İslamiyat Kategori
Oruç Ve İtikaf
İÇİNDEKİLER

1-Orucun farzıyetinin delilleri
2-Orucun  farz olmasının şartları
3-Orucun sahih olmasının şartları
4-Orucun çeşitleri
5-Oruçluya müstehap olan davranışlar
6-Orucun önemi ve faydaları
7-Oruç tutmamayı mübah kılan haller
8-Orucu bozmayan şeyler
9-Orucu bozan şeyler
A-Orucu bozup hem kaza hem de keffaret gerektiren haller
B-Orucu bozup yalnız kazayı gerektiren haller
10-Oruçluya mekruh olan davranışlar
11-Oruçluya mekruh olmayan şeyler
12-Orucun fidyesi
13-Keffaretler

ÎTİKÂF

A-Îtikâfın meşru oluşunun delilleri
B-Îtikâfın şartları
C -Îtikâfın çeşitleri
D-Îtikâfın âdâbı
E-Îtikâfı bozan şeyler

ADAK VE ÇEŞİTLERİ
a) Adağın mahiyeti
b) Adağın şartları
c) Adağın çeşitleri

 ORUÇ

Oruç, lügatta iş yapmaktan, söz söylemekten geri durmaktır. Istılahta ise; Tan yeri ağarmasından(imsak) , güneşin batmasına(iftar)  kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır. 
Orucun sebebi, Ramazan hilalini görmektir. Ramazan ayının hilali görülünce, şartlarını taşıyan kimselere, bir ay oruç tutmak farz olur. 

1-Orucun farz olduğunun delilleri: 

Oruç, Kitap, Sünnet ve icma delilleri ile sabit bir farzdır. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”Ey îman edenler, oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı”(Bakara: 183) , ”Sizden kim Ramazan ayına ulaşırsa, o ayda oruç tutsun. ”(Bakara: 185) . 
Sevgili Peygamberimiz de şöyle buyuruyor: ”İslam, beş esas üzerine bina edilmiştir; Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuna tanıklık etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve ona yol bulanlar için beyti haccetmektir. ”(et-Tac) . 
Hz. Peygamberden günümüze kadar bütün Müslümanlar, orucun farziyyeti üzerinde ittifak etmişlerdir.
 
2-Orucun farz olmasının şartları: 

a) Müslüman olmak. b) Akıllı olmak. c) Ergenlik çağına gelmek. Çocuklara farz değildir. Ancak çocuklar gücü nisbetinde oruca alıştırılmalıdır. d) Oruç tutmaya gücü yetmek. Mesela bir kimse hastalığı, yaşlılığı veya başka bir sebeple oruç tutmaya güç yetiremezse, oruç tutmak ona farz olmaz. e) Ramazan hilalini görmek. 

3-Orucun sahih olmasının şartları: 

a) Oruç tutmaya niyet etmek: Bir kimse oruç tutmaya niyet etmeden, akşama kadar, orucu bozan şeylerden uzak dursa, oruç tutmuş sayılmaz. Niyet iki şekilde yapılır: 
1-İmsak vaktine kadar niyet edilmesi şart olan oruçlar: Kaza ve kefaret oruçları ile, mutlak adak oruçlarına, imsak vaktine kadar niyet etmek şarttır. 
2-Kuşluk vaktine kadar niyet edilebilen oruçlar: Bunlar Ramazan orucu, zamanı belirlenmiş adak orucu ve nâfile oruçlardır. 
b) Hayızlı ve nifaslı olmamak. 
c) Orucu bozan şeylerden uzak durmak. 

