, insanı düşünemez hale getiren bütün uyuşturucu maddeleri ve alkollü içkileri haram kılmıştır. Kur’an’da mealen şöyle buyuruluyor : “İçki, şeytanın pis bir işidir. Kurtuluşa ermek için, içkinin terk edilmesi gerekir. Şeytan içki ve kumar sebebiyle aranıza düşmanlık ve nefret sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan uzak tutmak ister. ” (Maide:90) . 
  Hadisi şer’iflerde içki, bütün kötülüklerin anası ve her türlü şerrin anahtarı olarak bildirilmiştir. İslam’a göre sarhoşluk veren her şey içkidir ve haramdır. 
  İçki sadece akla değil, mala, cana, aileye ve dine de zararlıdır. Sarhoş, huşu ve kalp huzuru içerisinde şuurlu olarak namaz kılamaz, ibadet yapamaz. Malını lüzumsuz ve boş yere zayi eder. Alkol, bedene zarar verir ve onu çeşitli hastalıklara yakalanmaya müsait hale getirir. Sinir sistemini ve hazım cihazını tahrib eder. 
Bugün içki ve uyuşturucular, özellikle gençleri ciddi bir şekilde tehdit etmektedir. Bu durum karşısında bütün devletler, bu tür maddelerin tüketimini, alınmasını satılmasını ve kullanılmasını sıkı bir denetime tabi tutmalı ve bunlara karşı savaş ilan etmelidir.
3- Sigara, Nargile ve benzeri şeylerden sakınmak : Bu türlü şeylerin de sağlığa zararlı oldukları herkes tarafından bilinmektedir. Bu itibarla bunlara mutlak olarak helal ve mübah demek mümkün değildir. Sigaranın bazı şartlarla haram olduğu, bu şartlar yoksa en azından mekruh olduğu çağdaş İslam alimler tarafından ifade edilmektedir. Üzerinde “sağlığa zararlıdır”yazılı bir şeye helal ve mübah demek caiz değildir. 
  4- Akılımızı, ilim ve irfanla donatmak : Aklı korumak için, sadece batıl inançlardan, hurafelerden, insanı düşünemez hale getiren içki ve uyuşturucu maddelerden uzak durmak yetmez. Aynı zamanda aklımızı doğru bilgilerle süslememiz, muhakeme gücümüzü geliştirmemiz gerekir. Hak ile batılı, hayır ile şerri birbirinden ayırabilmemiz için, hakikat bilgisine ihtiyaç vardır. İslam’da bilginin kaynağı vahiy ve vahyin ışığında gelişen akıldır. Kur’an ve Sünnet’den haberi olmayan bir kimsenin doğruyu bulması, doğru düşünmesi mümkün değildir. İslam kadın erkek herkese ilim öğrenmeyi farz kılmıştır. Kur’an’da : “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” buyurulmaktadır. Yine Kur’an’da : “Allah’tan ancak hakkı ile alim kulları korkar”buyuruluyor. Bir mütefekkirimiz: “Eğer insanlar Allah’ın azamet ve kudretini düşünebilselerdi, asla günah işlemezlerdi”diyor. Eğer bugün geri kalmışsak, düşmanlarımız bize üstün gelmişse, iğneden ipliğe varıncaya kadar yabancılara muhtaç hale gelmişsek, bütün bunların sebebi ilme ve ilim adamına yeterince değer vermeyişimizdir. Dünyada en büyük güç ilimdir. Akıl muhafaza edilmeden, ilim elde edilemez. Bugün İmam Azam ve Gazali çapında ilim ve fikir adamı yetişmiyor. Bunun sebeplerini araştırmamız gerekir. Geri kalışımızın ve dünya çapında ilim ve fikir adamı yetiştiremeyişimizin en önemli sebebi, akla zarar veren batıl inançlarla, hurafelerle, uyuşturucu maddelerle yeterince mücadele edemeyişimizdir. Ayrıca hakikat bilgisinin kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’ten uzaklaşmamız da bizim geri kalmamıza neden olmuştur. Bunlarla birlikte taklid ve tembellik ruhumuza işlemiştir. Ali Fuat Başgil diyor ki : “İki yüz yıldan beri bu millet, öyle bir hastalığa yakalanmıştır ki, bu hastalık, veremden, kanserden daha tehlikeli ve zararlıdır. Bu hastalığın adı tembellik ve taklidiciliktir. ”
  5- Akla zarar veren, insanları düşünemez hale getiren faktörlerden biri de Münker ve fuhşun yaygınlaşmasıdır. Nefsi arzuların öne çıktığı, şehvetin kabardığı bir ortamda, sağlıklı ve doğru düşünmek mümkün değildir. İmam Şafii “ Her günah kalpte bir lekedir. İnsan günah işledikçe kalbi kararır ve hakikati görmez. ”demiştir. Bu sebeple dinimiz, açılıp saçılmayı, müstehcenliği ve her türlü ahlaksızlığı yasaklamıştır. 
