Fert Ve Toplum Sağlığımızı Koruyalım

Seçimler ve ardından yaşanan kargaşa ve karmaşadan sonra bu yazıyı okumanın faydalı olacağı kanaatindeyim.

Allah Teâlâ kullarını sağlıklı bir çevrede sağlıklı bir beden ve ruh ile yaratmıştır. Eğer Bizler Allah Teâlâdan emanet olarak aldığımız bu bedenimizi ve çevremizi onun istediği gibi kullanabilsek, hem beden ve ruh, hem de çevre sağlığımız hep devam edip gidecektir. Hastalıklarla perişan olmayacağız. O yüzden unutmamamız gerekir ki asıl olan sağlıktır. Hastalık sonradan insana bulaşmaktadır.

Peki, ama nasıl bulaşır?

İşte meselenin püf noktası burasıdır. Bu noktaya bakarak biz diyoruz ki, eğer insan Allah Teâla’nın dünya ve ahirette mutlu olmamız için koyduğu kanunlara tam uyabilsek, her zaman sağlıklı kalır, hasta olmayız.

Bunu düşündüğün zaman aklıma rahmetli dedemden sık sık duyduğum şu beyitler gelir:

Hiç kuluna ceza etmez hüdası,

Kulunun çektiği kendi cezası.

Allah Teâlâ din adı altında bize bir kısım kanunlar kurallar koymuştur. Bunlara uyup uymamamız O’na bir fayda vermez, zarar da getirmez. Bunların yapıldığında bütün faydası veya terk edildiğinde bütün zararı biz insanlara aittir.

Allah Teâla kendisi için değil, insan için, insanın mutluluğu için din göndermiştir. Eğer ciddi bir bakış açısıyla onun bizden istediği ibadetlere şöyle bir bakacak olursak, görürüz ki, namazın da, orucun da, zekâtın ve haccın da, helal rızık kazanmak için çalışmanın da, tek tek saymayalım, Allah Teâlâ’nın bizden istediği dinin bütün emirleri ve yasakları bizim sağlığımızı korumak ve mutluluğumuzu sağlamak içindir.

Mesela biz namazı kılsak kılmasak Allah Teâlâya bundan bir menfaat veya zarar gitmez. Ama namazı kılmakla biz, hem bedenimizi, hem ruhunuzu, hem kalbimizi, hem de bütün vücudumuzdaki organları sağlıklı kılacak hareketler yaparız.

Diğer ibadetler de öyle değil midir?

O kadar ki, çağdaş kime zındıkların şöyle dediğini hem duyduk, hem de okuduk:

“Muhammed akıllı bir insanmış. Çölde yaşayan tembel Araplara günde beş vakit namaz adı altında kültürfizik hareketleri yaptırmış. Bedenlerini uyuşukluktan kurtarmış, onlara canlılık kazandırmıştır. Oruç tutturarak en çok yorulan sindirim sistemimizi dinlendirip sağlığına kavuşturmuştur. Vücudumuzda biriken zararlı toksinlerin atılmasını sağlamıştır.  Zekâtı emrederek toplumsal barışı sağlamıştır. Hac ile insanları seyahate teşvik etmiş, gezip görmenin insana kazandırdığı siyasi, iktisadi, sanat, kültür ve benzeri kazanımları görmelerini istemiş, değişim ve gelişimi kendi ülkesine taşımıştır. İslam dininin diğer bütün Emir ve yasaklarını baktığımızda bireysel ve toplumsal faydalar görürüz. Ancak çağımızda biz bütün bunları bilim yolu ile elde ediyoruz. Artık dini aracı kılmaya gerek yoktur. Pozitivizm bunu anlatır. Öyleyse o gün yaşamış olan Muhammede insanlığa kazandırdıklarından dolayı saygı duyarız. Fakat bugün gelişen dünyada onu takibe gerek kalmamıştır.”

 Bu sözlerin altında muazzam bir gerçek yatar. Evet, İslam baştan sonra insanlığa faydalı bir dindir. Bu faydanın başında da bireysel ve toplumsal sağlık gelmektedir. İnsanlar dinin emirlerini bir de bu açıdan düşünürlerse, seve seve onu yerine getirmede daha başarılı olurlar.

Nitekim İslam âlimleri her emrin hikmet ve faydasını anlatan kitaplar da yazmışlardır. Bu tür ilim dalına ve kitaplara genellikle “hikmet-i teşri” denir. Her emir ve yasağın konuluş hikmet, menfaat ve maslahatını anlatır. Onları insana sevdirir.

Ne güzel bir dinimiz vardır! Ondan mahrum olanlara çok acıyorum.

 



Tüm Yazılar