İslamiyat Kategori
Aile Hayatı
İÇİNDEKİLER

A-AİLENİN ÖNEMİ
B-EVLENMENİN FAYDA VE HİKMETLERİ
C-HUZURLU VE SÜREKLİ BİR EVLİLİK İÇİN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
a) Evlenmeden önce
b) Evlendikten sonra
D-AİLEYİ KORUYUCU TETBİRLER
1-Zina yasaklanmıştır
2-Zinaya götüren davranışlar yasaklanmıştır
3-İffet övülmüş ve teşvik edilmiştir
4-Evlenme ve boşanma kolaylaştırılmıştır
5-Cinsel arzuları frenlemenin yolları gösterilmiştir
6-Zina yapanlara ağır cezalar konmuştur
E-EVLENMENİN HÜKÜMLERİ
F-EVLİLİĞİN SAHİH OLMASININ ŞARTLARI
G-EVLENECEĞİ KIZA BAKMAK
H-EVLENME MANİ (ENGEL) LERİ
1-Devamlı evlenme manileri
2-Geçici evlenme manileri
I-Doğum kontrolü
İ-Sun’î tohumlama veya tüp bebek yolu ile çocuk sahibi olmak. 

AİLE FERTLERİNİN KARŞILIKLI HAK VE VAZİFELERİ
A-Kocanın karısına karşı vazifeleri
B-Karının kocasına karşı vazifeleri
C-Karının kocasından izinsiz dışarı çıkabileceği haller
D-Koca karısının şu davranışlarına engel olabilir
E-Ana-babanın cocuklarına karşı vazifeleri
F-Evladın ana-babasına karşı vazifeleri

İSLAMDA TALAK (BOŞAMA) 
A-Boşamanın hikmetleri
B-Boşamanın hükümleri
C-Boşama ehliyeti ve şartlar
D-Boşamanın çeşitleri
1-Rıcî talak
2-Bain talak
3-Sünnî talak
4-Bidî talak
E-Kadına mahkeme aracılığı ile boşanma imkanı veren haller

AİLEYİ VE AHLAKI KORUYUCU TETBİRLER
A-TESETTÜR
a) Örtünmenin önemi ve lüzumu
b) Kadının örtünmesinde bulunması gereken nitelikler
c) Erkeğin örtünmesi
d) Çocukların avret yeri
e) Müslüman kadınların çeşitli hallerdeki tesettürü
f) Kadının dış  elbise olmadan karşısına çıkabileceği kimseler

B-BAKMAK
1-Erkeğin kadına bakması
2-Kadının erkeğe bakması

C-YABANCI (NİKAH DÜŞEN)  BİR KADINLA YALNIZ KALMAK

D-MÜSAFAHA(TOKALAŞMA) 
1-Müsafaha ve önemi
2-Erkek ve kadının birbirleriyle müsafahası

E-SELAMLAŞMA
a) Selamın mâna ve önemi
b) Selamlaşma âdâbı
c) Selam vermenin uygun olmadığı yer ve zamanlar. 
d) Yabancı(nikah düşen)  kadın ve erkeklerin selamlaşması
e) Kadınlarla selamlaşmada dikkat edilecek hususlar

F-ERKEK-KADIN İHTİLATI(KARMA HAYAT) 
1-İhtilatın manası ve kapsamı
2-Hz. Peygamber devrinde kadın erkek ihtilatı
3-Kadının yabancı erkeklerle karşılaştığı zaman dikkat etmesi gereken hususlar. 

G-ZİYARETLEŞME
a) Ziyaretin önemi
b) Erkek ve kadınların birbirini ziyareti


AİLE HAYATI

A) Ailenin önemi: 

Aile, toplumun temel taşıdır. Canlılarda hücre ne ise, toplum için de aile odur. Aile ne kadar sağlıklı ve sağlam olursa, toplum da okadar sağlam ve sağlıklı olur. Dînî, millî ve sosyal hasletlerin korunması, geniç ölçüde, ailenin ve neslin korunmasına bağlıdır. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”Ey îman edenler, kendinizi ve ailenizi cehennem ateşinden koruyunuz. ”(Tahrim: 6) . Yine Kur’an’da ; İslam düşmanlarının yeryüzünde hâkim duruma geldiklerinde fesat çıkardıkları, âileyi ve harsı mahvettikleri belirtilmiştir. (Bakara: 205) . 
İslam, ailenin meydana gelmesi için, evliliği teşvik etmiştir. Aile, huzurun ve mutluluğun merkezidir. Her insan sürekli yaşamak ve neslini devam ettirmek ister. Bu da ancak aile hayatı ile mümkündür. Aile müessesesine doğru atılan ilk adım, evliliktir. Hz. Peygamber, şöyle buyuruyor: ”Ey gençler, içinizden gücü yetenler evlensin. Çünkü iffeti ve namusu korumanın yolu evliliktir. (Buharî) . ”Nikah benim sünnetimdir. Sünnetime göre hareket etmeyen benden değildir. ”, Evleniniz, çoğalınız. Çünkü ben çokluğunuz la övüneceğim. ”(İbni Mace) . Hz. Peygamber bekar yaşamak isteyen Osman b. Maz’un’u, bundan yasaklamış ve evlenmeye teşvik etmiştir. İslam’da ruhbanlık yoktur. Bekar yaşamak, kınanmıştır. Evlenmeye gücü yetip de, nefsine hakim olamıyan kimselerin evlenmesi farzdır. Nefsine hakim olmakla beraber, evlenmeye gücü yetenlerin evlenmesi ise sünnettir. 

B) Evlenmenin fayda ve hikmetleri: 

1-Evliliğin gâyesi, âileye mutluluk, topluma da sağlam ve sağlıklı nesiller yetiştirmektir. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”O’nun (varlık ve kudret)  alâmetlerinden biri de, size hemcinsinizden, kendileriyle huzura eresiniz diye eşler yaratmasıdır. Birbirinize karşı sevgi ve şefkat de yaratmıştır. (Rum: 21) ,. ”Onlar (karılarınız) , sizin için bir elbisedir. Siz de onlar için bir elbisesiniz. ”(Bakara: 187) . Bu benzetmede, eşlerin karşılıklı koruyuculuk ve tamamlayıcılık vasıfları sergilenmiştir. Bu sebeple evlilik, eşlerin sadece bedenî ihtiyaçlarını değil, bundan daha önemli olarak, rûhî ihtiyaçlarını; sevme, sevilme, koruma, korunma, sayma, sayılma, yardımcı olma, yardım görme gibi bir çok ihtiyaçlarını da karşılar. 
2-Evlilik, bir çok ihtilaf ve kavgaları önler. Zira evlilik dışı kurulan ilişkiler, kıskançlıklara ve kavgalara yol açmaktadır. 
3-Evlilik, kişilerin namusunu, iffetini, nezahetini ve haysiyetini korur. Tabîî ihtiyaçlarını meşru yollardan karşılayan  eşler, gayr-ı meşru yollara gitmezler. İnsan tabiatında ve toplum hayatında, aslolan, fuhuş ve arsızlık değil, iffet ve hayadır. Bunu da ancak meşru ve kanunî evlilik temin eder. 
4-Evliliğin bir faydası da, hayatın yükü altında ezilen, türlü meşekkat ve sıkıntılarla yüzyüze gelen eşlerin bir yuvada, birbirlerine destek olarak, birbirlerini teselli ederek, sıkıntılarını, yorgunluklarını atmalarına, huyur ve saadet içerisinde yaşamalarına vesile olmasıdır. 
5-İnsanlar, sevgiyi, saygıyı, yardımlaşmayı, dayanışmayı, şefkati, merhameti, en iyi âile ocağında öğrenir ve yaşarlar. Zaten bunlar olmadan gerçek bir âileden söz edilemez. 
6-Neslin devamını sağlamak. Çocuklar evliliğin meyveleridir. Âile olmadan sağlam ve sağlıklı nesiller yetiştirmek mümkün değildir. Çocuklar, âile ortamında yetiştiği gibi, başka bir yerde yetiştirilemez. Çocuklar için en elverişli ortam, âile ocağıdır. Çocuk, dînini, ahlâkını, ihtiyacı olan bütün faziletleri, görgü kurallarını ilkönce âile ocağında öğrenir. 
7-Evlilikle meydana gelen âile, bir takım sosyal bağların kurulmasına, akraba ve hısımlıkların vücut bulmasına vesile olur. Anne ve babaları vasıtası ile, nesep akrabalarına sahip olan insanlar, eşleri vasıtasıyla da sıhrî akrabalara sahip olurlar. Bu suretle toplumda bir yardımlaşma ve dayanışma, birbirini koruma, kollama ve kayırma hali meydana gelir. Böylece zayıf olarak yaratılan insan, yalnızlıktan ve kimsesizlikten kurtulur, kendini güçlü hisseder ve moral bulur. Neşede kederde, hastalıkta, sağlıkta, düğünde, bayramda, gençlikte, ihtiyarlıkta, birlikte olabileceği, dost bir çevresi olur. Bu zenginlik, mal mülk zenginliğinden daha önemlidir. İslam, akrabalık bağına önem vermiştir. Bir hadiste şöyle buyuruluyor: ”Akrabalık bağını koparan cennete giremez. ”Diğer bir hadiste: ”Rızkının bol, ömrünün uzun olmasını isteyen, akrabalık bağını koparmasın”buyurulmuştur. 