Netice olarak İslam, aklı korumak için, önce aklın batıl inançlardan, sapık fikirlerden, hurafelerden arındırılmasını, bunun yerine ilim ve irfanla donatılmasını istemiştir. Ayrıca insanı düşünemez hale getiren uyuşturucu maddeleri, alkollü içkileri, sağlığa zararlı olan sigara vb. lerini tesir derecesine göre ya haram yada mekruh saymış, şehveti kabartan, insanların aklını körelten müstehcenliği yasaklamıştır. 

4-Nesli Ve Aileyi Muhafaza
A- Ailenin Önemi :
  Aile toplumun temel taşıdır. Canlılarda hücre ne ise, cemiyet için de aile odur. Aile ne kadar sağlıklı ve sağlam olursa, toplum da o kadar sağlam ve sağlıklı olur. Dini, milli ve sosyal hasletlerin korunması, geniş ölçüde ailenin ve neslin korunmasına bağlıdır. Kur’anda şöyle buyuruluyor : "Ey iman edenler, kendinizi, ailenizi, çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyunuz. ” (Tahrim:6) , “O, dönüp gitti mi (senden ayrılıp bir iş başına geçip iktidar sahibi oldu mu) insanlar arasında bozgunculuk etmek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için yeryüzünde koşar. Allah bozguncuları sevmez. " (Bakara:205) . Burada İslam düşmanlarının başa geçip iktidar sahibi olduklarında ekonomiyi, aileyi ve nesli bozacakları haber veriliyor. O halde yeryüzünde fesadın yayılmaması için ailenin muhafazası gerekmektedir. 
  İslam ailenin teşekkülü için evliliği teşvik eder. Çünkü aile olmadan insanların huzurlu bir hayat yaşamaları mümkün değildir. Her insanda sürekli yaşamak ve neslini devam ettirmek arzusu vardır. Bu da ancak aile hayatı ile mümkündür. 
  Aile müessesesine doğru atılan ilk adım evliliktir. Hz. Peygamber : "Gençler, içinizden gücü yeten evlensin. ”diyor ve gerekçesini :"çünkü iffeti ve namusu korumanın yolu evliliktir. ”şeklinde açıklıyor. (Buhari) . Diğer bir hadiste: "Nikah benim Sünnetimdir. Sünnetime göre hareket etmeyen benden değildir.” Bir başka hadiste: "Evleniniz, çoğalınız. Çünkü ben kıyamet gününde çokluğunuzla övünürüm. ”buyurmuştur. (İbni Mace) . Hz. Peygamber bekar yaşamak isteyen Osman b. Mazunu bundan yasaklamış ve evlenmeye teşvik etmiştir. İslam’da ruhbanlık yoktur. Bekar yaşamak kınanmıştır. Nefsine hakim olamayan ve evlenmeye de gücü yeten kimselerin evlenmesi farz, nefsine hakim olmakla beraber evlenmeye gücü yetenlerin evlenmesi ise Sünnet kabul edilmiştir.
B- Ailenin fayda ve hikmetleri :
Ailenin fert ve toplum açısından bir çok fayda ve hikmetleri vardır. Bunardan bazıları şunlardır :
  1- Evliliğin gayesi, aileye mutluluk, topluma da sağlam ve sıhhatli nesiller yetiştirmektir. Kur’anda şöyle buyuruluyor: “Onun (varlık ve kudret)  alametlerinden biri de, size hemcinsinizden, kendileriyle huzura eresiniz diye eşler yaratmasıdır. Birbirinize karşı sevgi ve şefkat de yaratmıştır. ” (Rum:21) . "Onlar (karılarınız)  sizin için bir elbisedir, siz de onlar için elbisesiniz. " (Bakara:188) . Bu benzetme ile eşlerin karşılıklı koruyuculuk ve tamamlayıcılık vasıfları sergilenmiştir. Bu sebeple evlilik, eşlerin sadece bedeni ihtiyaçlarını değil, bundan daha önemli olarak ruhi ihtiyaçlarını, koruma, korunma, sevme, sevilme, sayma, sayılma, yardımcı olma, yardım görme gibi bir çok ihtiyaçlarını da karşılar. 