4-Orucun çeşitleri: 

a) Farz oruc: Ramazan orucunun edası ve kazası ile, kefaret oruçları farzdır. 
b) Vacip oruç: Adak orucu, îtikaf adayanın oruç tutması, başlanmış nafile orucun bozulması halinde kazası vaciptir. 
c) Sünnet oruç: Aşûre orucu; yani Muharrem ayının dokuzuncu, onuncu veya onuncu, onbirinci günleri oruç tutmak sünnettir. 
d) Mendup(Nafile)  oruç: Davut (a. s. ) ın orucu gibi bir gün oruç tutup bir gün yemek, her ayın 13, 14, 15. günleri oruç tutmak, Her hafta pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak, üç aylarda oruç tutmak, Arafe günü oruç tutmak, Şevval ayında altı gün oruç tutmak, Zilhiccenin ilk sekiz günü oruç tutmak menduptur. 
e) Mekruh oruç: Mekruh oruçlar iki kısma ayrılır. a) Tahrîmen mekruh oruçlar: Ramazan bayramının birinci, Kurban bayramının 1. 2. 3. 4. günleri oruç tutmak tahrimen mekruhtur. 
b) Tenzihen mekruh oruçlar: Sadece aşûre günü oruç tutmak, yalnız cüma günü oruç tutmak, mihrican ve nevruz günlerinde oruç tutmak, ara vermeden iftarsız üst üste  oruç tutmak, Bütün sene ara vermeden oruç tutmak, hiç konuşmadan-bunu fazilet zannederek-oruçtutmak, kocası izin vermediği halde nafile oruç tutmak mekruhtur. 

5-Oruçluya müstehap olan davranışlar: 

a) Sahura kalkmak ve sahuru gecenin son vaktınde yapmak: Peygamber Efendimiz: “Sahura kalkın, çünkü sahurda bereket vardır.” (Ebu Davut)  buyurmuştur. Gerçekten sahura kalkmanın beden ve ruhumuza faydaları vardır. 
b) Orucu zamanında açmak. Akşam vakti girince orucu açmak müstehaptır. Bunun ibadet şuuru içerisinde yapılmasının ayrı bir güzelliği vardır. 
c) İftar esnasında duâ etmek: Peygamber Efendimiz; ”Oruçlunun iftar esnasında yaptığı duâ, geri çevrilmez. ”buyurmuştur. Şu duânın okunması müstehaptır: ”Allahım senin rızan için oruç tuttum, senin verdiğin rızıkla orucumu açtım, sana güvendim, sana inandım. Susuzluk gitti, damarlar ıslandı. İnşâallah ecir ve sevap meydana geldi. Ey fazlü keremi geniş olan Rabbim, beni bağışla. Hamdolsun Allah’a ki, O, bana yardım etti de oruç tuttum, rızık verdi de orucumu açtım. ”(Ebu Davut) 
d) Oruçlu kimselere, yoksullara ihsan ve ikramda bulunmak: Mesela fakirlere iftar yemeği vermek. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: ”Oruçlu bir kimseye iftar ettiren, oruçlunun alacağı kadar sevap alır ve oruçlunun sevabından da bir şey eksilmez. ”(Tirmîzî) . 
e) Sabah vakti girmeden cünüplükten, hayız ve nifastan temizlenmek. Bunun sebebi oruca temiz olarak başlamaktır. 
e) Oruçlunun dilini gerksiz ve boş sözlerden koruması: Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ”Yalan konuşmayı, yalan sözlerle amel etmeyi terk etmeyen kimsenin, yemesini, içmesini teketmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur. ”(Buharî) . Bir başka hadiste şöyle buyurmuştur: ”Nice oruç tutanlar vardır ki, ona açlık ve susuzluktan başka bir şey kalmaz. ”(İbni Mace) . ”Sizden biriniz oruçlu olduğu zaman kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, bir kimse kendisine sövecek olursa, yahut dövüşecek olursa, ona, ”Ben oruçluyum desin. ”(Buharî) . 
f) Oruçlunun vaktini ilimle, Kur’an okumakla, zikirle ve güzel amellerle geçirmesi: Peygamber Efendimiz Ramazan ayında her gece Cebrâil ile  karşılaşır, onunla Kur’an’ı mukâbele ederdi. (Buharî) . 
g) Ramazanın son on gününde îtikâfa girmek: Peygamber Efendimiz özellikle Ramazanın son on gününde  kendisini ibadete verir, bütün geceyi ihya eder, âilesini uyandırır ve kadınlardan ayrı kalırdı ve îtikâfa girerdi. (Müslim) . 

