İslamiyat Kategori
Sosyal İlişkiler
İÇİNDEKİLER

A-SOSYAL YAPININ TEMELİ KARDEŞLİKTİR
B-Kardeşliğe zarar veren davranışlar
1-Küsmek ve dargın durmak
2-Alay  etmek, küçük görmek, ayıplamak ve lakap takmak. 
3-Gıybet etmek, arkadan çekiştirmek
4-Kusur araştırmak, sûi zanda bulunmak. 
5-Söz getirip götürmek.
 
TEMEL İNSAN HAKLARI
1-İnsanın bedeni ve kişiliği ile ilgili haklar ve hürriyetler
a) Yaşama hakkı
b) Hürriyet hakkı
c) Haysiyetin korunması
2-Özel hayatın gizliliği, aile, mesken ve şerefin dokunulmazlığı. 
3-Sığınma, oturma, seyahat ve vatandaşlık hakları. 
4-Din ve vicdan hürriyeti
5-Düşünce ve ifade hürriyeti. 
6-Siyasî haklar
a) Seçme ve seçilme
b) Kamu görevlerine atanma hakkı. 
c) Toplanma ve dernekleşme hakkı. 
7-Hukuk karşısında eşitlik
8-Sosyal ve ekonomik haklar
a) Aile
b) Sosyal güvenlik
c) Mülkiyet hakkı
d) Çalışma hakkı
9-Eğitim ve öğretim hakkı
10-Siyasî bağımsızlık hakkı
11-Kadın-erkek eşitliği. 
a) İslamda kadın
b) Kadın erkek eşitliğine yapılan itirazlar. 
c) Kadın-erkek eşitliğine yapılan itirazların sebepleri. 



SOSYAL MÜNASEBETLERDE  HELALLER HARAMLAR

A-Sosyal yapının temeli kardeşliktir: 

İslam’da kardeşlik esastır. Müslümanların, âileden ümmete varıncaya kadar uzanan küçük büyük topluluklarında hakim ilişki, esas doku ve temel yapı, kardeşliktir. Bu kardeşlik, aynı ana baba veya soydan gelme veya aynı vatanı paylaşma, yahut da aynı sosyal sınıfın mensubu olmaktan doğan kardeşlik değil, aynı dîne mensup olmaktan gelen bir kardeşliktir. 
İslam, önce kardeşliği teşvik eden emir ve telkinlerle yapıcı, kaynaştırıcı tetbirler almıştır. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”Şüphesiz mü’minler, kardeştirler. Ohalde dargın olan kardeşlerinizin aralarını düzeltin. ”(Hucurat: 10) . Bu konuda Peygamber Efendimizin bir çok hadisi vardır: ”Birbirinize haset etmeyiniz, sırt çevirmeyiniz, kin beslemeyiniz. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz. ”(Buharî) . 
“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona hıyanet etmez, ona yalan söylemez ve onu yalnız bırakmaz. Müslümanın her şeyi; ırzı, malı, kanı müslümana haramdır. Takvâ işte burada(kalbte) dir. Bir
kişinin kardeşini hor görmesi, ona günah olarak yeter. ”(Buharî) . 
“Mü’minin, mü’mine bağlılığı, taşları birbirine kenetli duvar gibidir. Hiç biriniz, kendi nefsi için
istediğini, (mü’min) kardeşi için de istemedikce, (kâmil) mü’min olamaz. (Buharî) 

