Ne dersiniz, yapıyorlar mı?

 Allah Rasûlü (sav), İslâm’ı tebliğ vazifesini yüklendiği andan son nefesine kadar, bu mukaddes ve ulvî dîni gönüllere nakşetmek için, büyük bir azim, iştiyak ve candan fedâkârlıkla dolu bir ömür sürmüştür.

Nitekim O (sav), yüklendiği bu ağır vazife ve mes’ûliyetten dolayı, gördüğü bin bir türlü eziyet ve sıkıntıya bir nebze olsun aldırmadan, fert fert, kapı kapı dolaşıp Allâh’ın dînini insanlara teblîğ etmiş, taşlanmayı göze alarak Tâif’e gitmiştir. En ağır hakaretlere göğüs gerip, yarı vahşî câhiliye kavimlerine İslâm’ı anlatmıştır.

Bu vazife kendisinden sonra ümmetine yüklenmiştir. Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Siz, insanlığın (iyiliği) için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız…” (Âl-i İmrân, 110)

Rasûlullah (sav) da şöyle buyurdular:

“İyilik yapanlar için, hattâ kendi âilesine ve tâbîilerine iyilik yapanlar için bile cennette konaklar vardır.” (Taberî, Câmî, Beyrut 1405 XIV, 61)

Kinde Kabilesiʼnin temsilcileri, hicrî 10. senede, altmış veya seksen kişi olarak gelip, Mescid’de bulunan Peygamber Efendimiz’in huzuruna çıkmışlardı. Rasûlullah (sav):

“–Allah beni hak dinle peygamber olarak gönderdi ve bana bir de Kitap indirdi ki, ona bâtıl ne önünden ne de arkasından yaklaşamaz!” buyurdu. Kinde temsilcileri:

“–Bize ondan biraz okuyup dinletebilir misin?” dediler.

Rasûlullah (sav) Efendimiz Sâffât Sûresiʼnin başından okumaya başladı:

“Saf saf dizilmiş duranlara, toplayıp sürenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki, ilâhınız birdir. O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.” (Sâffât, 1-5)

Allah Rasûlü (sav) bu âyetleri okuyup susmuştu. Hiç kımıldamadan duruyordu. Gözleri yaşarmış, gözyaşları sakalına doğru akmaya başlamıştı. Kindeliler:

“–Biz Sen’in ağladığını görüyoruz? Yoksa Senʼi gönderen Zât’tan korktuğun için mi ağlıyorsun?” dediler. Peygamber Efendimiz (sav):

“–Beni korkutan ve ağlatan, Allâh’ın beni kılıcın ağzı gibi ince ve keskin olan dosdoğru bir yol üzere göndermiş olmasıdır ki, ondan azıcık eğrilsem, helâk olurum!” buyurduktan sonra:

“Hakîkaten, Biz dilersek Sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız; sonra bu durumda Sen de Bizʼe karşı hiçbir yardımcı ve koruyucu bulamazsın.” (İsrâ, 86) âyetini okudu. Bunun üzerine Kinde temsilcileri müslüman oldular. (Bkz. İbn-i Hişâm, IV, 254; Ebû Nuaym, Delâil, I, 237-238; Halebî, III, 260)

Velhâsıl Peygamber Efendimiz (sav), yüklendiği tebliğ mes’ûliyetinin idrâki içinde,  fiiliyle, kavliyle ve güzel ahlâkıyla bütün insanlığı kuşatan bir “Rahmet” olmuş, bu hususta hiç yorgunluk ve bezginlik göstermemiştir. Risâlet hayatı boyunca ulaşabildiği her insana tebliğde bulunmuş ve cihânın geri kalan kısmına İslâm dâvetini ulaştıracak, İslâm sancağını emin bir şekilde taşıyacak güzîde bir nesil yetiştirmiştir.

Hiç şüphesiz artık bu görev ümmetinindir. Belki de onun ahiretten büyük kaygısı, ümmetinin bu vazifeyi hakkıyla yapıp yapmadığıdır.

Ne dersiniz, yapıyorlar mı?

 

Yazarın Diğer Yazıları