İslamiyat Kategori
Cihad
İÇİNDEKİLER

A-İslamda cihadın mana ve önemi
B-Cihadın çeşitleri
1-Nefse karşı cihad
2-İlimle cihad
3-Mal ve canla cihad
C-Allah yolunda şehid olmak
1-Şehidlik ve fazileti
2-Şehitlerin hükümleri


İSLAM’DA CİHAT

Cihadın Manâ ve Önemi: 

Cihat, sözlükte çalışmak, çabalamak, gayret etmek demektir. Istılahta ise; cihat, hak dîne dâvet etmek ve onu kabul etmeyenlere karşı, malı ve canı ile savaşmaktır. 
İslam’da, Allah’ın ismini yüceltmek için  cihat, farzdır. Yüce Allah şöyle buyuruyor: 

”Hoşunuza gitmese de düşmanla savaşmak, üzerinize farz kılındı. ”(Bakara: 216) , ”Onlarla herhangi bir fitne kalmayıncaya, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar savaşın. ”(Bakara: 193) . 
Hz. Peygamber de “cihat, kıyamete kadar devam edecektir. ”(Ebu Davut) buyurmuştur. Cihadı teşvik eden pek çok âyet ve hadis vardır. Yüce Allah şöyle buyuruyor: 
”Yüce Allah, mü’minlerin mallarını ve canlarını, cennet karşılığında satın almıştır. ”(Tevbe: 111) ”Ey îman edenler, sizi çetin bir azaptan kurtaracak ticaret yolu göstereyim mi? Allah ve Rasulüne îman eder ve Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla savaşırsınız. Bunun sizin için ne kadar hayırlı olduğunu bir bilseniz. Bu sayede Allah günahlarınızı affeder, altlarından ırmaklar akan cennetlere ve adn cennetindeki güzel köşklere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur. ”(Saf: 10-12) . Hz. Peygambere hangi amelin daha faziletli olduğu sorulduğunda: ”Allah ve Rasulüne îmandan sonra, en faziletli amel, cihattır. (Buhari) buyurmuştur. 

Cihadın çeşitleri: 

1-Nefse karşı cihad: En zor cihat, nefis ve şeytana karşı yapılan cihattır. Çünkü bunlar, görünmeyen düşman olup, hile ve tuzaklarını anlayarak tetbir almak zordur. Nefsine karşı cihatta başarılı olamıyan bir kimse, kendinde düşmanın karşısına çıkıp savaşmak güç ve cesaretini bulamaz. Peygamber Efendimiz Tebük seferinden dönerken ashâbına şöyle demiştir: ”Küçük cihattan, büyük cihada dönüyoruz. ”(Aclûnî) . Burada büyük bir ordu ile gerçekleştirilen bir savaş; ”küçük cihat”, olarak nitelendirilirken, nefis ve şeytanla olan cihada; ”büyük cihat”denilmiştir. Biraz düşündüğümüzde, bu sözün ne kadar doğru olduğunu anlayabiliriz. Zira insanlar, daha çok nefis ve şeytana karşı mağlup olmaktadırlar. Pek çok insan nefis ve şeytanın oyuncağı olmuştur. 

2-İlim ile cihad: Dünyada kötülüklerin genel sebebi cehalettir. İlim ve irfanın, gönüller üzerinde icra ettiği tesiri, silah gücü ile temin etmek mümkün değildir. Bu yüzden Yüce Allah şöyle buyurmuştur: ””Ya Muhammed, insanları Rabbi’nin yoluna, hikmetle, güzel öğütle dâvet et. Onlarla en güzel şekilde mücadele et. ”(Nahl: 125) . İlim, irfan ve irşatla, insanları ikna ederek, gönüllerine sevgiyi yerleştirerek, hak yolunu göstermek, sürekli ve kalıcı bir cihat şeklidir. Gönülleri vahiy ve sünnetle irşat, cihatların en
 büyüğüdür. Yüce Allah şöyle buyuruyor: ”Sen kâfirlere uyma, onlara karşı Kur’an ile, büyük bir cihatla cihat et. ”(Fürkan: 52) . Rasulüllah, en üstün cihadın, zâlim bir hükümdar karşısında hakkı söylemek olduğunu bildirmiş, bu sebeple öldürülecek kimsenin, Hz. Hamza’dan sonra en başta gelen şehitlerden olacağını haber vermiştir. (Ebu Davut) . 