“Kendisinde şu üç şey bulunan bir kimse, o üç şey sebebiyle îmanın zevkine erer: Allah ve Rasulünü, her şeyden çok sevmek, kardeşini yalnız Allah rızası için sevmek, Allah kendini küfürden
kurtardıktan sonra, tekrar küfre düşmekten, ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkmak”(Buharî) . 
“Mü’minler, birbirini sevmek, acımak, merhamet ve şefkat hususunda bir vücut gibidir. Vücudun
bir uzvu rahatsızlanırsa, diğer uzuvlarda uykusuzluk ve sıkıntı ile ona katılırlar(onun sıkıntısına ortak olurlar) . ”, ”Kardeşin zalimde olsa, mazlum da olsa, ona yardım et. ”diyen Peygamber Efendimize ashab-ı
kiram: Mazluma yardım etmeyi anladık, peki zalime nasıl yardım edeceğiz. diye sorduğunda Peygamberimiz: Onun zulmüne mânî olarak”diye cevap vermiştir. (Buharî) . 
Görüldüğü gibi yukardaki hadislerde, kardeşliğin gerekleri, birbir anlatılmıştır. İslam’da kardeşlik, sözde
kalmamış, akrabadan başlayarak, yakından uzağa doğru, îman kardeşliğinden başka bir ilişki bulunmayan yabancılara kadar uzanan; nafaka ve zekat mükellefiyeti, selamlaşma, hakkı tavsiye, doğru yolu gösterme, ödünç verme, maddî ve mânevî yardımlaşma, sevinç ve kederi paylaşma gibi görevler verilmiştir. 
Rasulüllah bir hadislerinde şöyle buyuruyor: ”Müslümanın, müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selam verdiğinde, selamını almak, hasta olduğunda ziyaret etmek, davet ettiğinde icâbet etmek, aksırdığında teşmitte(yerhamükellah)  bulunmak, öldüğünde cenazesini kaldırmak. ”(et-Tâc) . 
İslam’da arabuluculuk emredilmiştir. Fertlerin kendi aralarındaki anlaşmazlık ve dargınlıkları gidermek için, bizzat gayret ve fedakarlık göstermeleri gerektiği gibi, her birinin din kardeşlerinden oluşan toplumun da
görevi, onları barıştırmak ve aralarını bulmaktır. ”Kardeşlerinizin aralarını bulun. ”emr-i ilâhîsi bunu bildirmektedir. Bu hususta Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: ”Size namaz, oruç ve sadakadan daha üstün bir şey göstereyim mi? Sahabe evet Ya Rasulellah deyince: Arabulmak ve barıştırmaktır. Çünkü aranın bozulması kökünden kazır. Saçı kazır demiyorum, dîni kazır. ”(Tirmîzî) . 
B-Kardeşliğe zarar veren davranışlar: 

İslam, kardeşliğe zarar verecek, karşılıklı haklara tecavüz sayılacak söz, fiil ve davranışları yasaklamıştır. 
Şimdi bunlardan bazılarına işaret edelim: 

1-Küsmek ve dargın durmak: 

Meşru bir sebep ve terbiye maksadı ile olmaksızın, bir müslümanın din kardeşine, üç günden fazla küsmesi caiz değildir. Rasulü Ekrem şöyle buyuruyor: ”Bir müslümanın kardeşiyle üç günden fazla dargın
kalması helal olmaz. Üç günü doldurunca, hemen ona gidip selam vermelidir. O da selamına karşılık verirse, ikisi de sevapta ortak olurlar, karşılık vermezse, o günaha batmış, selam veren dargınlıktan çıkmışolur. ”(Ebu Davut) . 
Akraba arasında dargılığın sorumluluğu daha büyüktür. Rasulü Ekrem şöyle buyuruyor: ”Akrabalık bağı, arşa asılmıştır, şöyle der durur: ”Benimle ilişki kuranla, Allah’da ilgilensin. Benimle ilişkisini kesenden Allah da alakasını kessin. ”(Müslim) . 
İlginin karşılıklı olduğunu, karşı taraf ilgiyi kestiği için, ona alaka göstermeme hakkı bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: ”İlgi gösteren, karşılık veren değil, sen ona ilgi göstermediğin halde, akrabalık bağına riâyet edendir. (Buharî) . 
Eğer küsme, dargınlık, karşı tarafın meşru olmayan bir fiil ve davranışından ileri geliyor ve onu yola getirmeyi hedef alıyorsa, bu meşrudur. Nitekim Peygamber Efendimiz ve ashabı tebük seferine-mazeretleri olmadığı halde-katılmayan üç kişiye böyle yapmışlar, affedildikleri, âyetle bildirilinceye kadar, elli gün onlara selam vermemiş, yanlarında oturmamış ve konuşmamışlardır. 
Dargınlık, düşmanlık, dünya menfeati için olmamalıdır. Küçük menfeatler yüzünden, müslümanın müslümana küsmesi, sırt çevirmesi, onunla olan alakasını kesmesi caiz değildir. Böyle bir hal meydana gelirse, bunun en fazla süresi üç gündür. Üç günden sonra gelip selam vermesi, gerekirse özür dilemesi gerekir.  Bunların en hayırlısı ise, ilk defa gelip selam veren ve özür dileyendir. 