C)  Huzurlu ve sürekli bir evlilik için, dikkat edilmesi gereken hususlar: 

a) Evlenmeden önce: 

1-Eşler  arasında az çok bir denkliğin (kefâet)  olması gerekir. Dindarlık, ahlak, kültür, asâlet, soy , sağlık ve servet gibi şeyler itibariyle aralarında büyük farklar bulunan eşlerin, mutlu ve sürekli bir evlilik hayatı yaşamaları zordur. Bu sebeple evlenecek kişilerin birbirine din, ahlak, kültür, asalet, servet, dindarlık ve sağlık bakımından  denk olması önemlidir. 
Bazı âlimler, insanların eşit olduğunu, denkliğe gerek olmadığını öne sürmüşlerse de cümhur, elilikte denkliğin gerekliliğini benimsemiştir. Demklik meselesi, sosyal bir olaydır, dikkate alınmazsaproplemler çıkabilir. 
2-Evlenecek kimselerin görücü usulü ile evlenmeleri caiz olmakla birlikte, adayların birbirini İslâmî ölçüler içerisinde görmeleri, evliliğin sürekli ve huzurlu olması açısından önemlidir. Peygamber Efendimiz, görerek, beğenerek evlenmeyi yeşvik etmiştir. 
Cümhura göre, erkek evlenmek istediği kızın el, yüz ve boyuna bakabilir. Bu, o kızı tanımak , görmek için yeterlidir. Bazı müctehitlere göre, mahreminin yanında baş, boyun, kollar ve ayaklarını dizlere kadar görebilir. Ancak İslam, evlenecek kimselerin yalnız ve baş başa kalmalarına, birlikte gezmelerine, flört yapmalarına izin vermez. 
3-İslam evlendirilecek kimselerin, rızalarının alınmasını ve istemediği bir evliliğe zorlanmamasını ister. Hz. Peygamber: ”İzin ve rızası alınmadan ne kız, ne de dul evlendirilemez” buyurmuştur. (Buharî)  
4-Yapılacak evlilikte, her cihetten külfet ve masrafın az olması. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: ”Evliliklerin en hayırlısı, en kolay ve masrafsız olanıdır. ”Evlenirken ağır borç yükünün altına giren çiftler, evlendikten sonra, bu ağır yük sebebiyle sıkıntıya girmekte ve huzurları kaçmaktadır. 
5-Evlenmeden önce nişan yapılmasında fayda vardır. Evleneceklerin, birbirini tanıması ve bir ömür boyu birlikte yaşamaya karar vermeleri açısındandan nişan yapmak önemlidir. Ancak bazı kimselerin günaha girmemek ve daha rahat hareket edebilmek için, nişan esnasında dînî nikah yaptırdıklarını duyuyoruz. Böyle bir nikah, nişanın amacına uygun olmadığı gibi, bunun dînî, ahlâkî ve sosyal açıdan bir çok mahzurları vardır. Dolayısı ile nişan esnasında, dînî nikah yaptırılmamalıdır. Aksi halde bu, bir nişan değil evlilik olur. 
6-Evlenen kişiler, düğün yapmalı, evlendiklerini çevrelerine ilan etmeli ve  imkanları ölçüsünde düğün yemeği vermelidirler. Hz. Peygamber, Abdurrahman b. Avfe şöyle demştit: ”Bir koyun keserekte olsa osa düğün yemeği ver. ”Düğünlerde, dînimizin izin verdiği ölçüde oyun ve eğlenceye izin verilmelidir. Hz. Peygamber, evliliğin def çalınarak ilan edilmesini tavsiye etmiştir. 
7-Eş seçiminde şu hususlara dikkat edilmelidir: 
a) Dindar olması: Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: ”Kadın, dört şeyi sebebiyle nikah edilir; malı, asâleti, güzelliği ve dîni. Sen dindar olanını seç ki, elin bereket bulsun. ”(Buhârî) . Bir başka hadiste ise şöyle buyuruluyor: ”Kadınlarla yalnız güzellikleri için evlenmeyiniz. Olur ki, güzellikleri, ahlakca düşmelerine sebep olur. Onlarla yalnız malları için de evlenmeyiniz. Çünkü malları, azmalarına yol açabilir. Onları, dindarlıkları sebebiyle nikahlayın. Şüphesiz dindar olan eski elbiseli bir câriye(dindar olmayan ötekilrden)  daha üstündür. (İbni Mace) . 
b) Kadının doğurgan olması: Sevgili Peygamberimiz şöyle buyuruyor: ”Kocasını sevebilen, doğurgan kadınla evlenin. Çünkü ben kıyamet gününde, diğer ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla övüneceğim. ”(Ebu Dâvut) . 
c) Bâkireyi tercih etmek: Bir hadiste şöyle buyuruluyor: Evlenmek için bakire kızları tercih ediniz Çünkü onlar, daha tatlı dilli, kocasını daha fazla tatmin edici ve daha aza kanaat edicidirler. ”
(İbni Mace) . Bu hadis, İslam’ın bâkireliğe verdiği önemi göstermektedir, yoksa bâkire olmayan dul kadınlarla, evlenilemiyeceği anlamına gelmez. 
d) Dindarlığı ve kanaatkarlığı ile tanınmış, asil bir âilede yetişmiş olması: 
Bu durum, kadın veya erkek olsun o gencin de, aynı değerlerle yetiştiğinin belirtisi sayılır. 
e) Kızın güzel olması: Evlenilecek kızın, dindarlığı yanında, güzel olması da tercih edilmelidir. 
Çünkü güzeli her kes sever. Sevgi evliliğin birinci şartıdır. Aynı zamanda güzel kadın, kocasını daha çok
mutlu eder ve gözünü haramdan daha çok korur. Bu sebeple evlenmeden önce, evleneceği kıza bakmak câiz görülmüştür. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: ”Hayırlı kadın, kocası kendisine baktığında, ona sevinç ve neşe veren, emredince itaat eden, kendi malı ve özel yaşantısı hususunda, 
kocasının istemediği bir şeyi yapmayan kadındır. ”(Ahmed b. Hanbel) . 
f) Mecbur kalmadıkca tek evlilikle yetinmek: Çok evlilikte eşler arasında adâlet ve eşitliği sağlamak çok zordur. Âilede geçimsizliğin, huzursuzluğun olmaması için, kişinin sevdiği bir eşiyle yaşaması daha güzeldir. 

