İslamiyat

Karma Dinler Ve Doğal Dinler

Tarih: 3 ay önce

Karma Dinler

 

Bir de “karma” ve “doğal” adıyla yapay dinler türetilmeye çalışılmıştır. Bunlar da insan eliyle icat edilmiş batıl dinlerin tipik örnekleridir ki az sonra bu konuyu açacağız. Biz burada şu düşüncemizi hemen ifade ederek kitabın ana fikrine dikkat çekmek istiyoruz:

 

Bize göre, dinlerin en başarısızları, bu insan beyniyle üretilen “karma” ve “doğal” türünden olan “yapay” dinlerdir. Maalesef bizim ülkemizde böyle bir olgu için iki kere teşebbüse geçilerek yoğun çaba sarfedilmiş, Müslümanlar yok yere incitilmiştir.

 

Bunların ilki “deizm / doğal din” adıyla Cumhuriyetin başındadır.[1]

 

İkincisi ise, “İbrahimî Dinler” adıyla yakın zamanlarda böyle bir karma din oluşturulmaya çalışılmaktadır.

 

"Dinlerarası Diyalog” çalışmaları bunun aleti konumundadır. Arkasındaki isim ise, F. Gülen ve cemaatidir. Hiç şüphesiz bir Müslüman için bu açıkça “dine ihanet etmek”tir. Bunun kandırılmış Müslüman halkın para ve imkânlarıyla yapılması da ayrıca bir ihanettir. Bunda kazançlı çıkacak olanlar ise olsa olsa ancak Vatikan ve Hristiyanlar olur. Çünkü davet başka, teslimiyet başkadır.

 

Karma dinler de batıl dinler arasındadır.  Dünyanın doğusunda ve batısında bazı iyi veya kötü niyetli kimi akıllı veya sivri zekâlı kimseler, dinin vazgeçilmezliğini görünce, kendilerince her dinden en beğendikleri hususları toplayarak veya kendi kafalarından güzel kaideler koyarak insanlara yeni ama “karma” bir din sunmaya çalışmışlardır. Bu insanlar mevcut dinlerin kendilerince en iyi yanlarını alarak, akla mantığa uygun, ferdin ve cemiyetin sıhhat ve saadetini gerçekleştirecek, devlete ve topluma düzen, adalet, eşitlik ve ahenk getirecek yeni bir din ortaya koyma düşünce ve çabasında olmuşlardır. Doğuda bazı dinlerin oluşumu da böyledir.

           

Mesela Sihizm, Sri Guru Nanak Dev Ji (1469-1539) tarafından kurulmuştur. İslam ve Hinduizm karışımı bir dini harekettir. Sihler Kuzeybatı Hindistan’ın Pencap bölgesinde yaşamaktadırlar. 1995 sayımına göre nüfusları 18.7 milyon idi. Bu da Hindistan nüfusunun % 1.9 unu teşkil etmekteydi. Ayrıca küçük gruplar halinde İngiltere, Kanada, ABD, Malezya ve Doğu Afrika’da bulunmaktadırlar. Günümüzde Hint dini ve siyasi hayatında önemli bir yer tutmaktadırlar.

 

Çin'de Taoizm ve Konfüçyüsçülük ile Budizm'in karış­tırılmasından Ch'an (Zen) Budizm doğ­muştur.

 

Bahâî hareketi ve Japon Budizmi de sinkretist dinlerdendir.

 

Doğal Dinler

 

Batıda bazı düşünürlerin hissedilen din ihtiyacını karşılamak için akla, bilim ve tabiata uygun, hurafelerden uzak bir din icat etme çabaları sonucu ortaya çıkmış yapay din. Bu konu bizim için de önemli olduğundan, üzerinde azıcık duralım isterim.

 

Batı hak din İslam’ı hakkıyla tanımadı. Kendisine din diye sunulan batıl ve muharref din ile de tatmin olamadı. Onun aklı ve ilmi bu hurafeye teslim olmadı. Fakat dini fert ve toplum için gerekli bir kurum olarak da kabul ediyordu. Çünkü inanmak, beşerin doğasında vardı. Bu dini duyguları bütünüyle yok saymak da mümkün değildi.

 

Bu yüzden ruhi, manevi, vicdani, kalbi ve fıtri ihtiyaçlarını karşılayan ama akıl ve mantıkla da çelişmeyen, ilmin metotlarına ve sonuçlarına ters düşmeyen, toplumu yönetmeye kolaylık sağlayan, barışı, adaleti, eşitliği, erdemi ve vazife anlayışını olumlu etkileyen ve tabiatla ters düşmeyen yeni bir din aradı sürekli.

 

Bulamayınca da onu kendisi üretmeye kalkıştı.[2] Bu insana kalmış bir iş olmadığı için, yüzüne gözüne bulaştırdı. Oysa bunu yapacağına İslam’ı ciddiyetle inceleyebilseydi, aradığını bulacak ve beyhude yere uyduruk din aramaktan kurtulacak, kendini gereksiz yere meşgul edip yormayacaktı.

 

Batıda Rönesans’la birlikte deney-gözlem metodu ciddi bir şekilde kullanılmaya başladığı için ilimler teker teker teolojiden-dinden ayrıldı. Hatta bu din konusunda o kadar ileri gidildi ki, Allah’tan gelen vahye dayalı din yok sayılarak, bunun yerine "Tabii din" adı verilen akıl ürünü bir din kabul edildi.

 

Bu yüzden "Rönesans", Orta Çağın dini kültürü yerine, her bakımdan "bu dünya"nın olan, artık "öbür dünya" ya değil de "bu dünya" ya bağlı olmak isteyen bir kültürün kurulmaya başladığı çağdır.


[1] Kitabın sonunda “BENZER TEHLİKELER” başlığı altında “Cumhuriyette Tarihin Tekerrürü” bahsiyle bu konu genişçe açıklanacaktır. İsteyen okuyucumuz şimdiden oraya bakabilir.

[2] Bkz. Ömer Nasuhi Bilmen, Muvazzah İlmi Kelam, Yeni Matbaa, İst. 1959, s. 35; Ahmet Hamdi Akseki, İslam, İrfan y. İst. 1962, s. 258 vd.