2-Alay etmek, küçük görmek, ayıplamak ve lakap takmak: 

Kardeşlik bağlarını koparan, gevşeten sebepler içinde alay  etmenin, küçük görmenin ve lakap takmanın önemli bir yeri vardır. Ne maksatla olursa olsun, bir kimse ile alay etmek, ayıbını yüzüne vurmak ve ona hoşlanmadığı bir lakap takmak caiz değildir. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”Ey îman edenler, bir topluluk diğerini alaya almasın. Belkide onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlarda, başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinize dil uzatmayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın, inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak(fısk) , ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler…işte onlar zalimlerdir. ”(Hucûrât: 11) . 
İnsanlarla alay etmek caiz değildir. Çünkü bunda gizli bir kibir, aşırı bir gurur, başkalarını küçük görme ve cehalet vardır. Allah katında üstünlük makam, mevki ve zenginlikle değil, takvâ iledir. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: ”Allah sizin sûretlerinize ve mallarınıza değil, fakat kalblerinize ve amellerinize bakar. ”(MüsLim) . Rivayet edildiğine göre bir gün Abdullah b. Mes’ud’un elbisesi açılıverince, zayıf ve incecik bacağı görünmüş ve  oradakilerden bazıları gülmüştü. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle demiştir: ”Onun bacaklarının zayıflığına mı gülüyorsunuz? Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, terazide onlar, uhud dağından daha ağırdır. ” Bir başka hadiste: ”Bir kimseye günah olarak, kardeşini küçük görmesi yeter. ”buyurmuştur. (et-Tâc) 

3-Gıybet etmek, arkadan çekiştirmek: 
İslam arkadan çekiştirmeyi, gıybet etmeyi haram kılmıştır. Kur’anda şöyle buyuruluyor: ”Ey îman edenler, çok zanda bulunmaktan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın, kimse kimseyi çekiştirmesin. Hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Bundan tiksinirsiniz, Allahtan sakının, şüphesiz Allah tevbeleri daima kabul edendir, acıyandır. ”(Hucûrât: 12) . 
İbni Mes’ud şöyle anlatıyor: Peygamber Efendimizin meclisinde idik. Birisi kalkıp gitmiş, bir başkası da onun arkasından gıybet etmişti. Peygamberimiz ona, dişini temizle buyurdu. Adam: Neden temizliyeyim, et yemedim ki? deyince Rasulüllah: ”Sen kardeşinin etini  yedin ya”buyurdu. (Taberânî) . 
Hz, Âişe, Peygamberimize eşi Safiyye’nin kısa boylu olduğunu îmâ  edince, Peygamberimiz şöyle buyurdu: ”Öyle bir söz söyledin ki, denize katsan, onu kirletir. ”(Tirmîzî) . 

         Peygamber Efendimiz ashabına sordu: 
      - Gıybet nedir, bilirmisiniz? 
        - Allah ve Rasulü daha iyi bilir dediler. Efendimiz: 
        - ”ıybet: Din kardeşini, hoşuna gitmeyen bir şeyle anmandır.” buyurdu. 
          Bir sahabe: ”Söylediğim şey kardeşimde varsa, buna ne dersiniz? deyince: 
         -Söylediğin onda varsa gıybet etmiş olursun, eğer söylediğin onda yoksa ona iftira atmış olursun.” buyurdu.  (Müslim.)