b) Evlendikten sora: 

1-Âilenin reisi kocadır. Kocanın âilenin reisi olması bir eşitsizlik değildir. Kocaya yüklenilen sorumluluk ve erkeğin fizik yapısı, bunu gerektirmektedir. Nimet, külfet karşılığıdır. Riyaset, bir ayrıcalık değıl, sorumluluktur. 
Kocanın vazifesi, eşini korumak, maddî ve mânevî ihtiyaçlarını karşılamak, her türlü hukukuna
riâyet etmektir. Karının vazifesi ise; kocasının meşru emirlerine itaat etmek ve ona saygı göstermektir. 
Pegamber Efendimiz şöyle buyuruyor: ”Koca, âilenin reisidir ve âilesinden sorumludur. Kadın da, 
kocasının evinden ve çocuklarından sorumludur. ”(Buharî) .  
2-Eşler, birbirine iyi davranmak, geçimli olmak, birbirlerinin yükünü çekmek, hayatın zorluklarına karşı, birlikte mücadele etmek ve birbirlerinin meşru ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmakla yükümlüdür. 
Kur’anda, erkeklerin kadınlarına iyi davranması emredilmektedir. 
3-Eşler, birbirlerine olan saygıyı kaybetmemek, lâübâlîliğe kaçmamak ve yalan söylememek şartı
ile, şakalaşabilir, eğlenebilirler. Devamlı ciddiyet, resmiyet. tarafları sıkar, hayatı zorlaştırır. Peygamber Efendimiz zaman zaman eşleriyle şakalaşırdı. 
4-Eşler, harcamalarda, cimrilikten, pintilikten, israf ve lüzumsuz harcamalardan kaçınarak, orta bir yol tutmalıdır. İnsan en çok âilesi için yaptığı harcamalardan dolayı ecir ve sevap kazanır. Kadın, ev eşyalarını ve gıda maddelerini israf etmeden, ziyan olmayacak şekilde kullanmalıdır. 
5—Eşlerin, birbirinden faydalanmaları hakkıdır. Meşru ve haklı bir sebep yokken, bundan kaçınan taraf günaha girer. 
6-Azil ve doğum  kontrolü konusunda eşlerin birlikte ve ortak kararları ile hareket etmeleri gerekir. Ancak kürtaj yaptırmak, çocuk düşürmek câiz değildir. 
7-Doğan çocukların bakımı ve yetiştirilmesi, eşlerin hem görevi hem de hakkıdır. Çocukları yetiştirmek, yalnızca onların yiyecek, giyecek ihtiyaçlarını karşılamak anlamına gelmez. Aynı zamanda
onlara dînini, ahlakını, maddî ve mânevî değerlerini öğretmek de gerekir. Böyle yetişmeyen bir nesil mahvolup gider. 
8-Eşlerden her birinin namuslu, iffetli ve temiz olmaları, kendilerini haram ilişkilerden korumaları gerekir. İffet ve nezâhet, sadece kadında aranmaz, erkeğin de kadın kadar iffetli ve nezih olması gerekir. 
9-İslam, erkeklerden farklı olarak, kadınlara bazı yükümlülükler getirmiştir. Bunlardan ikisine kısaca işaret eldim: 
-Kadının, meşru sınırlar içerisinde süslenmesi, güzel görünmeye çalışması, özellikle kocasına karşı bir vazifedir. Bu sebeple kullanılması erkeklere yasaklanan altın ve ipekli kumaş, kadınlara mübahtır. Kadın, kocasının yanında ve kadınların bulunduğu ortamda süslenir ve bakımlı olmaya çalışır. Ancak yalnız güzelleşmek amacı ile, vücudunu cerrahî müdahalelerle değiştiremez, yaratılışını bozamaz. . Şu kadar var ki, doğuştan veya sonradan bedenine ârız olan ve onu çirkin gösteren bir fazlalığı, noksanlığı veya sakatlığı ortadan kaldırmak tıbben mümkünse, kaldırır, bu caizdir ve tedavî mahiyetindedir. Şunu da belirtelim ki, kadının süslenmesi, kocasını kendisine daha çok bağlar. 
-Kadınlar, erkeklerden farklı bir tesettüre riâyet etmek, süsünü ve güzelliğini, nâmahremlere(nikah düşen)  değil, sadece kocasına tahsis etmek durumundadır. Gerek süslenme, gerekse örtünme ve hicabla ilgili emirler, hem eşleri birbirine daha sıkı bağlamak, hem de onları, kötü bakış ve etkilerden korumak içindir. Edep ve haya her ketsen çok kadınlara yaraşır. Arsızlık ve iffetsizlik, herkesten çok kadınları çirkinleştirir. 
D-Âileyi koruyucu tetbirler: 

1-Zina yasaklanmıştır: İslam, zinayı ve fuhşu önlemek için maddî ve mânevî müeyyidelere baş vurmuştur. Kur’anda şöyle buyuruluyor: ”Sakın zinaya yaklaşmayın; o fuhuştur, kötü bir yoldur. ”(İsra:32)  Hz. Peygamber de, kadın ve erkeklerden biat alırken: ”Allaha şirk koşulmaması, hırsıslık yapılmaması, zina edilmemesi, haksız olarak adam öldürülmemesi. ”üzerine almıştır. Yine Peygamber Efendimiz: ”Bir kimse mü’min iken zina yapmaz. ”. Zina ve fuhşun yayılması, kıyamet alâmetidir. ” Buyurmuştur. 
Akıl ve tecrübe ile de zinanın kötülüğü ortadadır. Çünkü zina; nesebin karışmasına, akrabalık bağlarının kopmasına, bulaşıcı hastalıkların yayılmasına, insanların eşya gibi pazarlanmasına ve ahlakın bozulmasına sebep olmaktadır. Serbest birleşmeler, beden ve ruh sağlığı açısından da zararlıdır. Öteden beri bu tür birleşmelerle zührevî hastalıkların yaygınlaştığı bilinmektedir. Son zamanlarda çıkan AİDS hastalığı, seks çılgınlığının, nükleer
Enerji kadar, hatta daha fazla insanlığı tehdit ettiği görülmüştür. Bugün kadın hakları savunucuları, kadın erkek eşitliğini savunurken, kadınların erkekleşmelerine, bir çok erkekle düşüp kalkmalarına, böylece fuhşun yayılmasına, bazı kadınların yalnızlığa itilmesine sebep olmuşlardır. Bütün bunlar, âile müessesesinin zayıflamasına, çocukların sevgisiz, himayesiz yetişmesine sebep olmuştur. 
Dînimiz, zinayı, fuhşu ve zinaya götüren davranışları yasaklamıştır. Fuhşun ve avretin açıklanması, gösterilmesi, müstehcenliktir. Başka bir ifade ile; avret yerlerinin nâmahreme gösterilmesi müstehcendir. Müstehceni kullanarak cinsî tatmin aramak ise fuhuştur. 