6-Orucun önemi ve faydaları: 

Yüce Allah, insanları kendisine ibadet etsinler diye yaratmıştır. Mü’mini kâfiri, ağası, beyi, iyisi ve kötüsü ile bütün insanlar, bir şeye kulluk etmektedirler. Ancak kimi insanlar Allah’a kulluk ederken, kimileri de nefsine, ihtiraslarına, dünya malına kul köle olmaktadır. 
İslam, insanları kula kul olmaktan, Allah’a kul olmaya dâvet etmektedir. İnsanlar, mutlak manada hür değildir. İnsan tabiatında kul olma özelliği vardır. Ancak kişi Allah’a kul olursa yücelir, kula kul olursa alçalır, zillete düşer. 
Oruç, Allah’a kulluğun bir gereğidir. Kişi oruç tutmakla Allaha itaat etmiş ve yaklaşmış olur. Oruç, bir arınmadır. Kişinin nefsini  kötü alışkanlıklardan, günahlardan temizlemesi için oruç bir fırsattır. Oruç ruhun dirilişidir. Çünkü Ramazan ayı rahmet ve mağfiret ayıdır. 
Orucun dînî, rûhî, sosyal, sağlık, ekonomik ve pedeğojik açıdan pek çok faydaları vardır. Bu faydalardan bazıları şunlardır: 
a) Oruç Yüce Allah’a taat ve ibadettir: Oruç kişiye sınırsız sevap kazandırır. Çünkü oruç, yalnız Allah için tutulur, Allah’ın keremi ise sonsuzdur. Oruçla Reyyan denilen ve yalnızca oruç tutanlara ayrılmış bulunan özel kapıdan cennete girme hakkı elde edilmiş olur. Oruç bir yıldan öbür yıla kadar, işlenen küçük günahlara kefarettir. Oruç takvâya, ahlakın güzelleşmesine sebeptir. 
b) Oruç sağlık açısından faydalıdır: Peygamber  Efendimiz şöyle buyurmuştur: ”Oruç tutun sıhhat bulursunuz. ”Fazla gıda vücutta birikimlere, zararlı fazlalıklara sebep olmaktadır. Oruç bunları temizlemekte, fazlalıkları eritmekte ve ruh gibi beden de  bir tasfiye yapmaktadır. Oruç, bir yıl içerisinde yorulan insan bedenini dinlendirmekte ve kişiye sağlık kazandırmaktadır. Ancak bu hikmetin gerçekleşmesi için, yemede ve içmede sünnet sınırını aşmamak gerekir. 
c) Nefs-i emare oruçla sükunet bulur: Peygamber  Efendimiz şöyle buyuruyor: ”Oruç  günahlara karşı bir kalkandır(Buharî) . Zira harama karşı nefsin şehveti, oruçla kırılır. Bu nedenle şöyle denmiştir”Nefis acıkınca bütün âzalar doyar, nefis doyunca, bütün âzâlar acıkır. ”
d) Oruç günahların bağışlanmasına bir vesiledir: Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: ”Kim inanarak ve karşılığını yalnız allah’tan bekleyerek oruç tutarsa, daha önce işlediği bütün günahları bağışlanır. (et-Tâc) . 
e) Oruç, fakir ve yoksullara karşı şefkatli ve merhametli olmayı öğretir: Çünkü açlığı, yoksulluğu bilmeyen, sıkıntı çekmeyen kimseler, fakirin halinden anlayamaz. Atalarımız “tok açın halinden anlamaz”demişlerdir. 
f) Oruç  kötü alışkanlıklardan kurtulmak için, güzel bir vesiledir: İçki, sigara ve kumar gibi kötü alışkanlıkları olan bir kimse, içtenlikle bu kötü alışkanlıklardan kurtulmak isterse, Ramazan orucu güzel bir vesiledir. 
g) Oruç iradeyi kuvvetlendirir: Müslüman sabırlı ve kararlı olmalıdır. Nefis meşru olmayan her şeyi ister. Eğer nefis terbiye edilmez, irade kuvvetlendirilmezse, kişi zorluklar karşısında hemen pes eder, tahammül gösteremez. Fakat oruç tutan bir kimse, nefsinin isteklerine gem vuracak ve iradesini güçlendirecektir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: ”Oruç, sabrın yarısıdır. ”
h) Oruç, zenginle fakirin, âmirle memurun Allah katında eşit olduğuna açık bir delildir: Çünkü oruç, şartlarını taşıyan herkese farzdır. 
Kısaca Ramazan ayının evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluştur. 

