Çocuk Haklarından Öncelikli Sorumluluk

Ali Bulaç Bey çocuğun velayetini konu edindiği bir yazısında şöyle diyor:

“İslam'a göre çocuğun velayeti ebeveyne aittir, bu icma ile sabit bir hükümdür. Modern bakış açısından çocuğun velayeti devletin uhdesindedir. Devlet, anne babaya sormadan, onların rızasını almadan çocuğa dilediği eğitimi (müfredat, içerik, ders çeşidi vs.) verme hakkına sahip olmaktadır. Başörtüsü yasağının kalkmasını samimiyetle savunan liberal aydınlar, sıra velayet konusuna geldiğine, anne-babanın seçimi yerine devletin karar ve icraatlarının doğru olduğunu savunmaktadırlar.”

Ali bey bu konuları iyi bilir. Galiba genel uygulamaları göz önüne alarak mevcut durumu dile getirmiş. Fakat “çocuk Hakları” evrensel bir metinle bütün dünyanın onayına sunulmuş ve TC. tarafından da kabul görmüştür, imzalanmıştır.

Oraya baktığımızda çocuğun din, kültür, ahlak ve eğitiminden öncelikle ebeveyn sorumludur:

“Madde 5

Taraf Devletler, bu Sözleşmenin çocuğa tanıdığı haklar doğrultusunda çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi ile uyumlu olarak, çocuğa yol gösterme ve onu yönlendirme konusunda ana-babanın, yerel gelenekler öngörüyorsa uzak aile veya topluluk üyelerinin, yasal vasilerinin veya çocuktan hukuken sorumlu öteki kişilerin sorumluluklarına, haklarına ve ödevlerine saygı gösterirler.”

Her güzelliğe sadece imza atan, ama uygulamaya gelince bildiğini yapan devlet ve ülkelerde, çocukların kreş ve ana okulunda okudukları kitaplar, dinledikleri hikayeler, öğretmenlerinin kılık kıyafetleri bile skandal olur.

Devlet bizde de demir yumruğunu küçücük çocukların beynine indirmekten, onları tektipleştirmekten vaz geçmez bir türlü.

Bir dindarın çocuğu, ana babasından aldığı bilgileri özgürce dile getirdiğinde yer gök inletilir, gök kubbe masumların ve okulların başına geçirilir.

Bu, hangi çağdaşlığın ve laikliğin gereğidir acaba? Atılan imzaların inkarı da mı çağdaşlıktır? Buyurun madde ne diyor:

“Madde 13

1. çocuk, düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir; bu hak, ülke sınırlarına bağlı olmaksızın; yazılı, sözlü, basılı, sanatsal biçimde veya çocuğun seçeceği başka bir araçla her türlü haber ve düşüncelerin araştırılması, elde edilmesi ve verilmesi özgürlüğünü içerir.

2. Bu hakkın kullanılması yalnızca:

a) Başkasının haklarına ve itibarına saygı,

b) Milli güvenliğin, kamu düzeninin, kamu sağlığı ve ahlakın korunması nedenleriyle ve kanun tarafından öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yapılan sınırlamalara konu olabilir.
Madde14
1. Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler.
2. Taraf Devletler, ana-babanın ve gerekiyorsa yasal vasilerin; çocuğun yeteneklerinin gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında çocuğa yol gösterme konusundaki hak ve ödevlerine, saygı gösterirler.
3. Bir kimsenin dinini ve inançlarını açıklama özgürlüğü kanunla öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yalnızca kamu güvenliği, düzeni, sağlık ya da ahlâki ya da başkalarının temel hakları ve özgürlüklerini korumak gibi amaçlarla sınırlandırılabilir.
Madde 18
1. Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana-babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler. çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce ana-babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler herşeyden önce çocuğun yüksek yararını gözönünde tutarak hareket ederler.
2. Bu Sözleşmede belirtilen hakların güvence altına alınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmada ana-baba ve yasal vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar.”
Ali bey yazısının sonuna doğru diyor ki: “Modern hukuk, kuzey ülkelerini esas alıp, rüşt çağını 18'e çıkarmıştır. Bu yüzden 18 yaşına gelinceye kadar çocuğun velayetini devlet uhdesinde bulundurmakta, bu yüzden mesela Fransa'da ortaöğretimde başörtüsü yasaklanabilmektedir.
çünkü, vecibelerin "dinî mahiyeti" esas alınmadığı için, başörtüsü "kişisel bir tercih" ve kişisel tercih olması hasebiyle "bireysel bir özgürlük" olarak ele alınmakta, 18 yaşına kadar çocuğun kişisel tercihlerinde ve özgürlük seçiminde kendi başına doğru bir karar veremeyeceği varsayılarak, onun adına "ailesi" değil devletin karar vereceği savunulmaktadır.”
Göz göre göre yapılan yanlış ve çiğnenen hak işte buradadır. Devlet çocuğun kendi başına karar veremeyeceğini söyleyebilir. Ama biri onun yerine karar verecekse bu öncelikle devlet değil, ana baba olmalıdır. çünkü devletin kabul ederek taraf olduğu “çocuk hakları” bunu gerektirmektedir.
üniversitelerde başörtüsü nasıl kanunsuz sürdürülüyorsa, maalesef yavrularımıza da bir kısım yasaklar kanunsuz olarak uygulanmaktadır.
Bütün haksızlıklar bitene kadar hukukun üstünlüğü adına mücadele elbette devam edecektir.