3-Mal ve canla cihad: İslam’da cihat denilince, daha çok bu sonuncu şekli kasdedilir. Çünkü her zaman nefis terbiyesi, ilim ve irşat yolu ile cihattan nihâî sonuç alınamaz. Bunun güç ve kuvvetle takviyesi, düşmanı silah zoru ile dize getirmek, hak ve adâleti gerçekleştirmek zarûret hâlini alabilir. Kur’an’da mal ve canla cihada davet eden pek çok âyet vardır. Bir kaç örnek vermek gerekirse: ”Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihat edin. Biliniz ki, bu sizin hakkınızda çok hayırlıdır. ”(Tevbe: 41) , ”Allah, malları ve canları ile mücadele edenleri, derece bakımından cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. ”(Nisa: 95) . Allah’ın ismini uüceltmek ve vahyi hâkim kılmak için cihat edenlere Allah’ın yardımı ulaşır. Yüce Allah onları görünmeyen melek orduları ile takviye eder. Ancak bunun için, kulun azim ve gayreti gerekir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: ”Eğer siz Allah’ın dînine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı (düşman karşısında) sabit kılar. ”(Muhammed: 7) . 

Cihat, kişilere farz oluşu bakımından ikiye ayrılır: 

a) Farz-ı kifâye: İslam toplumunda bir gurup, bu farizayı yerine getirir ve genel seferberlik hâli olmazsa, diğerlerinin üzerinden bu sorumluluk kalkar. Ancak sevabı, savaşa katılanlar alır. 

b) Farz-ı ayn: Düşman, bir İslam beldesine saldırır ve orayı işgale teşebbüs ederse, eli silah tutan bütün müslümanlara, düşmanı defedinceye kadar, cihat farz-ı ayındır. Yüce Allah şöyle buyuruyor: ”Ey îman edenler, sizler gerek hafif, gerek ağır olarak hep birlikte savaşa çıkın. Eğer bilirseniz bu sizin için çok hayırlıdır. ”(Tevbe: 41) . Artık böyle bir durumda kadının kocasından, çocuğun babasından izin almasına gerek olmadan savaşa çıkması caiz olur. 

Allah yolunda şehit olmak: 

1-Şehitlik ve fazileti: Allah yolunda canını feda edn bir müslümana, şehit denir. Ona bu adın verilmesinin sebebi, Cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması, yahut şehidin Allah katında yaşıyor olması veya ölüm sırasında meleklerin şahit ve hazır olmasıdır. Şehitlik büyük bir derecedir. Hanefîlere göre şunlar şehit sayılır: Savaşırken düşman tarafından öldürülenler. Âsîler, yol kesen eşkıyalar tarafından öldürülenler. Gece veya gündüz hırsızların baskın yaparak evinde öldürdükleri kimseler. Bir de haksız yere öldürülen kimseler. 
Bir kimsenin şehit sayılması için ayrıca; müslüman, akıllı, bülüğ çağına varmış olması, vurulduktan hemen sonra ölmüş olması da gerekir. Bu şehitler, tam şehit olup, hem dünya hem de âhiret bakımından şehittirler. Bunlar yıkanmaz, kefenlenmez ve elbiseleri ile gömülürler. Cenaze namazları kılınır. 
Şehidin kullara âit maddî borçları dışında, bütün günahları affedilmiştir. Onlara Cennette büyük makamlar ve dereceler hazırlandığı, âyet ve hadislerle sâbittir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: ”Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayınız, aksine onlar Rableri katında diridirler. Allah’ın lutfü ve keremiyle rızıklanırlar. . ”(Âli ımran: 169) . Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: ”Cennete giren hiçbir kimse, dünya üzerindeki her şey kendisine verilse bile, dünyaya dönmek istemez. Ancak şehit müstesnadır. O, göreceği ikramdan ötürü, tekrar dünyaya döndürülüp, on defa daha öldürülmeyi temennî eder. ”(Buharî) . ”Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin erdim ki, Allah yolunda savaşmak ve öldürülmek, sonra savaşmak yine öldürülmek, sonra yine savaşmak ve öldürülmek isterdim. ”(Buhârı) . 

2-Şehitlerin hükümleri: 