  2- Evlilik, bir çok ihtilaf ve kavgaları önler. Zira evlilik dışı kurulan ilişkiler, kıskançlıklara ve kavgalara yol açmaktadır. 
  3- Evlilik, kişilerin namusunu, iffetini, nezahetini ve haysiyetini korur. Tabii ihtiyaçlarını meşru yollardan karşılayan eşler, gayr-ı meşru yollara gitmezler. İnsan tabiatında ve toplumda aslolan fuhuş ve arsızlık değil, iffet ve hayadır. Bunu da ancak meşru ve kanuni evlilik temin eder. 
  4- Evliliğin bir faydası da, hayatın yükü altında ezilen, türlü meşakkat ve sıkıntılarla yüz yüze gelen eşlerin bir yuvada, birbirlerine destek olarak, birbirlerini teselli ederek, sıkıntılarını, yorgunluklarını atmalarına, huzur ve saadet içerisinde yaşamalarına vesile olmasıdır. Hiç kimse yalız yaşamak, insanlardan uzak kalmak istemez. Her insan hayatını paylaşabileceği bir arkadaş, bir dost arar. İşte evlilik, insanın bu ihtiyacını da karşılar. 
  5- Aile bir okuldur. Çocukların eğitiminde en önemli müesseslerden biri de aile ocağıdır. Çocuk sevgiyi, saygıyı, yardımlaşmayı, dayanışmayı, şefkati ve merhameti en iyi aile ocağında öğrenir. 
  6- Neslin devamını sağlamak. Çocuklar, evliliğin meyveleridir. Aile olmadan sağlam ve sıhhatli nesiller yetiştirmek mümkün değildir. Çocuklar aile ortamında yetiştiği gibi, başka bir yerde yetiştirilemez. Çocuk için en elverişli ortam aile ocağıdır. Çocuk dinini, ahlakını, ihtiyacı olan bütün faziletleri ve muaşeret kurallarını, önce ailesinden öğrenir. 
  7- Evlilik bir takım sosyal bağların kurulmasına, akraba ve hısımlıkların vücut bulmasına vesile olur. Anne ve babaları vasıtasıyla neseb akrabalıklarına sahip olan insanlar, eşleri vasıtasıyla de sıhri akrabalıklara sahip olurlar. Bu suretle toplumda bir yardımlaşma ve dayanışma, birbirini koruma, kollama ve kayırma hali meydana gelir. Böylece zayıf olarak yaratılan insan, yalnızlıktan, kimsesizlikten kurtulur, kendini güçlü hisseder ve moral bulur. Neşede kederde, hastalıkta sağlıkta, düğünde bayramda, gençlikte ihtiyarlıkta, birlikte olabileceği dost bir çevresi olur. İslam akrabalık bağına önem vermiştir. Bir hadiste : “ Akrabalık bağını koparan cennete giremez.” buyurulmuştur. Diğer bir hadiste de: "Rızkının bol, ömrünün uzun olmasını isteyen, akrabalık bağlarını korusun. " buyurulmuştur. 

C- Huzurlu ve sürekli bir evlilik için riayet edilmesi gereken hususlar :
  a) Evlenmeden Önce:
1-Eşler arasında az çok bir denkliğin (kefaet)  bulunması gerekir. Dindarlık, ahlak, kültür, asalet ve servet gibi konularda aralarında büyük farklar olan eşlerin mutlu olmaları ve sürekli bir aile hayatı yaşamaları çok zordur. Bu nedenle evlenecek kimselerin birbirine ahlak, kültür, asalet, zenginlik ve dindarlık bakımından denk olması gerekir. 
  Bazı alimler, insanların eşit olduğunu, denkliğin nikahda gerekmediğini söylemişlerse de, cümhur-u ulema, evlilikte kefaetin gerekliliğini kabul etmişlerdir. Bu sosyal bir hadisedir, riayet edilmezse sıkıntılar doğar, aile saadeti yok olur. 