7-Oruç tutmamayı mübah kılan haller: 

a) Seferî olmak: Ramazan ayında en az üç günlük yolculuğa çıkan(yaya yürüyüşü ile 18 saatlik veya 90 km. lik yolculuğa çıkan)  kimse, isterse orucunu tutmayabilir. Sonra kaza eder. 
b) Hastalık: Bir kimse oruç tuttuğu takdirde ölmekten, hastalığının artmasından yada hastalığının uzamasından korkarsa oruç tutmayabilir. Ancak bu kanaate varabilmesi için müslüman ve uzman bir doktorun tavsiyesi gerekir. 
c) Gebelik veya çocuk emziriyor olmak: Ramazan ayında hamile veya emzikli olan kadınların bu durumları, oroç tuttukları zaman sağlıklarını bozacaksa, yine doktor tavsiyesi ile orucunu tutmayabilir. 
d) Oruç tutamayacak derecede yaşlı olmak: Yılın bütün mevsimlerinde, oruç tutmaktan aciz olan yaşlı erkek ve kadınlar, oruçlarını tutmayabilirler. İyileşme umudu olmayanlar, oruç yerine fidye verirler. Bir fitye, bir sadakayı fıtır kadardır. 
e) Düşmanla cihad: Ramazan ayında düşmanla cihad halinde olan İslam askerleri, düşman karşısında zayıf düşeceğinden korkarlarsa, oruç tutmayabilirler. 
f) İkrah ve tehdit altında kalmak: Canına veya bir uzvuna yönelik bir zararla tehdit edilen veya zorlanan bir kimse orucunu bozabilir. 
g) Şiddetli açlık ve susuzluk: Oruçlu bir kimse, açlıktan veya susuzluktan dolayı helak olacağından veya aklına bir zarar geleceğinden korkarsa, orucunu yiyebilir. 

8-Orucu Bozmayan Şeyler: 

1-Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmak. 
2-Kadının avret mahalline bakmak veya düşünmek suretiyle meninin gelmesi. 
3-Uyurken ihtilam olmak. Yani  uyurken rüyada ilişkiye girip meninin gelmesi. 
4-Eşini öpmek. Ancak nefsine hakim olamıyacakların eşini öpmesi mekruhtur. 
5-Gusül icap ettiği halde sabaha kadar gusletmeyerek, sabahleyin guslemek. 
6-Ağzına gelen balgamı yutmak, kafasından burnu içine gelen akıntıyı, geri çekip yutmak. 
7-Denize veya başka bir suya dalıp kulağına su kaçması. 
8-Kendi isteği ile olmaksızın boğazına duman kaçması, toz girmesi. 
9-Ağzına aldığı ilacın tadının boğazına varması. 
10-Dişleri arasında kalan nohut danesinden küçük artığı  yutmak. 
11-Kendi isteği olmadan, ağız dolusundan az kusmak. 
12-Kan aldırmak. 
13-Sürme çekmek. 
14-Deri altına, kaslara veya damara iğne yaptırmak Ebu Yusüf ve Muhammede göre orucu bozmaz. Ancak bu iğnelerin gıda özelliği taşımaması gerekir. Ebu Hanifeye göre bozar. 
15-Diş çektirmek. Ancak boğaza gelen kan ve ilacın yutulmaması gerekir. Çok âcil bir durum yoksa, iftardan sonra çektirmek daha iyidir. 
16-Gül, esans, çiçek gibi güzel kokuları koklamak. 