Fuhuş ve müstehcenliğin çeşitleri: 

a) Düşünce ve hayal fuhşu: İslam’a göre bir insan, düşünce ve hayalinden neyi geçirirse geçirsin, bunu fiil hâline getirmedikce günah işlemiş olmaz. Ancak her şeyin düşünce ve hayal ile başladığı unutulmamalıdır. Bu nedenle İslam, insanları bu tür düşünce ve hayalden, mümkün olduğu kadar uzak durmaya çağırmıştır. 
b) Göz zinası: Kur’an, mü’min erkek ve kadınların, gözlerini haramdan sakınmalarını istemiştir. 
(Nur: 31) . Zinanın bundan sonra gelecek çeşitlerini de açıklayan hadisi şerif şöyledir: ”İnsanoğlunun her birine zinadan payı yazılmıştır: Gözler zina eder, gözün zinası bakmaktır. Eller zina eder, elin zinası tutmak ve dokunmaktır. Ayaklar zina eder, ayakların zinası, zina yapılan yerlere yürümektir. Ağız zina eder, bunun zinası öpmektir. Zihin (kalp) , kurar ve ister, cinsî organ ise, buna ya uyar(zina edr) , yahutta
uymaz. (Buharî) . Bir başka rivayette Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: ”Dil zina eder, dilin zinası
konuşmaktır. Kulak zina eder, bunun zinası, müstehcen şeyleri dinlemektir. ”Peygamber Efendimiz Hz.  Ali’ye: ”Ya Ali, ilk bakış affedilmiştir, ikinci bakış ise aleyhinedir. ”buyurarak, bakmanın ölçüsünü vermiştir. Ahlakcılar ise, karşı cinse tekrar tekrar bakmanın, genellikle şehvetten kaynaklanacağı, yahutta onu tahrik edeceği hususunu dile getirmişlerdir. 
c) Kulakların zinası: Cinsî tahrike yönelik sözleri, şiir ve şarkıları dinlemek, kulakların zinasıdır. 
d) Dil zinası: Müstehcen olan, insanları utandıran, cinsî ilişki vb. ile ilgili sözleri açık kelimelerle söylemek, dil zinası olarak değerlendirilmiştir. Şiir ve müziğin de şehveti tahrik edeni, cinsî duygulara hitap edeni, dilin fuhşu olarak kabul edilmiştir. 
e) El zinası: El, dokunma duyusunu temsil etmektedir.  Bu duyu ile, ister hem cinsine, ister karşı cinse dokunmak ve bu yolla cinsî tatmîne ulaşmak, el zinasıdır. İstimna (masturbasyon) , yani el ile tatmin olmaya çalışmak da, el zinası sayılmıştır. 
f) Ağız zinası: Ağız, cinsî tatminde özel organlardan sonra, en önemli uzuvdur. Bir kisenin, eşinden başkasını, şehvetle öpmesi ağız zinasıdır. 
g) Ayakların zinası: Meşru olmayan cinsî tatmine ulaşmak için, yürümek, bu maksatla zina ve yuhuş yapılan yerlere gitmek, ayakların zinası sayılmıştır. 
h) Cinsel organların zinası: Buraya kadar sayılan zina çeşitlerinin birincisi hariç , tamamı haram olmakla birlikte, belirli cezaların uygulandığı zina, yalnızca sonuncusudur. Cinsel organların zinasına, had cezası uygulanır ki, bekarsa yüz sopa vurulur, evli ise, suçu sabit olduğunda taşa tutularak öldürülür. 

2-Fiilî zinaya götüren davranışlar yasaklanmıştır: 

İslam, yalnız zinayı suç saymamış, zinaya götüren, sebep olan davranışları da suç saymıştır. Bu davranışlar şunlardır: 
a) Bir kimsenin eşinden başkasına, şehvetle bakması. Şehvetle bakmanın ölçüsü sürekli ve israrlı bakıştır. 
b) Yabancı bir kadınla, kimsenin göremiyeceği bir yerde baş başa kalmak, halvet olmak. Yabancı bir kadınla baş başa, yalnız kalmak, hem tahrik edici, hemde şüpheye yol açıcı kabul edilmiştir. Zira bu durumda üçüncülerinin şeytan olduğunu Peygamber Efendimiz haber vermiştir. 
c) Nikah düşen kadın ve erkeklerin, birbirine dokunmaları, tokalaşmları, öpüşmeleri ve kucaklaşmaları. 
d) Kadınlarla erkeklerin, mecburiyet olmadan bir arada karışık olarak oturmaları, okumaları, 
eğlenmeleri ve çalışmaları. 
e)  Kadın ve erkeklerin, tesettüre uymadan, açık ve tahrik edici bir şekilde çarşı pazara çıkmaları. 

3-İffet övülmüş ve teşvik edilmiştir: 
Cinsî duygunun baskısına ve gayr-meşru tatmin imkanlarına rağmen, Allah korkusu sebebiyle zina yapmayan, iffetini koruyan insanlar, Allah ve Rasulü tarafından övülmüştür. Kur’an’da, Hz. Yusuf’un
sarayın hanımı tarafından yapılan çirkin teklife ve israra karşı mukavemeti, bu uğurda hapsi göze alması, İslam gençliğine bir örnek olarak takdim edilmiştir. Bir hadisi şerifte ise şöyle buyurulmuştur: 
“Kıyamet gününde herkesin bir gölge aradığı bir sırada, Allah’ın arşı altında gölgelendireceği
yedi gurup insandan biri de mevki ve güzellik sahibi bir kadının birleşmeye davet etmesine karşılık”Ben âlemlerin sahibi olan Allah’tan korkarım. ”diyen kişidir. ”Buharî) .
 
4-Evlenme ve boşanma kolaylaştırılmıştır: 
İslam, en hayırlı evliliğin, kolay ve masrafsız olan evlilik olduğunu îlan etmiş, başlık parasını kaldırmış, 
Fertleri evlenmeye teşvik etmiş ve anlaşamayan. , mutlu olamayan çiftlerin ayrılmasına, boşanmasına izin vermiştir. Bugün parasızlık yüzünden evlenemiyen binlerce genç vardır. Boşanmak istedikleri halde boşanamıyan eşler vardır. İşte parasızlık yüzünden evlenemiyen, yada kanunlar sebebiyle, boşanmak istediği halde boşanamıyan insanlar, cinsel ihtiyaçlarını, bu defa gayrı meşru yollardan karşılamakta, 
Yada huzursuz bir şekilde hayatını sürdürmektedir.
 
5-Cinsî arzuları frenlemenin yolları gösterilmiştir: 
İslam ahlakcıları, ruh ve beden sağlığını bozmadan, cinsel arzuları frenlemenin yollarını göstermişlerdir. . Bunlar şunlardır: 

a) Cinsel arzuları artıran beslenmelerden kaçınmak ve oruç tutmak. 
b) Cinsel arzuları tahrik eden yerlerden ve işlerden uzak durmak. 
c) Kendini meşgul edecek bir işle uğraşmak Mesela bir işte çalışmak, kültür ve sanat etkinliklerinde bulunmak, spor yapmak, kitap okumak, seyehat etmek yada iyi dostlar ve temiz bir çevre edinmek gibi. 
d) bütün bunlar kâfî gelmiyorsa evlenmek. 

6-Zina yapanlara ağır cezalar konmuştur: 
Zina büyük günahlardan sayılmıştır. Peygamber Eyendimiz şöyle buyurmuştur: ”Bir kimse mü’min iken zina yapmaz. (et-Tâc) . Zina haddi gerektiren bir suçtur. cezası, evli ise recm(taşa tutarak öldürmek) , bekarsa yüz sopa vurmaktır. Elbette  taşa tutularak öldürüleceğini bilen akıl sahibi bir insan, zinadan uzak duracaktır. İslam âileyi korumak için, âileye zarar verebilecek her şeyi yasaklamıştır. 

