İslamiyat

Su-izan

Tarih: 9 ay önce

Zan, bir şey hakkında kesin karar verememe, sanma, farzetme, tahmin etme, ihtimale göre hüküm verme, şek ve şüpheye denir.

Zan ahlak açısından ikiye ayrılır: 1. Hüsnüzan.  2. Sûizan. 

Zan hüküm açısından da üçe ayrılır: vacip, mübah ve haram. 

Buna göre zannın hepsi günah ve vebal değildir. Güzel olanı da vardır. İsterseniz önce ondan başlayalım.

Hüsn-ü Zan

 Allah'a ve müminlere hüsnüzan, yani güzel zan vaciptir. Nitekim Allah Teala Kur’an’da şöyle buyurmuştur:

"Erkek ve kadın müminlerin bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları ile iyi zanda bulunup da: “Bu, apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?” [1]

Bir kudsiî hadis'te de "Ben kulumun bana zannı yanındayım. "[2] diye bildirmiştir. 

Hz. Peygamber (s. a. v. ) de “iyi ve güzel zan, imandan” sayarak “Her biriniz Allah'a iyi zanda bulunarak ölsün." Diye tavsiye etmiştir.

Müslüman, din kardeşi hakkında hüsn-ü zan, yani iyi fikir beslemelidir. Çünkü güzel dinimiz bize hüsn-ü zan beslemeyi emreder. Bu konuda bir örnek vererek kalpteki duygularımızı harekete geçirmek isteriz.

İbrâhim b. Edhem bir grup arkadaşıyla birlikte idi, gündüzleri çalışıp onlara harcardı. Akşamleyin oruçlu olarak bir yerde toplanırlardı ve İbrâhîm b. Edhem her seferinde işten geç dönerdi. Arkadaşları bir akşam birbirlerine: “Gelin bu akşam da iftarı onsuz yapalım, geldiğinde kendisine yiyecek bir şey kalmadığını görür ve bundan sonra zamanında gelmeye çalışır.” dediler.

İbrâhîm dönünce arkadaşlarını uyur vaziyette buldu. Kendi kendine: “Zavallılar, herhalde yiyecek bir şey bulamadılar” dedi. Ve oradaki undan bir miktar alıp yoğurdu. Fırının ateşini yaktı ve yoğurduğu çöreği fırına attı.

İbrâhîm dirseklerini toprağa koymuş ateşi üflerken arkadaşları uyandılar ve ne yaptığını sordular. İbrâhîm arkadaşlarına: “Kendi kendime, ‘bunlar herhalde akşam yemeğini bulamayıp uyudular’ dedim. Çörek hazırlanana kadar da uyandırmak istemedim” dedi. Arkadaşları mahcûb bir vaziyette birbirlerine; “Bir bizim yaptığımıza bakın, bir de onun yaptığına” dediler.[3]

Müslüman imanı sahih, kalbi sağlam, iradesi tam, ilmi kâfi, kendine güvenen ve güvenilen, iyi niyetli, şahsiyet ve karakter sahibidir. Kur’an ve sünnet onu böyle yetiştirmiştir. İşte bu hakikate birer örnek:

“Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak (Allah yolunda) harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.” [4]

Şu hadis ne kadar mühümdir:

“Hiçbiriniz; “Ben insanlarla beraberim, eğer insanlar iyilik yaparlarsa ben de iyilik yaparım, kötü davranırlarsa ben de kötü davranırım.” diyen şahsiyetsiz kimselerden olmasın! Aksine insanlar iyilik yaparlarsa iyilik yapmak, kötü davranırlarsa haksızlık etmemek için nefsinizi terbiye edin.”[5]

Çarşı pazar işlerinde, geçime ait hususlarda olduğu gibi mubah olan zanlar da vardır.

Sû-i Zan

Ancak zannın bir kısmı olan kötü zan, zararlı olduğu için haramdır. Çünkü Zan, ihtimal üzere bir hüküm olduğundan haliyle bir kısmı hakka hiç isabet etmez.  Etmeyince de başkasının hakkında o şekilde aleyhine hüküm bühtan ve iftirâ olur.  Bu ise az yukarıda yazdığımız ayet-i kerime ile Allah Teâlâ’nın yasakladığı bir haramdır, günahtır.  İşte o ayetin ilgili kısmı:

“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan kaçının.  Çünkü zannın bir kısmı günahtır.”[6] 

Zannın bazısı günah ve vebal olunca, böyle bir vebal ve günaha düşüp de zarar görmemek için tedbirli ve ihtiyatlı davranarak, onun birçoğundan sakınıp kaçınmak gerekir. 

Yasaklanan çirkinliklerin birçoğu böyle kötü zanlardan ortaya çıkar. Sonuçta şeksiz şüphesiz, kesin olarak inanmak vacip olan dînî konularda zan haram olduğu gibi, Allah'a ve iyi kimselere karşı kötü zan dahi haramdır.  Peygamberimiz (s a v. ) şöyle buyurmuştur ki:

"Allah Teâlâ müslümana kanını ve ırzını, bir de kendisine kötü zanda bulunulmasını haram kılmıştır."


[1] Nur, 12.

[2] Buhari, Tevhid, 15; Müslim, Zikir, 21.

[3] İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, 3. Cilt, 271. Sayfa, Erkam Yay

[4] Râ’d, 22.

[5] Tirmizî, Birr, 63.

[6] Hucurat, 12.