2- Evlenecek kimselerin görücü usulü ile evlenmeleri caiz olmakla birlikte, adayların birbirini İslami ölçüler içerisinde görmeleri, evliliğin sürekli ve huzurlu olması açısından önemlidir. 
  Alimlerin çoğunluğuna göre, erkek evlenmek istediği kadının eline yüzüne ve boyuna bakabilir. Ahmed b. Hanbel ve Evzaî gibi bazı müctehidlere göre, bir erkek evlenmek istediği kızın başını, kollarını, dize kadar ayaklarını görebilir. Ancak İslam evlenecek kişilerin yalnız, başbaşa kalmalarına, birlikte gezmelerine, flört yapmalarına izin vermez.
  3- İslam evlendirilecek kimselerin rızalarının alınmasını ve istemediği bir evliliğe zorlanmamasını ister. Hz. Peygamber:" İzni ve rızası olmadan ne kız, ne dul evlendirilemez. ” buyuruyor. (Buhari) . 
  4-Yapılacak evlilikte, her cihetten külfet ve masrafların az olması. Hz. Peygamber: "Evliliklerin en hayırlısı, en kolay ve masrafsız olanıdır. ” Buyurmuştur. Evlenirken ağır borç yükünün altına giren çiftler, evlendikten sonra, bu ağır yük sebebiyle sıkıntıya girmekte ve huzurları kaçmaktadır. Atalarımızın "ayağını yorganına göre uzat” sözü bu konuda ölçü olmalıdır. 
  5- Evlenmeden önce nişan yapılmasında fayda vardır. Evleneceklerin birbirlerini tanımaları ve birlikte yaşamaya karar vermeleri açısından bu önemlidir. Karakterini, ahlakını, alışkanlıklarını sevmediğimiz bir kimse ile birlikte yaşamak kolay değildir. 
  6- Evlenen kişiler düğün yapmalı, evlendiklerini imkanları ölçüsünde ilan etmeli ve düğünlerinde imkanları ölçüsünde yemek (velime)  vermelidirler. Hz. Peygamber, Abdurrahman b. Avfa: "Bir koyun keserek de olsa, düğün yemeği vermesini” tavsiye etmiştir. 
  Düğünlerde dinin izin verdiği ölçüde oyun ve eğlenceye de izin verilmelidir. Hz. Peygamber, düğünlerde eğlenceye izin vermiştir. 
  7- Eş seçiminde şu hususlara dikkat edilmelidir :
  a)  Dindar olması: Hz. Peygamber şöyle buyuruyor : "Kadın dört şeyi sebebiyle nikah edilir; malı, asaleti, güzelliği ve dindarlığı. Sen dindar olanını seç ki, ellerin bereket bulsun. " (Buhari)  Bir başka hadiste ise şöyle buyuruyor:"Kadınlarla yalnız güzellikleri için evlenmeyiniz, olur ki, güzellikleri ahlakça düşmelerine sebep olur. Onlarla yalnız malları için de evlenmeyiniz, çünkü malları azmalarına yol açabilir. Onları dindarlıklarından ötürü nikahlayın. Şüphesiz dindar olan eski elbiseli bir cariye, (dindar olmayan ötekilerden)  daha üstündür. " (İbni Mace) 
  b)  Kadının doğurgan olması:Bir hadiste:"Kocasını sevebilen doğurgan bir kadınla evlenin. Çünkü ben kıyamet gününde, diğer ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla övüneceğim. ” buyuruluyor. (Ebu Davut) 
  c)  Bakireyi tercih etmek: Bir hadiste şöyle buyurulmuştur. :"Evlenmek için bakire kızları tercih ediniz. Çünkü onlar daha tatlı dilli, kocasını daha tatmin edici ve daha aza kanaat edicidirler. " (İbni Mace) . Bu hadis, İslam’ın bekarlığa verdiği önemi göstermektedir. Yoksa bakire olmayan dul kadınlarla evlenilmeyeceği anlamına gelmez. 
  d)  Dindarlığı ve kanaatkarlığı ile tanınan, asil bir ailede yetişmiş olması: Bu durum kadın veya erkek olsun, o gencin de aynı değerlerle yetiştiğinin belirtisi sayılır. 