E-Evlenmenin hükümleri: 

1-Evlenmediği takdirde zinaya düşmekten korkan, evlenmeye de gücü yeten kimselerin evlenmesi farzdır. 
2-Zinaya düşme tehlikesi olmamakla beraber, evlenmeye gücü yeten kimselerin evlenmesi sünnettir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: ”Nikah benim sünnetimdir. Kim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir. ”, Evleniniz, çoğalınız. Çünkü ben diğer ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla övüneceğim. ”(İbni Mace) . 
3-Evlendiği takdirde, evlilik hukukuna riâyet edemiyeceğinden korkan veya bunu bilen kimsenin evlenmesi duruma göre haram veya mekruhtur. 
4-Adâlete riâyet etmek şartı ile erkekler için dörde kadar evlenmek câizdir. 
Her nekadar. günümüzde bazı yazarlar, çok evliliği tenkit etmişlerse de, bunun bazen bir ihtiyaç olduğu görülmüştür. Kur’anda şöyle buyuruluyor: ”Beğendiğiniz kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Adalete tiâyetten korkarsanız, bir tane almalısınız. (Nisa: 3) Bu  âyet, adâlet şartı ile dörde kadar evlenmeye izin veriyor. Adaletten maksat, sevgi ve gönül bağınde eşitlik manasına subjektif adâlet olmayıp, yiyecek, giyecek, mesken, tedavî ve beraber kalma süresinde eşitlik manasına objektif eşitliktir. Gönül ferman dinlemiyeceği için, sevgide eşitlik şart koşulmamış; ”Âdil davranmaya ne kadar uğraşsanız, kadınlar arasında eşit davranamazsınız, bari bir tarafa tamamen meyletmeyin ki, o birini askıdaymış gibi bırakmış olmayasınız. ”(Nisa: 129) âyetiyle, bunun mümkün olmadığı ifade edilmiş ve objektif adâlet istenmiştir. 
İslam’da erkeğe birden fazla kadınla evlenmeye izin verilmesine, îtiraz edenler olmuştur. Daha çok gayr-ı müslimler tarafından ileri sürülen îtirazlara şöyle cevap verilebilir: 
1-Bu bir emir değil yüce Allah’ın bir iznidir. Bu hakkı dileyen kullanır, dileyen kullanmaz. Ayrıca kadın evlenirken kocasının, üstüne evlenmemesini şart koşarsa, kocası bu şarta riâyet etmek zorundadır. 
2-Bu izin, mutlak değil adâlet şartına bağlanmıştır. Adâletten maksat; yiyecek, giyecek, ev, tedâvî ve beraber kalma süresinde eşitliktir. Adâlete riâyet edemiyeceklerin, birden fazla  kadınla evlenmesi
caiz  değildir. 
3-İslam, asırların ve nesillerin dînidir. Belirli bir zamana ve mekana değil, bütün zamana ve mekana gönderilmiştir. Savaşların sık sık olduğu zamanlarda, erkeklerin sayısında azalma olmaktadır.
Kocasız kalan kadınların, ikinci eş olarak da olsa, evlenme ihtiyaçları ortaya çıkmaktadır. İkinci  evliliğe izin vermemek, bir çok kadının kocasız kalması demektir ki, bu fıtrata aykırıdır ve zulümdür. 
4-Bazı evliliklerde erkek güçlü ve istekli olurken, kadın soğuk, hasta ve isteksiz olmaktadır. Bu durumda, ilk evliliği bozmadan, erkeği zinadan korumak için ikinci evlilik bir ihtiyaçtır. 
5-Bazı evliliklerde, kadının çocuğu olmamakta, erkekse çocuk istemektedir. Çocu k evliliğin meyvesidir ve erkeğin  tabiî hakkıdır. Bu durumda ya karısını boşayacak yada birinci evliliği bazmadan adâlete riâyet etmek şartı ile, ikinci bir evlilik yapacaktır. 
6-Tek evliliği kanunlaştıran ülkelerde erkekler, fiilen tek kadınla yetinmemekte ve gizli, yasak
ilişkilere girmektedir. Bunun da âile, toplum ve ahlâka büyük zararı dokunmaktadır. 
7-Bu hakkın kadınlara verilmeyişinin sebebine gelince; ailenin ve neslin korunması, kadının tek bir kocasının olmasını gerektirmektedir. Kadına bu izin verilmiş olsaydı, nesebin sübutu mümkün olmazdı ve aile bağları çözülürdü. Ayrıca kadının evdeki ve aile hayatındaki rolü, birden fazla erkek arasında bölünmeye müsait değildir. 
8-İslam geçici olarak evlenmeye yani müt’a  nikâhına izin vermemiştir. İslâmî evlilik, birkaç günlüğüne gönül eğlendirmek ve tatmin olmak için değil, bir yastıkta kocamak, neslin devamını sağlamak, Allah’a kulluk yolunda yardımlaşmak ve mutlu olmak …için yapılır. Gönül rızasıyla da olsa birkaç günlüğüne yada birkaç aylığına diye evlenmek caiz değildir.
 

F-Evliliğin sahih olmasının şartları: 

1-Îcap ve kabulün olması: Evlenecek kişilerin, kimsenin baskısı olmadan, kendi rızalarıyle evliliği kabul etmeleri gerekir. Hiçbir kimse zorla evlendirilemez. Peygamber Efendimiz: ”Açıkça izni alınmadan dul kadın, rızası alınmadan bekar kız evlendirilemez. ”(Buharî) buyurmuştur. 
2-Evlenme mânîlerinin bulunmaması. (Evlenme mânîleri aşağıda açıklanacaktır. ) 
3-İki erkek şâhidin veya bir erkek, iki kadın şahidin bulunması. 
4-Velisinin izni: Hanefilere göre, yetişkin bir kızın velisinin izni şart değildir. Ancak rızasının alınması daha iyidir. Diğer mezheplere göre, velisinin izni şarttır. 
Nikahın sıhhat şartlarından olmamakla birlikte, evliliğin îlan edilmesi, düğün yapılması, düğünde yemek verilmesi, gençlerin nezih bir şekilde eğlenmesi, Peygamber Efendimizin tavsiyeleri arasındadır. 
Düğünlerde gülüp oynamak, en tabîî bir ihtiyaçtır. Üstelik Peygamber Efendimiz, bunu teşvik etmiştir. 
Ancak bu hususta aşırı gidilmemeli, İslâmî çerçevenin dışına çıkılmamalıdır. 

G-Evlenme mânileri: 

1-Devamlı evlenme mânîleri: 

a) Kan hısımlığı. Kan hısımlığı dört sınıftır: 
1-Usul: Ana, baba, nine, dede ve ilâ nihaye…Kişi bunlarla evlenemez. 
2-Füru: Kişi oğlu, kızı ve torunu ile ilâ nihaye evlenemez. 
3-Usulün fürûu: Kişi kardeşleri ve kardeş çocukları ile ilâ nihaye evlenemez. 
4-Dede ve Ninelerin fürûu: Kişi, amcası, dayısı, halası, teyzesi ile evlenemez. Ancak bunların çocukları ile evlenebilir. 
b) Evlenme (sıhriyet) sebebiyle: 
1-Usulün eşleri: İslam’da birden fazla evlenmek olduğundan, usulün eşi, kişinin anası olmayabilir. 
2-Fürûun eşleri: Kişi çocuklarının veya torunlarının eşleriyle evlenemez. 
3-Karısının usûlü: Kişi, karısının anası, ninesiyle ilâ nihâye evlenemez. 
4-Karısının füru: Kişi, karısının çocukları ile evlenemez. 
c) Sütten dolayı: ”Soy birliğinden haram olanlar, sütten dolayı da haram olurlar”. (Buharî) , hadisi
haram sınırını belirlemiştir. Yani nesebten dolayı nasıl ki, dört sınıf kimseyle evlenmek haramsa, sütten dolayı da haramdır. Bu sebepledir ki, süt emzirme çok önemlidir. Anneler, sütünü kime emzirdiğini çok iyi bilmeli, hatta çocuğundan başka birini emzirdiğinde bunu mutlaka bir yere yazmalı ve birilerini de şahit tutmalıdır. Aksi halde çok sıkıntılar meydana gelebilir. Süt bankalarından süt almak da son derece sakıncalıdır. 
Emzirme miktarı: Hanefilere göre, bir kere emmesi evlenme engeli oluşturur. Şâfiî mezhebine göre, beş doyumluktan azı, evlenme engeli oluşturmaz. 

