Mezhepler karşısında Müslümanlar


Müslümanlar mezhepler karşısında üç kısma ayrılır:
1- Müçtehitler:
  Fakihlerin çoğunluğuna göre, itikadi konularda olduğu gibi, fıkhi konularda da, mutlak bir müçtehidin,diğer mutlak bir müçtehidi taklit etmesi haramdır. Ancak herhangi bir meselenin hükmünü istinbat edecek kadar vakit bulamayan bir müçtehidin, böyle bir zarurete bağlı olarak, o konuda başka bir müçtehidin içtihat ve görüşüyle amel etmesi caiz görülmüştür. 
Diğer müçtehitler için, içtihat ettiği konular dışında, başka bir müçtehidi taklit etmek caizdir.

  2-Müttebiler ( İctihada muktedir olmayan alimler ) :
  "Zaruretler, kendi miktarlarınca takdir olunur ” kaidesince avam için vacip olan taklit, içtihada muktedir olmamakla birlikte, taklit edeceği müçtehidin delilini anlayacak kadar alim olanlar için vacip değildir. Çünkü avam için taklit zaruri ise de, müçtehit seviyesinde olmayan alimler için, böyle bir zaruret yoktur. Çünkü bu alimler, tabi oldukları müçtehidin delillerini anlamaya muktedirdirler.
 Şu halde bunlar için delilde taklit caiz olduğu halde, hükümde caiz değildir. Bu sebeple alimlerin, mensup oldukları mezhep imamının hükümlerini istinbat ettiği delilleri bilmesi vaciptir. Ancak zamanımızda çoğu meselelerde, mezhep imamlarının hükümlerinde istinbat ettikleri delilleri bilmek çok zordur. Bunların tamamını öğrenmeye ömür bile kafi gelmez. İşte bu konuda da "meşakkat, teysiri celp eder” kaidesince taklit caiz görülmüştür.

  Burada ifade edelim ki, mezhep imamları, ilim erbabını taklitten sakındırmışlardır. İmam Malik, "Ben beşerim. Bazen hata, bazen isabet ederim. Bu sebeple benim içtihadımı tetkik ediniz, Kitaba ve Sünnete muvafık bulursanız kabul ediniz, bulamazsanız, reddediniz.” demiştir. 
Ebu Hanife, herhangi bir konuda fetva verdikten sonra ; " Bu çıkarabildiğim en isabetli bir görüştür. Kim bundan daha güzel daha doğru bir görüş ileri sürerse, benim de görüşüm odur.” derdi. 

Ahmed b. Hanbel: "Ne beni, ne Maliki, ne İbrahim en-Nehaiyi ne Evzaiyi ne de başka bir zatı taklit ediniz. Şeri hükümleri kaynağından alınız.”demiştir.

  Müzeni, "muhtasar” adlı eserinin mukaddimesinde, hocası olan İmam Şafii’nin kendisini taklitten menettiğini yazmıştır.
Netice olarak diyebiliriz ki, müçtehitler için taklit caiz olmayıp, onlar için içtihat vaciptir. İçtihada muktedir olmayan alimler için taklit caiz olmayıp, tabi olduğu müçtehidin delilini öğrenmesi vaciptir. Ancak delilini öğrenememişse taklit caiz görülmüştürr.        
3- Avam (Halk)
  İçtihada muktedir olmayan kişiler, müçtehitlerin görüşleriyle amel etmek zorundadırlar. Çünkü mükellef bir kişi, şeri hükümleri öğrenmek ve onlara uymak zorundadır. Ancak her mükellefin, şeri hükümleri delillerinden çıkararak öğrenmesi mümkün değildir. 
Diğer taraftan fıkhî konulardaki içtihat ile, itikadi konulardaki içtihat birbirine benzemez. İtikadi konular sınırlı, delilleri de akli ve naklidir. Bu sebeple, itikadi konularda her akıllı insan, kolayca iman esaslarını kavrayabilir. Hal bu ki fıkıh konuları böyle değildir. Fıkıh konularının hem sayıları, hem de delilleri sınırsız denecek kadar çoktur. Bu sebeple fıkhi konularda içtihat, herkesin yapabileceği bir iş değildir. Burada ifade edelim ki, fıkhi konularda her Müslüman’ın içtihat yapmasını beklemek doğru değildir. Çünkü bu takdirde insanların yaşamaları için zaruri olan ziraat, zanaat vb. işleri yapacak kimse bulunamaz. İşte bu gibi mülahazalarla, fıkhi konularda taklit, esasen kınanmış olmakla beraber, içtihada muktedir olmayanlar için zaruri görülmüştür. Kur’an-ı Kerim’deki  “ Allah, dinde size hiç bir güçlük yüklemedi.” (Hac:78), ve "Şayet bilmiyorsanız, ilim ehlinden sorunuz." (Nahl:43) ayetleri de, bu konuda birer delildir.





Yazarın Diğer Yazıları