  e)  Kadının güzel olması: Evlenilecek kızın dindarlığı yanında güzel oluşu da tercih nedeni olmalıdır. Çünkü güzel kadın, kocasının gönlünü daha hoş eder ve gözünü haramdan korur. Bu yüzden evlenmeden önce evleneceği kıza bakmak caiz görülmüştür. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Hayırlı kadın, kocası kendisine baktığı zaman, ona sevinç ve neşe veren, emredince itaat eden, kendi malı ve özel yaşantısı hususunda, kocasının istemediği bir şeyi yapmayan kadındır. " (Müsned-i Ahmed) 
  f)  Mecbur kalmadıkça tek evlilikle yetinmek : Çok evlilikte eşler arasında adalet sağlamak çok zordur. Dolayısı ile ailede geçimsizlikler, problemler olmaması için, kişinin sevdiği bir eşiyle yaşaması daha rahat ve güzeldir. 
B- Evlendikten Sonra :
  1- Ailenin reisi kocadır. Koca ailesinden sorumludur. Kocanın vazifesi eşini korumak, onun ihtiyaçlarını karşılamak ve her türlü hukukuna riayet etmektir. Kadının vazifesi ise; kocasının meşru emirlerine itaat etmek, ona saygı göstermek ve onu hoşnud etmeye çalışmaktır. Kadın kocasının şerefine, namusuna söz getirmemeli ve malını muhafaza etmeli, çocuklarının eğitimi ile ilgilenmelidir. 
  2- Eşler birbirlerine iyi davranmak, geçimli olmak, birbirlerinin yükünü çekmek, hayatın zorluklarına karşı birlikte mücadele etmek ve birbirlerinin meşru ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmakla yükümlüdür. 
  3-Eşler birbirlerine saygıyı kaybetmemek, laubaliliğe kaçmamak ve yalan söylememek şartı ile şakalaşabilir, birlikte eğlenebilirler. Devamlı ciddiyet, resmiyet, tarafları sıkar, hayatı zorlaştırır. Peygamber Efendimiz eşleriyle şakalaşırdı. 
  4- Eşler, harcamalarda cimrilikten, pintilikten, israf ve lüzumsuz harcamalardan kaçınarak, orta bir yolu tutmalıdır. İnsan en çok ailesi için yaptığı harcamalardan dolayı ecir ve sevap kazanır. Kadın, ev eşyalarını ve gıda maddelerini israf etmeden, ziyan olmayacak bir şekilde kullanmalıdır. 
  5- Eşlerin birbirinden faydalanmaları hakkıdır, aynı zamanda vazifeleridir. Meşru ve haklı bir sebep yokken bundan kaçınan taraf, günaha girer. 
6- Azl ve doğum kontrolü konusunda, eşler birlikte ve ortak kararları ile hareket etmelidir. Ancak kürtaj yaptırmak, çocuk düşürmek caiz değildir. 
  7-Doğan çocukların bakımı ve yetiştirilmeleri, eşlerin hem hakkı hem de vazifesidir. Çocukları yetiştirmek yalnızca onların yiyecek, giyecek ihtiyaçlarını karşılamak anlamına gelmez. Aynı zamanda onlara dinini, ahlakını, milli ve manevi değerlerini öğretmek de gerekir. Böyle yetişmeyen bir nesil mahvolup gider. 
  8- Eşlerden her birinin iffetli, namuslu ve temiz olmaları, kendilerini haram ve yasak ilişkilerden korumaları lazımdır. İffet ve nezahet, sadece kadın da aranmaz, erkeğin de kadın kadar iffetli ve nezih olması icab eder. 
  9- İslam erkeklerden farklı olarak, kadınlara bir takım yükümlülükler getirmiştir. Bunlardan ikisine kısaca işaret edelim :
  a)  Kadının meşru sınırlar içerisinde süslenmesi, güzel görünmeye çalışması, özellikle kocasına karşı bir vazifedir. Bu sebeple erkeklere kullanılması yasak olan altın ve ipekli kumaş, kadınlara mübahtır. Kadın süslenmeli kocasına güzel görünmeye çalışmalıdır. Ancak bunu yaparken fıtratı bozucu bir davranış içerisine giremez. Yüzünün, dişinin, kaşının, tabii şeklini değiştirerek estetik ameliyatı yaptıramaz. Şu kadar var ki, doğuştan veya sonradan bedenine arız olan ve onu çirkin gösteren bir fazlalığı, noksanlığı veya sakatlığı ortadan kaldırmak mümkünse kaldırabilir. Bu, tedavi mahiyetindedir. Kadının süslenmesi, kocasını kendine daha çok bağlar. 
  b)  Kadınlar, erkeklerden farklı bir tesettüre riayet etmek, süsünü ve güzelliğini, namahremlere değil, sadece kocasına tahsis etmek durumundadır. Gerek süslenme, gerekse örtünme ile ilgili ayetler ve hadisler, hem eşleri birbirine daha sıkı bir şekilde bağlamak, hem de onları kötü bakış ve etkilerden korumak içindir. Edep ve haya herkesten çok kadınlara yaraşır, arsızlık ve iffetsizlik, herkesten çok, kadınları çirkinleştirir. 