2-Geçici evlenme engelleri: 

a) Din farkı: Müslüman bir kadın, müslüman olmayan kiselerle evlenemez. Müslüman erkekler de müşrik ve ateist kadınlarla evlenemez. Ancak müslüman erkekler, ehl-i kitap denilen Yahûdî ve Hrıstiyan kadınlarla evlenebilir. Fakat bu evliliğin ahlâk ve çocuların yetişmesi açısından bir çok mahzurlarının olduğu açıktır. 
Burada bir hususa dikkat çekmek istiyorum; günümüzde bazı kimseler, müslüman olduklarını söyledikleri halde, zarûrât-ı dîniyyeden bazı hükümleri inkar etmekte, dolayısı ile dinden çıkmaktadırlar. Bu sebeple kız velîlerinin bu hususta dikkatli olmaları gerekmektedir. Adı müslüman, kendisi müşrik veya ateist biriyle kızlarını evlendirmemelidirler. 
b) Üç kere boşama: Karısını üç kere boşayan bir kimse, artık onunla evlenemez. Ancak bu kadın başka bir erkekle ciddî bir evlilik yapar, sonra da ondan boşanır yada kocası ölürse, iddetten sonra eski kocası ile yeniden evlenebilir. Fakat hulle nikahı yani hileli evlilik caiz değildir. 
c) Dört kadınla evli olma: Bir kimse aynı anda dört kadınla evli ise, beşinci kadınla evlenemez.
d) Kadınının nikahlı olması: Bir erkekle nikahlı olan bir kadın, başka bir erkekle evlenemez. 
e) İki kız kardeşle aynı anda nikah kıyılmaz. Yani bir kadınla evli iken, o kadının kız kardeşi ile evlenilemez. 
f) Fâhişe: Bir Müslüman erkeğin, fahişe bir kadınla evlenmesi caiz değildir. Başından zina geçtiği bilinen, fakat buna devam etmeyen mü’min kadın ve erkeklerle evlenmek, kerahetle birlikte caizdir. 

H-Doğum kontrolü:

 
Doğum kontrolü, dînî, ictimâî, iktisadî ve millî yönleri bulunan, ilmî kongrelerden, hissî münakaşalara kadar uzanan bir meseledir. Biz burada sadece dînî tarafını-helal haram açısından-inceleyeceğiz. 
Doğum kontrolünden maksat, meşru bir sebebe bağlı olarak çocu k istemeyen çiftin, bunun için bir tetbir almasıdır. Alınan tetbirlerin en eskisi ve Pegamber Efendimiz zamanında tatbik edilini azildir. 
Azil, birleşmenin sonuna doğru, erkeğin çekilmesi ve erlik suyunu dışarı akıtmasıdır. Sahabeden Câbir(r. a)  ın ifadesiyle: ”Kur’an nâzil olurken, sahabe azli tatbik ederdi ve bunu yasaklayan bir âyet nazil olmadı. ”(Buhârî) . 
Rasulüllaha azlin hükmü sorulduğu zaman, bunu yasaklamadı. Ancak Allah’ın dilediği zaman, çocuğu yaratacağını, buna engel olunamıyacağının düşünülmesini ifade buyurdu. (Buharî) . 
Azil ile ilgili hadisleri değerlendiren Ebu Hanife, Mâlik ve Ahmet b. Hanbel’e göre bir erkek, 
hür olan karısının rızasını da alarak azil yapabilir. Karısı izin vermezse azil yapamaz. Şafiîlerden bir görüşe göre, karısı izin vermese de, koca azil yapabilir. 
Zamanımızda gebeliği önlemek için, kadının kullanacağı hap ve âletler ile, erkeğin kullanacağı vasıtalar vardır. Bunların da hüküm bakımından azil gibi olduğunu söyleyebiliriz. Bu, gebeliği önleme vasıtaları-bünye özelliği sebebiyle- doktor tarafından yasaklanmadıkca ve avret yerini yabancıya (doktor , hemşire)  açmayı gerektirmedikce kullanılabilir. 
Doğum kontrolünün meşru sebepleri: Evliliğin gâyelerinden biri, neslin devamını sağlamaktır. Buna  göre gebeliği önlemenin tamamen serbest (mübah)  olması düşünülemez. İmam Gazâlî, İhya’sında bu konuyu ele alarak azlin, terki evla kabilinden olduğunu ifade etmiş ve meşru bir sebebe dayanması gerektiğini ifade etmiştir. Bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz: 
1-Eşin, güzelliğni, hayatını ve şerefini korumak, zayıf düşmesini ve acı çekmesini önlemek. 
2-Erkeğin, dînî hayatını ve şerefini korumak için, çok çocuk yapmaktan çekinmesi. Çünkü çok çocuğun bakım ve ihtiyaçlarını karşılamak, eğitim ve öğretimleriyle ilgilenmek kolay değildir. Bunlara çağdaş âlimler iki sebep daha eklemektedir: 
3-Genel ahlâkın bozuk olduğu zaman ve çevrelerde, çok çocuğu terbiye edip yetiştirmenin daha zor olması. 
4-Önceki çocuk, henüz sütten kesilmemiş ise, ikinci hamileliğin buna zarar vermesi. 
Buraya kadar üzerinde mütâlaa yürütülen kontrol, ferdî doğum kontrolüdür. Devlet çapında ele alınan, cebrî veya ihtiyârî doğum kontrolü ve âile planlamasının İslam’da caiz olduğu, yukardaki delillere bakılarak söylenemez. Bu deliller, belirli şart ve sebeplere dayalı, ferdî tetbirler ve teşebbüsler için geçerlidir. ”Nüfusun geometrik, gıda kaynaklarının aritmetik oranda çoğaldığı, genel bir kontrol ve planlama yapılmazsa, insanların aç kalacağı. ”gibi sebeplere dayalı bulunan, genel ve resmî kontrol İslam’a göre doğru değildir. 
Şunu da belirtelim ki, çocuğu aldırmak ve ibtidâî usullerle düşürmek, azle benzemez. Azilde henüz vücuda gelmemiş bir varlığın oluşmasını engelleme söz konusudur. Çocuğu düşürmede ise, hem bir insan çekirdeğinin imhası, hemde ananın hayatının tehlikeye atılması söz konusudur ve helal değildir. 

  İ-Sunî tohumlama veya tüp bebek yoluyla çocu sahibi olmak: 

Kadının yumurtasını, kocasından başka bir erkeğin menisi ile aşılayarak, sunî tohumlama yapmak ve böylece kadının çocuk sahibi olmasını sağlamak, zinanın unsurlarını ihtiva ettiği için, caiz görülmemiştir. Ayrıca bu durum, insânî duyguları da rencide eder. 
Bu iş, hayvan neslini ıslah için yapılırsa, yani sunî tohumlama hayvanlar üzerinde yapılırsa caizdir. 
Günümüzde sunî tohumlamada bazı gelişmeler olmuştur. Noral yoldan çocuk sahibi olamıyan çiftleri, çocuk sahibi yapabilmak için, yeni usul ve çareler bulunmuştur. Bunlar içerisinde enfazla uygulanan usul, erkeğin spermiyle, kadının yumurtasını bir tüpte birleştirmek, sonra aşılanmış yumurtayı rahime yerleştirmektir. Bu yoldan çocuk sahibi olabilmek için, üç unsurun bir araya gelmesi gerekir; 
Sperm, yumurta ve rahim. Bunların her üçü de birbiriyle evli çifte ait olursa, tüpte aşılama yoluyla çocuk sahibi olmada, şer’an bir sakınca yoktur. Bu normal yolla çocuk sahibi olamıyan karı kocaya uygulanan bir tedâvî mahiyetindedir. 
Kocanın spermini, karısının yumurtası tabîî yerinde iken aşılamakla, yumurtayı da alıp tüpte aşılamak, sonra rahime yerleştirmek arasında bir fark yoktur. Yeterki bu işlem zarurete, yani başka türlü çocuk sahibi olmanın mümkün olmadığı gerekçesine dayansın. Gerek İslam konferansına bağlı fıkıh akademisi, gerekse Rabıtaya bağlı fıkıh meclisi, yukardaki şekillerin caiz olduğunu söyledikleri gibi, bunlara başka bir şık daha eklemişlerdirir. Bu da, iki karısı olan, fakat bunlardan birinin, kocasının spermini, çocuğu olmayan karısının yumurtası ile, tüpte aşıladıktan sonra, diğer karısının rahmine yerleştirmek şeklinde yapılacak uygulamadır. Çocuğu olmayan karının rahmi, müsait olmadığı için, diğer hanımın rahmi kullanılmakta, her iki hanımda aynı kocaya âit olduğu için, araya yabancı unsur girmemekte ve bu sebeple yukardaki şekil caiz görülmektedir. 
Tüp bebeği uygulaması, yukardaki şekillerin dışına çıkıldığı, araya yabancı unsur girdiği, yani siperm, yumurta ve rahimden biri, karı koca dışında başka bir şahsa âit olduğu takdirde, caiz olmamaktadır. Çünkü meşru bir çocuğun, gerek sperm ve yumurta ve gerekse rahim bakımından, karı kocaya ait olmasında-İslam dîni bakımından-zaruret vardır. 