         Hadisi Şerife göre bir kimsenin arkasından duyduğu takdirde hoşlanmayacağı bir eksiklik veya kusurunu söylemek gıybettir ve haramdır. Eğer söylenen şey o kimsede yoksa, ona iftira atmış olursun ki, bu daha büyük bir günahtır ve haramdır. 
Arkadan çekiştiren, haram işlediği gibi bunu dinleyen ve önlemeye çalışmayan kimse de, onun günahına ortak olmuş olur. Bu sorumluluktan kurtulmak için ya  önlemek veya-buna gücü yetmiyorsa-dinlememek gerekir. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: ”Gıyabında din kardeşinin namus ve şerefini koruyan kimseyi Allah cehennemden âzâd edecektir. ”(Ahmed b. Hanbel) . 
Bir kimsenin ister yüzüne karşı, ister arkasından kınamak, ayıplamak, kusurlarını söylemek, aradaki kardeşlik bağını gevşetir, belki de düşmanlıklara yol açar. Bu sebeple gıybet haram kılınmıştır. Ancak bazı durumlar, istisnâî haller doğru olmak ve iyi niyete dayanmak şartı ile bunu daha faydalı ve zarûrî kılabilir. 
Bu takdirde gıybete izin verilmiştir. şöyleki: 
a) Şikâyet: Haksızlığa uğrayan kimse, sırf kendini tatmin, öfkesini teskin için değil de, hakkını almak veya suçluyu cezalandırmak için, onun yaptıklarını söyleyerek şikayette bulunabilir. 
b) Islah teşebbüsü: Bir kimsenin meşru olmayan bir fiilini gören kişi, bizzat onu düzeltmeye çalışır ve eğer bir başkasının bu konuda daha başarılı olacağını umarsa, ona da söyleyebilir. 
c) Fetvâ sormak: Bir hâdisenin, dînî hükmünü öğrenmek, şahısları zikretmeyi gerektiriyorsa, gerektiği kadar söylenebilir. 
d) Müslümanları korumak: Bir Müslüman, birisi ile evlenmek, ortak olmak, iş akdi yapmak diler ve onun hakkında, tanıyanlardan bilgi almak isterse-sırf soranı muhtemel zarardan korumak için-sorulanın kusurlu tarafları söylenebilir. Yine bir âlim ve mürşidin(böyle zannedilen birisinin)  etrafında toplananlar; saptırılmak, inançları bozulmak gibi bir tehlikeye maruz iseler, ikaz edilebilirler. Gazâlî’nin deyişi ile: Bu îkazı yapanların kendilerini kontrol etmeleri gerekir. Kendisini aleyhte konuşmaya, ikaz etmeye sevkeden duygu, müslümanlara şefkatmidir? Yoksa hakkında konuştuğu kişiyi kıskanmayı, gözden düşürmeyi istemesimidir? İkinci ihtimal varsa söylenen gıybete girer. Ayrıca isnad edilen suç, bir zan ve kanaate değil, kesin delillere dayanacaktır. Mesela Ehl-iSünnet mezheplerinin, birbiri arasındaki ihtilaflarda biri diğerine “sapık” ”fasık”gibi sıfatları kullanamaz. Bu ağır sıfatlar ancak üzerinde ittifak  edilen dînî esaslara aykırı inanç ve davranışlar için kullanılabilir. 
e) Anlatmak için: Bir kimsenin kel, topal gibi bir lakabı olup, bu söylenmeden onu tanıtmak mümkün değilse “Topal Ahmet, Uzun hasan”gibi bir ifade kullanılabilir. 
f) Fıskını, günahını gizlemeyen, açıkça günah işleyen bir kimseyi, o günah ile anmak caizdir. 
g) Şahısların değilde, topluluk ve gurupların kusurlarını söylemek de gıybet sayılmıştır. 

4-Kusur araştırmak, sûi zanda bulunmak: 