D-Aileyi Koruyucu Tedbirler
  İslam nesli ve aileyi muhafaza için bir çok hükümler koymuş ve bir çok tedbirler almıştır. Bu tedbirlerden bazıları şunlardır. 
1- Zina Yasaklanmıştır :
  İslam zinayı ve fuhşu önlemek için maddi ve manevi müeyyidelere baş vurmuştur. Kur’anda şöyle buyuruluyor:"Sakın zinaya yaklaşmayın, o fuhuştur, kötü bir yoldur. " (İsra:32) . Hz. Peygamber de kadın ve erkeklerden biat alırken :"Allaha şirk koşulmaması, hırsızlık ve zina yapılmaması ve haksız olarak adam öldürülmemesi”üzerine almıştır. Yine Peygamber Efendimiz :"Bir kimse mümin iken zina yapmaz. ", ”zina ve fuhşun yaygınlaşması kıyamet alametidir. ”buyurmuştur. 
  Akıl ve tecrübe ile de, zinanın kötülüğü ortadadır. Çünkü zina, nesebin karışmasına, akrabalık bağlarının kopmasına, bulaşıcı hastalıkların yaygınlaşmasına, insanların eşya gibi pazarlanmasına, ahlakın bozulup dejenere olmasına sebep olmaktadır. 
  Serbest birleşmeler, beden ve ruh sağlığı açısından da zararlıdır. Öteden beri bu tür birleşmelerle, zührevi hastalıkların yaygınlaştığı bilinmektedir. Son zamanlarda çıkan AİDS hastalığı, seks çılgınlığının, nükleer enerji kadar, hatta daha fazla insanlığı tehdit ettiği görülmektedir. Bugün sözde kadın hakları savunucuları, kadın erkek eşitliğini savunurken, kadınların erkekleşmesine, bir çok erkekle düşüp kalkmasına, böylece fuhşun yaygınlaşmasına, bazı kadınların yalnızlığa itilmesine sebep olmuşlardır. Bütün bunlar, aile müessesesinin zayıflamasına, çocukların sevgisiz, himayesiz ve şefkatten mahrum kalmalarına sebep olmuştur. 
2- Zinaya Götüren Davranışlar Yasaklanmıştır :
  İslam, yalnızca zinayı suç saymamış, zinaya sebep olan davranışları da suç saymış ve yasaklamıştır. Onlardan bazıları şunlardır;
  a)  Bir kimsenin eşinden başka bir kadına şehvetle bakması zinaya götürücü bir davranıştır. Kur’an, mümin erkek ve kadınların, gözlerini haramdan sakınmalarını istemiştir. (Nur:31) . Zinanın bundan sonra gelecek çeşitlerini de açıklayan bir hadis şöyledir : “İnsanoğlunun her birine zinadan payı yazılmıştır. Gözler zina eder. gözlerin zinası bakmaktır. Eller zina eder; ellerin zinası tutmak ve dokunmaktır. Ayaklar zina eder; bunun zinası yürümektir. Ağız zina eder, bunun zinası öpmektir. Zihin (kalb)  kurar ve ister, cinsi organ ise, buna ya uyar (zina eder) , yahud da uymaz. " (Buhari) . Bir başka rivayette:"Dil zina eder, bunun zinası (müstehcen) konuşmaktır. Kulak zina eder, bunun zinası (müstehcen şeyleri) dinlemektir. ” buyuruluyor. Hz. Peygamber Hz. Aliye:“İlk bakış affolunmuştur, ikinci bakış ise aleyhinedir” buyurarak, bakmanın ölçüsünü vermiştir. Ahlakçılar ise tekrar tekrar bakmanın, genellikle şehvetten kaynaklanacağı, yahutta onu tahrik edeceği hususunu dile getirmişlerdir. Şehvetle bakmanın manası sürekli ve ısrarlı bakıştır. 