9-Orucu Bozan Şeyler: 

Orucu bozup hem kaza hem de kefaret gerektiren haller: 

1-Bilerek yemek, içmek. Yani şerî bir  özür olmaksızın gıda veya gıda özelliği taşıyan her türlü maddeyi bilerek almak. Mesela: 
-Ağzına giren yağmur, kar ve dolu tanelerini isteyerek yutmak. 
-Sigara içmek, enfiye çekmek, ot atmak ve az miktarda tuz yemek. 
-Toprak ve kil yemeyi âdet edinen kimsenin bunları yemesi. 
-ilaç almak. Kısaca yenilmesi, içilmesi mutat olan her şey, yenilmesi halinde, hem kaza, hem de kefaret gerektirir. 
-Kan aldırdıktan yahut gıybet ettikten veya karısını öptükten sonra, oruç bozuldu zannı ile, bile bile  orucu bozmak. Yani yiyip içmek. 
2-Cinsel arzuyu tam olarak tatmin etmek. Buda kadın ve erkeğin ön veya arka uzuvlarından biriyle cinsel temasta bulumakla olur. 

Kefareti düşüren haller: 

Kefareti gerektiren bir sebeple orucunu bozan bir kimseye, ogün orucunu bozmayı mübah kılan bir hal ortaya çıkarsa, kefaret düşer. Mesela bir kadın kefareti gerektiren bir davranışta bulunsa ve ogün hayız görmeye başlasa, kefaret düşer. Ancak orucu bilerek yedikten sonra, kefaretten kurtulmak için yolculuğa çıkmak, kefareti düşürmez. 

Orucu bozup yalnız kaza gerektiren haller: 

1-Beslenme veya tedavî olma, amacı taşımayan bir şeyi vücuda girdirmek, orucu bozar ve yalnız kazayı gerektirir. Bunlar, mutat olarak kendileriyle beslenme kastedilmeyen ve insan tabiatının meyletmediği şeylerdir. Mesela: 
-Çiğ pirinç, sade un, hamur yemek, çok miktarda tuz yemek, zeytin çekirdeği, pamuk, kağıt, henüz içi olmayan taze ceviz ve benzeri şeyleri yemek. 
-Taş, toprak, demir, bakır ve benzeri bir şeyi yutmak. 
-Hukne yaptırmak. Yani makattan ilaç, fitil koymak. 
-Burna ilaç çekmek, kulağa yağ damlatmak
-Boğazına kaçan yağmur ve kar damlasını istemiyerek yutmak. 
-Kendi isteği ile boğazına ve burnuna duman çekmek. 
-Ağız dolusu kusmuk, kendiliğinden geri giderse, Ebu yusüfe göre oruç bozulur, Muhammed’e göre bozulmaz. 
-Kendi isteği ile ağız dolusu kusmak, ittifakla orucu bozar. 
-Yanlışlıkla yiyip içmek. Mesela abdest alırken midesine su kaçırmak veya imsak vakti  girdiği halde, girmedi zannı ile yemeye içmeye devam etmek, yada iftar vakti girmediği halde, girdi zannı ile  orucunu açmak kazayı gerektirir. 
-Dişleri arasında kalan nohut tanesi kadar bir şeyi yutmak. 
-Unutarak orucu yedikten sonra, bozuldu zannı ile yemeye devam etmek. 
-Uyurken, birisi tarafından boğazına su dökülmesi. 

2-Oruçlu kimsenin bir gıda maddesini veya bir ilacı, şerî bir özür sebebiyle alması. Mesela hastalık, yolculuk, ikrah, hata, ihmal şerî özürlerdendir. Bu durumlar sebebiyle bir şey yemek veya orucu bozacak şekilde ilaç kullanmak kazayı gerektirir. Özür kalkınca tutamadığı oruçları kaza eder. Bu özürlerle ilgili birinci maddede bazı örnekler verilmiştir. Bunlardan ayrı olarak: 
-Başındaki veya karnındaki derin bir yarayı tedavi ederken, ilacın beyne veya karın boşluğuna ulaşması. 
-Ağır bir işte çalışırken hastalanarak kendisine bir zarar gelmesinden korkup orucun bozulması. 

