İstikâmet Ehli Olmak
Allah yolunda sağa sola sapmadan, doğru yolda zikzak çizmeden dosdoğru yürümeye, İslamî ilkeler içinde bir hayat yaşamaya, ilahî ölçüler doğrultusunda bir ömür sürmeye istikamet denir.
İstikâmet her mü’min için zarûridir. Ancak ona sâhip olmak da muhâfaza etmek de çok zordur. Elde edilen bir neticenin şerefi, ona ulaşmak için katlanılan meşakkatler nisbetinde olduğundan, istikâmet sâhipleri, ödedikleri büyük bedele mukâbil, yüksek bir şerefe ve sonsuz mükâfâtlara nâil olurlar.
Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

“Şüphesiz; Rabbimiz Allâh’tır. deyip sonra istikâmet üzere bulunanların üzerine melekler iner ve onlara; Korkmayın, üzülmeyin, size va’dolunan cennetle sevinin! Biz, dünyâ hayâtında da âhirette de sizin dostunuzuz. Gafûr ve Rahîm olan Allâh’ın bir ikrâmı olmak üzere, orada canınızın çektiği ve arzu ettiğiniz her şey sizin için hazırdır. derler.” (Fussilet, 30-32)

Rasûlullah (sav) da şöyle buyurur:

“İstikâmet üzere olun. (Bunun sevâbını) siz takdîr edip kavrayamazsınız. Şunu bilin ki, en hayırlı ameliniz namazdır…” (Muvatta, Tahâret, 6)

Büyüklerden biri, arkasına odun yüklenmiş, güçlükle yürüyen bir ihtiyara rastladı. Onun hâline bakarak:

“–Ey ihtiyar! Senin rızık verici olan Allâh’a îtimâdın kalmadı mı ki, şu yaşında hâlâ bu mihneti çekiyorsun? Yoksa sana bakacak kimse yok mu?” dedi.

İhtiyar oduncu, muhâtabının mânevî idrâk eksikliğini gidermek için gözlerini semâya kaldırıp ellerini açarak:

“–Yâ Rabbî! Şunları altına dönüştür!” der demez odunlar altın oluverdi.

Bu kerâmeti gören zât, bu defa şaşkınlıkla:

“–Böyle bir mertebeye ulaşmış bir kimse, niçin odun taşıyor?” diye sordu.

İhtiyar oduncu dedi ki:

“–Evlâdım, bunu nefsimin beni kul olarak bilmesi ve kulluk dâiresinin dışına çıkmaması için yapıyorum. Zîrâ Hak katında makbûliyet, kulluktaki istikâmet nisbetindedir.” (Osman Nûri Topbaş, Faziletler Medeniyeti I, Erkam Yay.)

(Allah’ın En Güzel İsimlerinden birisi de el-Hakem’dir. Hüküm, Kendisine ait olan, hüküm yetkisini elinde tutan, son hükmü verecek olan, hükmeden, hakkı yerine getiren, ilmi, sözü, işi tam ve doğru olan Allah demektir. 

Evet, hüküm onundur. O hükme tabi olmak da bizim vazifemizdir. Bunun sürekli olması istikamettir. Kulun “müstakim” olduğunun hükmünü verecek olan da odur. Kişinin kendini öyle sanması önemli değildir. Önemli olan “hakim” olan Allah Teâlâ’nın öyle hüküm vermesidir.

Yani müstakim, aynı zamanda “mütevazı” olan mü’mindir. 

Mütevazı ve mahviyyetkar.
Yazarın Diğer Yazıları