  b)  Yabancı (namahrem)  bir kadınla, kimsenin göremeyeceği bir yerde başbaşa kalmak (halvette bulunmak) . Zira bu durumda üçüncüleri şeytandır. Yabancı bir kadınla yalnız kalmak, hem tahrik edici hem de şüphe uyandırıcı kabul edilmiştir. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Allaha ve ahiret gününe imanı olan bir kimse, yanında mahremi olmayan yabancı bir kadınla yalnız kalmasın zira bu durumda üçüncüleri şeytandır. ”Bu hadis, bir kimsenin eşi ve nikahı düşmeyen yakın akraba ve hısımları dışında kalan kadınlarla yalnız kalmasını haram kılmaktadır. 
c)  Yabancı (namahrem kadın ve erkek)  biriyle tokalaşmak, dokunmak, kucaklaşmak ve öpüşmek : İster kadın olsun ister erkek, kendisine yabancı (nikah düşen)  birisi ile kişinin müsafaha yapması, ona dokunması, kucaklaşması haramdır. Peygamber Efendimiz biat alırken hiç bir kadının elinden tutmamıştır. Kadınlar, ya su dolu bir kaba ellerini batırmışlar, ya da bir kumaş yere serilmiş, kadınlar ellerini bu kumaş üzerine koyarak Peygamberimize biat etmişlerdir. (Buhari) 
  d)  Kadınlarla erkeklerin mecburiyet olmadan bir arada bulunmaları, oturmaları, okumaları ve çalışmaları:Karma hayat da dediğimiz bu tür davranışlar zinaya götürücü olarak kabul edilmiştir. 
  Kadın ve erkek, toplumun ayrılmaz parçalarıdır. İslam’da kadın eve hapsedilmemiş fakat ev dışındaki davranışlarında da tamamen serbest bırakılmamıştır. İslam, kadınların kendi aralarında, erkeklerinde kendi aralarında olmak üzere, eğitim, ibadet, kutlama, eğlence ve benzeri gayeler için toplanma esasını getirmiş, karma hayatı uygun bulmamıştır. Ancak ihtiyaç olduğu zaman, kadın erkek ihtilatına, ihtiyaç miktarınca izin vermiştir. İslam’ın ilk devirlerinden beri, kadınların ihtiyaç bulunduğunda savaşa, camiye, cemaate katıldıkları bilinmektedir. Hz. Peygamber zamanında kadınlar beş vakit namaz için camiye gitmişlerdir. Hatta Peygamber Efendimiz kadınların camiye gelmelerine mani olunmamasını istemiştir. Ancak kadınlar, camide erkeklere karışmamışlar, arkada saf tutmuşlardır. Yine Hz. Peygamber ve sahabe devrinde, kadınlar için ayrı bir gün tahsis edilerek, o günde onlara İslam öğretilmiştir. (Buhari) 
  e)  Kadın ve erkeklerin, tesettüre riayet etmeksizin, açık seçik bir şekilde çarşıya pazara çıkmaları, kadınların tesettürsüz olarak erkeklerle beraber bulunması da zinaya götürücü bir davranıştır. 
  Kadınların avreti el, yüz ve ayakları hariç bütün vücutlarıdır. Erkeklerin avreti ise göbek ile diz kapağı arasıdır. Bu davranışın tahrik edici olduğu açıktır.
  f)  Müstehcen sözleri, şiirleri ve şarkıları dinlemek : Peygamber Efendimizin hadisinde de geçtiği gibi, cinsi tahrike yönelik sözleri, şiir ve şarkıları dinlemek de zinaya götürücü bir davranıştır. 
g)  Müstehcen olan, insanı utandıran, cinsi ilişki ve benzeri ile ilgili sözleri açık kelimelerle söylemek, dil zinası olarak değerlendirilmiş ve zinaya götürücü bir davranış olarak kabul edilmiştir. Şiir ve müziğin de şehveti tahrik edeni, cinsi duyguya hitap edeni, dilin fuhşu olarak kabul edilmiştir. Peygamber Efendimiz :"Dil zina eder, dilin zinası (müstehcen)  olan sözleri söylemektir”buyurmuştur. 
h)  Bir kimsenin eşi dışındaki yabancı birini şehvetle öpmesi ağız zinasıdır ve zinaya götürücü bir davranıştır. Ağız, cinsi tatmi