3-Oruçlu kimsenin şehvetini meşru olmayan bir yollarla tatmin etmesi. Mesela ölü ile, hayvanla ilişkide bulunması, eli ile tatmin(masturbasyon)  olması, öpmek, dokunmak suretiyle  meninin dışarı çıkması yalnız kazayı gerektirir. 

4-Ramazan dışında, başka bir oruç tutan  kimse, tuttuğu orucu bozması halinde yalnız kaza gerekir

10-Oruçluya mekruh olan davranışlar: 

1-Özürsüz olarak bir yemeğin tadına bakmak veya çiğnemek. Çünkü bunu yapmak orucun bozulmasına sebep olabilir. Ancak kocasından azar işitmekten veya aldanmaktan korkan bir kimsenin yiyecek ve içecek bir şeyin tadına bakması caizdir. 
2-Önceden çiğnenmiş şekerli olmayan beyaz, parçalanmamış bir sakızı çiğnemek. Ancak sakız yeni ve çiğnenmemiş olursa oruç bozulur. 
3-Kendisinden emin olmayan bir kisenin, eşiyle öpüşmesi, kucaklaşması ve sevişmesi. . 
4-Damardan kan aldırmak veya hacamat yaptırmak gibi, kişinin bünyesini zayıflatma ihtimali olan şeyleri yapmak. Beden güçsüz düşmeyecekse yani oruca zarar verme ihtimali yoksa mekruh olmaz. 
5-Oruçlu kimsenin cünüp olarak sabahlaması. 
6-Serinlemek için yıkanmak Ebu Hanifeye göre mekruh, Ebu Yusufa göre mekruh değildir. 
7-Tükrüğünü ağzında biriktirip yutmak. 
8-Oruçlunun, gül, esans ve misk gibi güzel şeyleri koklaması Hanefîlere  mekruh, diğer mezheplere göre mekruh değildir.
 
11-Oruçluya mekruh olmayan şeyler: 

1-Cümhura göre misk, gül, esans gibi güzel bir şey koklamak. 
2-Göze sürme çekmek, bıyığa yağ sürmek. 
3-Oruca zarar vermeyecekse kan aldırmak. 
4-Misvak kullanmak, ağzını fırça ile temizlemek. 
5-Ağzına su alıp çalkalamak ve burna su çekmek. Ancak bu mübalağalı olmamalıdır. 

12-Orucun fityesi: 

İyileşme umudu olmayan düşkün ihtiyarlarla, müzmin hastalar, oruçlarını tutamazlarsa, tutamadıkları her oruç yerine bir fitye verirler. Bir fitye, bir sadakai fıtırdır. Kişi orucun fityelerini, yalnız bir fakire verebileceği gibi, bir çok fakire de verebilir. Yada bir fakiri akşamlı sabahlı doyurur ki, bu bir fitye yerine geçer. Eğer bu kişiler, fitye vermeye güç yetiremezlerse, Yüce Allah’tan bağışlanma dilerler. 


KEFFÂRETLER

Yüce Allah bazı günahları, kusurları, bir takım vesilelerle affeder. İşte günahların bağışlanmasına yarayan bu vesilelere kefaret denir.  Kefaretlerin kısımları: 

a) Oruç kefareti: Ramazanda bir özrü bulunmadan, kendi isteği ile orucunu bozan kimsenin ödeyeceği cezadır. Orucun kefareti, bir köle âzat etmek, buna gücü yetmezse, iki ay peş peşe, aralıksıs oruç tutmak, buna da gücü yetmezse altmış fakiri sabahlı akşamlı doyurmak veya bir fakiri altmış gün sabahlı akşamlı doyurmak, yada altmış fitye vermektir. Bir fitye bir sadakayı fıtırdır. Bu da 3. 33 kg. buğday veya 3. 33 kg. kuru üzüm, yada 3. 33 kg.  hurmadır. Bunların bedeli de fitye olarak verilebilir. 

b) Hata ile bir müslümanı öldürmenin kefareti: Hata ile bir müslümanı öldürmenin kefareti, oruç kefareti gibidir. 