AİLE FERTLERİNİN KARŞILIKLI HAK VE VAZİFELERİ

Şartlarına uygun sahih evlenme akdi, tarafları, aileyi ve toplumu ilgilendiren bir çok dînî, ahlâkî, Hukukî sonuçlar doğurmaktadır. Bu sonuçların hukukî olanlarını anahatları le izah edeceğiz.
 
A-Kocanın karısına karşı vazifeleri: 

1-Mehir: Evlenirken kocanın karısına verdiği para veya mala mehir denir. Mehir, kadından istifade hakkının bedeli değil, erkeğin kadına verdiği değerin, ona rağbet etmesinin bir sembolüdür ve armağan kabilindendir. 
Bazı din ve hukuklarda kızlar, kendilerine rağbet edilsin ve talip çıksın diye para ve mal biriktirmekte, evlenirken bunu kocalarına vermektedirler. İslam, kadına verdiği değeri, mehir hakkı ile de isbat etmiş, kadının servetine değil, bizzat kendine rağbet edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. 
Kur’an’da mehir hakkında şöyle buyuruluyor: ”Kadınlara, mehirlerini seve seve verin. ”(Nisa: 4)  “Ohalde onlardan hangisi ile faydlandınızsa, mehirlerini kendilerine verin. ”(Nisa: 24) . Peygamber Efendimiz de: ”Demir bir yüzük olsa bile, bul getir. ”demiş ve evliliği hiç mehirsiz bırakmamıştır. 
Mehrin, akit esnasında tesbit edilip açıklanması sünnettir. Nikah için mehrin meşru olduğunda İcma  vardır. 
Mehrin, en az miktarı, Hanefilere göre on dirhem gümüştür. Bu miktar, Peygamber Efendimiz zamanında iki koyun bedelidir. Mehrin üst sınırı konmamıştır. Herkes kendi sosyal durumuna göre bir miktar belirleyecektir. Hz. Ömer’in, üst sınırı 400 dirhemle sınırlama teşebbüsü , bir kadının: ”. . Kadınlara yığınlarla altın vermiş olsanız da. . ”(Nisa: 20)  âyeti ile karşı çıkması üzerine gerçekleşmemiştir. Bununla beraber Hz. Peygamberin kendi kızları ve yakınları üzerindeki uygulamalarına ve evlenmenin kolaylaştırılması yönündeki telkinlerine bakarak mehrin fazla tutlmaması tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamber: ”Nikahın en hayırlısı, külfet olarak en kolay olanıdır. ”, ”Kadınların en hayırlısı mehri en az olanıdır. ”buyurmuştur. 
Mehir, sahih evliliğin şartlarından olmayıp, onun doğurduğu haklardan biri olduğu için, akit esnasında zikredilmese dahi, kadının lehine bir alacak olarak doğmaktadır. Yani nikah esnasında mehir zikredilmezse kız, mehr-i misli hak eder. Bundan maksat, evlenen kızın emsaline verilen mehirdir. Mehir evlenen kızın hakkıdır. Bunu başka biri alamıyacağı gibi, cehiz ve benzeri yerlere harcanması da istenemez. Mehir başlık parası değildir. Başlık parası, kızın babasına verilir ki, bunun mehirle bir alakası yoktur. 
Mehir, tamamen veya kısmen peşin olabileceği gibi, veresiye de olabilir. Veresiye olan mehir için, bir zaman konulmamışsa, kadının boşanması yahut kocasının ölmesi  halinde derhal ödenmesi
 gerekir. Ancak şunu belirtelim ki, imkan bulan herkes, borcunu ilk fırsatta ödemelidir. İmkan olduğu halde borcunu ödememek, câiz değildir. 
2-Nafaka: Kadının sosyal seviyesine göre normal bir hayat sürebilmesi için, ihtiyaç duyduğu ve kocanın da temin ile yükümlü bulunduğu şeylerin hepsi, nafaka kavramı içerisinde yer almaktadır. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”Onları(eşlerinizi) , gücünüz nisbetinde, oturduğunuz yerde oturtun. Eli geniş olan, nafakayı genişliğinden versin. Rızkı dar verilen de, Allah’ın kendisine verdiğinden harcasın. Allah, bir kimseyi verdiğinden başkası ile sorumlu tutmaz. Allah, darlıktan sonra bolluk verecektir. (Talak: 67) . Hz. Peygamber de şöyle buyuruyor: ”Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Onlar sizin himayenizdedir. Kendilerini Allah’a teminat vererek aldınız. Uzuvlarını Allah’ın sözü ile helal saydınız. Onların üzerinizde, yiyecek ve giyecek hakları vardır. ”(Ebu Davut) . 
Yukarda ifade ettiğimiz âyet ve hadis, nafakanın hukukî dayanağını teşkil etmektedir. Bu konu da başka âyet ve hadisler de vardır. Buna göre kocanın karısına  temin ile yükümlü bulunduğu nafakanın çerçevesi; örf, âdet ve günün şartlarına göre genişleyip daralabilecek mahiyettedir. Fıkıh kitaplarına göre: Yiyecek, giyecek, ev ve tedavî giderleri nafakaya dahildir. Nafaka mükellefiyetinde ölçü, kocanın ekonomik gücü ve sosyal mevkiidir. Yukarda belirttiğimiz gibi ev de nafakaya dahildir. Bu ev, karı-koca ve çocuklarına aittir. Karısı razı olmadıkca koca, bu evde, başka kadından doğma ve temyiz çağına girmişçocukları ile, diğer yakınlarını oturtamaz. 
Bu sebeple evlenecek erkeklerin bir meslek sahibi olması, ailesini geçindirebilecek kadar kazançsahibi olması gerekir. Aksi halde karısına karşı mahcup olur ve vazifesini yerine getirememenin ezikliğini yaşar. 
3-Eşi birden fazla ise, aralarında adâleti gözetmek: 
Adaletten maksat: Yiyecek, giyecek, ev ve tedavî giderlerinde ve beraber kalma süresinde eşitliğe riâyettir. Erkek, hanımları arasında ayırım yapmamalı ve onların hukukunu gözetmelidir. 
4-İyi davranmak: Kocanın karısına iyi davranması, onunla güzel geçinmesi bir vazifedir. Koca, 
 karısının hakkı olan şeyleri eksiltmeden vermeli, onun hukukunu gözetmeli ve ona değer vermelidir. Aksi halde ona zulmetmiş olur ki, caiz değildir. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”Onlarla iyi geçinin. . ”(Nisa: 19) 
Sevgili Peygamberimiz de: ”Hayırlınız, hanımlarına iyi davrananınızdır. ”buyurmuştur. 