        İslam’da hüsnü zan esastır. Her Müslüman, temiz ve güvenilir insandır. Suçu sabit olmadıkca, hiç kimse suçlanamaz. Berâeti zimmet asıldır. Bir kimsenin iyi olduğu değil, suçlu olduğu isbatı gerektirir. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: ”Zandan sakının. Çünkü zan, sözün en yalanıdır. Başkalarının konuşmalarını dinlemeyiniz, tecessüste bulunmayınız, birbirinize haset etmeyiniz, birbirinize buğzetmeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz. ”(Tirmîzî). 
         Güvensizliğin içteki etkisi sûi zan, dıştaki etkisi ise sûi zannı isbatlamak için, bir kişinin peşine düşüp onu göz hapsinde tutmak ve kusurunu araştırmaktır. Yüce Allah kusur araştırmayı haram kılmıştır. Eğer bir kimse ayıbını, kusurunu ve günahını gizliyorsa, onu açığa vurmak, rezil  etmek caiz değildir. 
          Sahabe Ukbe b. Âmir ile kâtibi Ebül-Heysem arasındaki şu konuşmada ibret alınacak noktalar vardır. Sözü Ebül-Heysem açıyor: 
        - Bizim şarap içen bazı komşularımız var, onları yakalamaları için polis çağıracağım. 
       Ukbe b. Âmir: 
        - Yapma onlara öğüt ver, korkut. Ebül-Heysem: 
       - Menettim dinlemediler. Onları yakalamaları için polis çağıracağım. Ukbe b. Âmir: 
        - Yazık sana, yapma diyorum. Çünkü ben Rasulüllahın şöyle dediğini işittim: ”Kim bir kimsenin ayıbını örterse, sanki kabrine diri diri gömülmüş bir yavruyu kurtarmış olur. ”(Ebu Davut) . 
İnsanların gizli kusurlarını araştırmak, açıklamak, âleme duyurmak fayda yerine zarar getirir; onlardaki utanma duygusunu yok eder, sosyal kontrolün etkisini azaltır ve ıslahı zorlaştırır.  Hz. Peygamber, müslümanlara: İzinsiz olarak evlerin içine bakan kimselerin gözlerini çıkarabileceğini söylemiştir. Kur’an, izin almadan bir kimsenin evine girmeyi yasaklamıştır: ”Ey îman edenler, evlerinizden başka evlere, izin almadan, seslenip sahiplerine selam vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha iyidir. ”(Nur: 27) . 
Netice olarak insanların ayıp ve kusurlarını araştırmak, onları utandırmak, toplumun gözünden düşürmekcaiz değildir. 

5-Söz getirip götürmek: 

Kırıcı, üzücü, dargınlığa sebep olan sözleri, birinden diğerine taşımak haramdır. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği dâimâ önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etme. ”(Kalem: 10-14) . “Kovucu, cennete giremez. ”(Buharî)  hadisi de, bunun ne büyük bir günah olduğunu göstrmektedir. Biri Ömer b. Abdülaziz’e gelerek, bir başkasının aleyhinde(onun hoşuna gitmeyecek)  bir söz söylemişti. Halife şöyle dedi: İstersen senin durumunu muâmeleye koyalım. Bu takdirde söylediğin yalan ise; ”Size bir fasık haber getirince onu araştırın. ”âyetindeki fasıklardan olursun. Muâmeleye koymayalım dersen, seni affederiz. ”Adam: ”Beni affet ey mü’minlerin Emîri, bir daha asla yapmıyacağım. ”dedi ve ayrıldı. Bir hadiste ise şöyle buyuruluyor: Allah’ın en şerli kulları, koğuculuk yapan, dostlar arasını ayıran ve temiz olan kimseleri ayıplayanlardır. ”
Yine ”Her işittiğini söylemek, kişiye günah olarak yeter. Bir kimsenin kendini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, iyi müslüman olduğunun alâmetidir. ” buyuruluyor. 
İslam, düşmanlığı kaldırmak ve arabuluculuk için, akrabaların birbirine gıyaben söyledikleri şeyleri gizleyip, barıştırmak amacı ile, onlardan duymadığı bazı iyi sözleri, biri diğerine söylemiş gibi, kendinden ilave etmesini mübah görmüştür. Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: ”İki  kişinin arasını bulmak için, hayırlı sözler söyleyen veya kendinden ilaveler yapan kimse yalancı değildir. ”

Yalan üç yerde caizdir: 
1-İki kişinin arasını bulmak için. 
2-Karısını memnun etmek için. 
3-Harb halinde, düşmana aldatmak için. 
        Doğruluk, müslümanın en temel vazifesidir. Bir hadisi şerifte şöyle buyuruluyor: Doğru olun. Çünkü doğruluk hayra, hayır da cennete götürür. Kişi doğru hareket etmek, doğruluğu aramakla, Allah katında Sıddîklerden yazılır. Yalandan sakının. Çünkü yalan günaha, isyana, günah ve isyan da cehenneme götürür. Kişi yalana devam etmek ve yalanı aramakla, Allah katında yalancılardan yazılır. ”(Buharî) .