c) Zıhar kefareti: Karısının vücudunun tamamını veya bir kısmını, kendisine  ebediyen nikah düşmeyen bir kadının, vücuduna benzetmek, zıhar kefaretini gerektirir. Mesela karısına”sen bana anam gibisin”veya”sen bana anamın sırtı gibisin”demesi halinde okadın kendisine haram olur. Karısının kendisine tekrar helal olması için, zıhar kefareti ödemesi gerekir. Zıhar kefareti de oruç kefareti gibidir. 

d) Yemin kefareti: Yemin bir sözü kuvvetlendirmek için kullanılan kelime veya cümledir. . Allah’ın adına and vermek suretiyle olur. ”Vallahi şu işi yapacağım veya yapmayacağım”gibi. Yemin üç kısma ayrılır: 

1-Yemin-i lağv: Yanlışlıkla veya doğru olduğu zannı ile yalan yere yapılan yemindir. Rast gele kasıtsız olarak, alışkanlık icabı yapılan yeminlere de yemin-i lağv denir. İnsan ağzını böyle rast gele yemine alıştırmamalıdır. Bu, kişinin basitliğine işarettir. Yemini lağv için kefaret yoktur.
 
2-Yemin-i gâmus: Gâmus, daldıran, batıran demektir. Kasten yalan yere yemin etmeğe, yemin-i gâmus denir. Sahibini günaha batırdığı için bu yemine, yemini gâmus denmiştir. Bunun da kefareti yoktur. Bu günahtan kurtulmak için, tevbe edip, sadaka vermek gerekir. 

3-Yemin-i mün’akit: Geleceğe yönelik yapılan yeminlerdir. Mesela “vallahi şöyle yapacağım”deyip, sonra da yemininin aksini yaparsa, kefaret gerekir. Yemin eden kimsenin, yemininin gereğini yapması, üzerine bir vecibedir. Ancak yemin ettiği işi yapması günah, yahut zararlı, kamu yararına aykırı ise, yeminini bozması ve kefaretini ödemesi gerekir. Mâide sûresinin 89. âyeti, bu çeşit yeminin kefaretini açıklamaktadır. Mün’akit yeminin kefareti şöyledir:
 
a) Bir köle âzât etmek. b) On fakiri sabahlı akşamlı doyurmak veya c) On fakire orta halde bir elbise  giydirmek. d) Bu üç şeyden birine gücü  yetmezse, üç gün peş peşe oruç tutmak. Bu orucun arasına, âdet hali bile olsa, bir kesinti girerse, yeniden tutulması gerekir. 
e) Hacda ihramlı iken traş olmanın kefareti: İhramlının traş olması yasaktır. İhramlı bir kimse, başının dörtte biri ve daha fazlasını veya sakalının dörtte birini traş ederse, bir kurban cezası gerekir. Dörtte birden daha azını traş ederse, sadaka verir. Buda yarım sağ(yaklaşık 1. 75 kg. )  buğday veya bunun bedelini sadaka olarak vermektir. 
İhramlı bir kimse, bir özürden dolayı vaktinden önce saçlarını traş ettirirse, kefaret olarak üç gün oruç tutar. Bu orucun peş peşe olması şart değildir. Ayrı günlerde tutabilir. 

ÎTİKÂF

Îtikâf, bir yerde durma, bekleme ve kendini orada hapsetme demektir. Bir fıkıh terimi olarak: Bir mescitte veya o hükümdeki bir yerde îtikâf niyeti ile bir süre durmaktan ibaretir. 
Îtikâf, vacip, sünnet ve müstehap olmak üzere üçe ayrılr. Adanan bir îtikâfı yerine getirmek vacip, Ramazan ayının son on gününde îtikâfa girmek sünnettir. Başka bir zamanda ibadet niyeti ile bir mescitte bir süre îtikâf yapmak müstehaptır. 