Şehitlerin yıkanması, kefenlenmesi, namazının kılınması ve defin bakımından, diğer cenazelerden farkı vardır. Şehit, elbiseleriyle kefenlenir. Kanı yıkanmaz. Üzerinde kürk, palto, parke, silah, mest ve benzeri
 fazlalıkları çıkarılıp öyle gömülür. Çünkü Hz. Peygamber, ”onları kanları ile gömün” buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel) . 
Cünüp, hayız ve nifas durumundaki kimselere gelince, bunlar savaş sırasında şehit olursa, Ebu Hanifeye göre, çocuk ve akıl hastalarında olduğu gibi yıkanırlar. Ebu Yusüf ve Muhammed’e göre şehit, cünüp, hayızlı ve nifaslı yahut müslüman çocuğu da olsa yıkanmaz. 
Diğer yandan suda boğulan, ateşte yanan, çığ, toprak kayması veya bina altında kalan, veba, tâun gibi bir salgın hastalıktan, yahut akrep sokmasından ölen veya doğumdan ölen 
müslümanlar da bir nevi şehittir. Bunlar, yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazları kılınır. 
Sonuç olarak şehitlik, büyük bir nimettir. Bir müslümanın, İslamı yaşayıp sonunda şehit olarak vefat etmesi, kendisi için en büyük hayır ve mutluluk, âhiret için en büyük yatırımdır. Ancak şehitlik pek az kimseye nasip olduğu veya buna pek az fırsat çıktığı için, mü’minin gönlünde, böyle bir şuur ve arzunun olması da yeterli görülmüştür. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: ”Şehit olmayı Yüce Allah’tan samîmî olarak dileyen kimseyi, rahat yatağında vefat etse bile, Allah onu, şehitlerin derecesine eriştirir. ”(Müslim) .   

Allah yolunda şehit olmak: 

1-Şehitlik ve fazileti: Allah yolunda canını feda edn bir müslümana, şehit denir. Ona bu adın verilmesinin sebebi, Cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması, yahut şehidin Allah katında yaşıyor olması veya ölüm sırasında meleklerin şahit ve hazır olmasıdır. Şehitlik büyük bir derecedir. Hanefîlere göre şunlar şehit sayılır: Savaşırken düşman tarafından öldürülenler. Âsîler, yol kesen eşkıyalar tarafından öldürülenler. Gece veya gündüz hırsızların baskın yaparak evinde öldürdükleri kimseler. Bir de haksız yere öldürülen kimseler. 
Bir kimsenin şehit sayılması için ayrıca; müslüman, akıllı, bülüğ çağına varmış olması, vurulduktan hemen sonra ölmüş olması da gerekir. Bu şehitler, tam şehit olup, hem dünya hem de âhiret bakımından şehittirler. Bunlar yıkanmaz, kefenlenmez ve elbiseleri ile gömülürler. Cenaze namazları kılınır. 
Şehidin kullara âit maddî borçları dışında, bütün günahları affedilmiştir. Onlara Cennette büyük makamlar ve dereceler hazırlandığı, âyet ve hadislerle sâbittir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: ”Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayınız, aksine onlar Rableri katında diridirler. Allah’ın lutfü ve keremiyle rızıklanırlar. . ”(Âli ımran: 169) . Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: ”Cennete giren hiçbir kimse, dünya üzerindeki her şey kendisine verilse bile, dünyaya dönmek istemez. Ancak şehit müstesnadır. O, göreceği ikramdan ötürü, tekrar dünyaya döndürülüp, on defa daha öldürülmeyi temennî eder. ”(Buharî) . ”Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin erdim ki, Allah yolunda savaşmak ve öldürülmek, sonra savaşmak yine öldürülmek, sonra yine savaşmak ve öldürülmek isterdim. ”(Buhârı) . 

2-Şehitlerin hükümleri: 

Şehitlerin yıkanması, kefenlenmesi, namazının kılınması ve defin bakımından, diğer cenazelerden farkı vardır. Şehit, elbiseleriyle kefenlenir. Kanı yıkanmaz. Üzerinde kürk, palto, parke, silah, mest ve benzeri
 fazlalıkları çıkarılıp öyle gömülür. Çünkü Hz. Peygamber, ”onları kanları ile gömün”buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel) . 
Cünüp, hayız ve nifas durumundaki kimselere gelince, bunlar savaş sırasında şehit olursa, Ebu Hanifeye göre, çocuk ve akıl hastalarında olduğu gibi yıkanırlar. Ebu Yusüf ve Muhammed’e göre şehit, cünüp, hayızlı ve nifaslı yahut müslüman çocuğu da olsa yıkanmaz. 
Diğer yandan suda boğulan, ateşte yanan, çığ, toprak kayması veya bina altında kalan, veba, tâun gibi bir salgın hastalıktan, yahut akrep sokmasından ölen veya doğumdan ölen 
müslümanlar da bir nevi şehittir. Bunlar, yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazları kılınır. 
Sonuç olarak şehitlik, büyük bir nimettir. Bir müslümanın, İslamı yaşayıp sonunda şehit olarak vefat etmesi, kendisi için en büyük hayır ve mutluluk, âhiret için en büyük yatırımdır. Ancak şehitlik pek az kimseye nasip olduğu veya buna pek az fırsat çıktığı için, mü’minin gönlünde, böyle bir şuur ve arzunun olması da yeterli görülmüştür. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: ”Şehit olmayı Yüce Allah’tan samîmî olarak dileyen kimseyi, rahat yatağında vefat etse bile, Allah onu, şehitlerin derecesine eriştirir. ”(Müslim) .