B-Karının kocasına karşı vazifeleri: 

1-İstediği mehri almışsa, kocasının evine gitmek. 
2-Dînin caiz gördüğü durumlar dışında, kocasından izinsiz evden dışarı çıkmamak. Peygamber Efendimize bir kadın; ”Ya Rasulellah, kocanın karısı üzerindeki hakkı nedir? ” diye sorduğunda, Rasulüllah: ”Kocanın hakkı, karısından izinsiz dışarı çıkmamasıdır. ”dedi. Kadın, eğer çıkarsa deyince, Rasulüllah: ”Allah ve rahmet melekleri, gazap melekleri, kadın tevbe edinceye, (evine)  dönünceye kadar ona lanet eder. ”dedi. Kadın, ”Ya Rasulellah, kadının kocası zalim olsa da mı? ”deyince Rasulüllah: ”Zalim olsa da”dedi.  Çünkü kocanın hakkı vaciptir. Ancak kadının kocasından izinsiz dışarı çıkabileceği durumlar da vardır. 
3-İslam’a aykırı olmamak şartı ile, kocasının isteklerini yerine getirmek ve ona itaat etmek. Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: ”Eğer bir kimsenin, başka bir kimseye secde etmesini isteyecek olsaydım; karının kocasına secde etmesini emrederdim. ”, ”Hangi kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse, cennete girer. ”, Erkek, karısını yatağa davet eder de, o gelmekten kaçınırsa ve bu sebeple erkek, dargın olarak sabahlarsa, o kadına sabaha kadar melekler, lânet eder. ”
Kadının kocasının gıyabında, onun namusunu, evini, malını ve çocuklarını koruması vaciptir. 
4-İyi geçinmek. Kadın, kocası ile iyi geçinmeli, ona güzel davranmalıdır. Kadın, kocasına eziyet edip üzmemeli, onu mutlu etmek için elinden gelen gayreti göstermelidir. Bir hadiste şöyle buyuruluyor: ”Dünyada bir kadın kocasına eziyet ederse, o erkeğin hurilerden olan zevcesi, o kadına hitap ederek: Allah canını alsın, bu adama eziyet etme. O, dünyada senin yanında bir müsafirdir. Yakında senden ayrılıp bize kavuşacaktır. ”der. Bir başka hadiste ise: ”Dünya bir metadır. Dünyanın en hayırlı metaı; baktığın zaman seni mutlu eden, emrettiğinde itaat eden, kendisinden uzak bulunduğunda, namusunu ve malını koruyan saliha kadındır. ”buyuruluyor.  
5-Kocasının te’dip(terbiye)  hakkını kabul etmek. Koca, karısından ve çocuklarından sorumludur.  Onların eğitim ve öğretimi ile ilgilenmekle mükelleftiri. Yani kadın, görevlerini bilmiyor yada ihmal ediyorsa, bu durumda koca karısına önce nasihat edecek, doğru yolu gösterecek, kadın da bu nasihat ve uyarılara kulak verecektir. 
Bu konuda Nisa suresi 34.  âyette şöyle buyuruluyor: ”Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince; önce kendilerine öğüt verin. Sonra uslanmazlarsa, kendilerini yatakta yalnız bırakın, yine uslanmazlarsa  hafifce döğün. ”Bu âyete göre nasihat  ve uyarıdan anlamayan kadınların son çare olarak, boşamadan önce, yaralamadan, bir tarafını kırmadan hafifce döğülmesi bir metot olarak gösterilmiştir. 
Bazı kimseler erkeklere bu hakkın verilmesine karşı çıkarak, bunun insan haklarına aykırı olduğunu iddiâ etmektedirler. Her şeyden önce kadının, rastgele, keyfî olrak dövülmesi caiz değildir. 
Suç ve cezayı kabul etmeyen bir insan ve toplum yoktur. Müslüman karısını, namusu ve şerefi olarak kabul eder. Onu korumak için gerekirse canını bile verir. Ailesinden sorumlu olan bir insanın, aile fertlerinden bazı davranışlar beklemesi, gerektiğinde onları uyarması en tabîî bir haktır. Ancak şunu ifade edeyim ki, bütün yollar denenmeden ve haksız olarak bir kimsenin karısını dövmesi caiz değildir. 
Peygamber Efendimiz, hayatı boyunca hanımlarından hiç birini dövmemiş, onlara kötü söz söylememiştir. Hatta : ”Karınızı önc dövüp sonra onunla birlikte aynı yatağa nasıl girersiniz? ”diyerek hanımlarını dövenleri kınamıştır. 
Netice olarak bütün terbiye yollarını denedikten sonra, boşamak veya dövmek durumundan birini seçmekle karşı karşıya gelen koca, boşamadan önce, bir kere de hafifce dövme yolunu seçebilecektir. Bu kadın için boşanmaktan daha hafiftir. 
Kadının kocasından izinsiz dışarı çıkabileceği haller: 
1-Kocası izin vermediği takdirde kadın, yanında bir mahremi olmak şartı ile hacca gidebilir. 
Çünkü kocanın hakkı, farz olan görevleri yapmaya engel değildir. Ancak kocasını razı ederek
gitmesi daha güzeldir. 
2-Kadın, başkaları üzerindeki hakkını-eğer kocası ilgilenmiyorsa-gidip alabilir. Ancak bu durumda kocasını küçük düşürücü bir davranışta bulunmamalıdır. 
3-Hanefilere göre koca karısının, haftada bir kere ana babasını, senede bir kere de mahrem
akrabasını ziyaretten menedemez. Çünkü sılai rahim farzdır
4-Koca karısının bir problemi için, ehline gidip fetva sormuyor, ilgilenmiyorsa yada temel
dînî bilgilerini öğrenmesine izin vermiyorsa, gidip ehlinden fetva sorabilir ve temel dînî bilgilerini öğrenebilir. 

Koca, karısının şu davranışlarına mani olabilir: 

1-Karısının eve ziyaretci kabulünü engelleyebilir. Karı, kocasından izinsiz evden dışarı çıkamıyacağı gibi, izinsiz eve müsafir de alamaz. Ancak genel olarak bazı yerlere gitmesine ve bazı kimseleri müsafir kabul etmesine izin verirse, bu gibi durumlar için her defasında izin almasına gerek yoktur. 
2-Koca, uygun görmediği yerlere, karısını göndermeyebilir. Koca, karısından sorumludur. Karısını uygunsuz yerlere gönderdiği yada uygunsuz davranışlarına göz yumduğu takdirde, onun günahına iştirak etmiş olur. 
3-Koca karısının, dışarıda her hangi bir iş ve meslekte çalışmasını engelleyebilir. Bu durumda ya
kocasını ikna etmeli yada aile meclisine meseleyi götürerek, aile meclisinin kararına uymalıdır. 
4-Koca karısının, nafile namaz  kılmasına, nafile oruç tutmasına ve nafile hacca gitmesine mani
olabilir. Çünkü kocaya itaat, nafile ibadetten öncedir. 
5-Kacanın te’dip(terbiye)  hakkı olduğu için, karısının ahlak ve âdâba uymayan davranışlarını uyarması gerekir. Mesela temizliğe riâyet etmeyen, ibadetlerini ihmal eden hanımını uyarır, ikaz eder.  Kadın, bu uyarılara kulak vermek zorundadır. 

C-Ana babanın çocuklarına karşı vazifeleri: 

Çocuk, doğumdan kendine gelinceye kadar bakıma, beslenmeye, terbiyeye, bilgi ve beceri kazanmaya ve nafakaya muhtaçtır. Şüphe yok ki çocukların dünyaya gelmelerine vesile olanlar, anne ve
 babalarıdır. Fakat anne ve babanın göre