Îtikâfın meşrû oluşunun delilleri: 

İtikâfın meşrûiyeti, Kitap. sünnet ve icma delilleriyle sabittir. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”Sizler mescitlerde îtikâfta iken, hanımlarınıza yaklaşmayın. ”(Bakara: 187) . İbni Ömer, Hz. Âişe ve Enes’in birlikte rivayet ettikleri şu hadis, îtikâfın sünnetten delilidir. ”Hz. Peygamber Medineye geldikten sonra vefatına kadar, Ramazan ayının son on gününde îtikâfa girerdi. (Buharî) . 
Îtikâfın amacı: İhlasla yapılacak bir îtikâf , güzel bir ibadettir. Îtikâfla, Allah’a yönelmek, boş vakitleri ibadete ayırmak, ibadet için kendini dış dünyadan tecrit etmek, Yüce Allah’ın kapısından affedilinceye kadar ayrılmamak kastedilir. 

Îtikâfın şartları: 

1-Îtikâfta bulunan kimsenin, müslüman, akıllı ve temiz olması gerekir. Müslüman olmayanın, akıl hastasının, cünübün, hayız ve nifastan temizlenmemiş kimsenin îtikâfı câiz değildir. 
Îtikâfa giren kişi, mescit içinde iken ihtilam olursa, dışarı çıkarak gusül abdesti alır ve yeniden îtikâfa döner. 
2-Îtikâfa niyet etmek. Niyetsiz olarak yapılan bir îtikâf geçerli değildir. 
3-Îtikâf, mescitte veya mescit hükmündeki bir yerde yapılmalıdır. Büyük camilerde yapılması daha faziletlidir. Kadınlar ise, kendi evlerinde mescit edinecekleri bir odada îtikâfa girerler. 
4-Vâcip olan bir îtikâfta, îtikâfa girenin oruçlu olması gerekir. 
5-Kadının îtikâfa girebilmesi için, kocasından izin alması şarttır. Koca eşine îtikâf için izin verirse, artık bundan dönemez. 

Îtikâfın çeşitleri: 

1-Vâcip olan îtikâf: Adak îtikâfı vâciptir. Bu. en az bir gün olur ve gündüz oruçlu olarak geçirilir. 

2-Sünnet olan îtikâf: Ramazan ayının son on gününde îtikâfa girmek kifâî olarak müekket bir sünnettir.
 
3-Müstehap olan îtikâf: Vâcip ve sünnet olan îtikâfların dışında, herhangi bir zamanda îtikâfa girmek müstehaptır. Bunun belirli bir vakti ve süresi yoktur. Hatta mescide giren bir kimse, çıkıncaya kadar îtikâfa niyet etse, orada kaldığı sürece îtikâfta sayılır. Bu îtikâfta oruç şart değildir. 

Îtikâfın âdâbı: 

1-Îtikâf, Ramazanın son on gününde ve faziletli camide yapılmalıdır. 
2-Îtikâf esnasında kötü ve çirkin söz söylenmemeli, hayır konuşulmalıdır. 
3-Îtikâf yaparken kişi, Kur’an, hadis, zikir, tefekkür ve ibadetle meşgul olmalı, günah ve sevaplarını düşünmeli ve hayatının muhasebesini yapmalıdır. Ayrıca temiz elbise giyip, güzel kokular sürünmelidir. 

 Îtikâfı bozan şeyler: 

1-Cinsel ilişkide bulunmak. Kur’an bunu yasaklamıştır. 
2-Mescitten özürsüz olarak çıkmak. Kadın da îtikâf yaptığı odadan özürsüz olarak çıkarsa, îtikâfı bozulur. 
3-Îtikâf yaparken birkaç gün baygınlık geçirmek veya akıl hastalığının gelmesi. 
Îtikâfa giren bir kimse, şerî ve zarûrî bir ihtiyacından ötürü mescitten çıkabilir. Bundan dolayı îtikâfı bozulmaz. Mu’tekif(îtikâf yapan) , küçük ve büyük abdest için dışarı şıkar ve bu ihtiyaçlarını giderdikten sonra tekrar döner. Mu’tekif, yeme, içme, uyuma ihtiyaçlarını bulunduğu yerde karşılarlar.