İslamiyat Kategori
Dostluktan Davete


İslam’ı yayma yollarından biri, belki de birincisi, şahsi dostluklardır. Dostlarımızın bir kısmını hazır buluruz; akrabamızdır, komşumuzdur, okul veya iş arkadaşımızdır. Bir kısmı¬nı da arar buluruz. Her iki dostlukların da kendine göre bir güzelliği vardır, bir tadı, bir kıymeti vardır. Malum ya, insan yalnız yaşayamaz. Mutlaka arkadaşlıklar edinecek, dostluklar kuracaktır. Her şeyden önce bu bir ihtiyaçtır, bir zarurettir. Dostluklarımız hayatımıza birçok faydalar getirmiş, güzellik¬ler ve neşeler katmış, olumsuzlukları, sıkıntıları, hatta tehli¬keleri alıp götürmüştür.

Hazır bulduğumuz dostlarımız, hazır bulduğumuz hazinelerimizdir. Arayıp bulduklarımıza ise biraz emeğimiz sin¬miştir. İslam sancısı çeken insan, bir yerde insan avcısıdır. Davasını anlatacağı yüzler arar girip çıktığı, gezip tozduğu yerlerde. Uygun bulduklarına yaklaşır önce bir selamla. Se¬lam, sevdirir insanları bir birine.  Bir kaç kere güler yüz, tatlı dil, tevazu ve ilgi ile verilen selamlar konuşmaları; konuşma¬lar tanışmaları getirir. Artık bir kapı açılmıştır dostluk için; girilebilir. Artık bir kitabı okur gibi, daha yakından tanınabi¬lir, insanlar. İnsanları birbirine sevdiren, şüphesiz Allahtır. Allah bir insanı sevdi mi, onu Cebrail’e de, cümle meleklerine de, veli¬lerine de, veli olmaya namzet insanlara da sevdirir.  Seven insanların, ülfet eden ve edilen insanların sözleri de, fiilleri de sevimlidir. Hem nasıl sevilmez o insan ki, kendisi için istedi¬ğini, kardeşi için de ister, hatta kendine tercih eder de, kendin¬den önce ister.

Ancak her dostluk bir akittir, bir anlaşmaya imza atmak¬tır. Çünkü dostluğun karşılıklı bir adabı vardır, hakları ve so¬rumlulukları vardır. Bunlara riayet, en azından dostluğun de¬vamı için bir zarurettir. Bizim burada amacımız, bu hak ve vazifeleri saymak değildir. Bütün bunlar, hadislerde ve onlar¬dan çıkarılacak ahlak kitaplarında uzun uzadıya anlatılmıştır. Bunları, arayıp sormak, görüp gözetmek, ihtiyaçlarını gider¬mek, iyi ve kötü günlerinde beraber olmak şeklinde özetleye¬biliriz.

Bizim bu yazıdan amacımız, bu dostluktan İslam’ın yayıl¬masına bir yol aramaktır. Eğer, yeryüzüne İslam’ın yayılması¬nı istiyorsak, yapacağımız öncelikli iş, tek tek insanlara ulaş¬maktır. Dolayısıyla onları aramak, ahvalini araştırmak, tanış¬mak, sevişmek ve bu sevgiyi İslam’ı tebliğde bir araç olarak kullanmak, hem bir İslami ve insani vecibedir, hem de insanı Allah’ın rızasına eriştiren bir güzelliktir. Nitekim peygamberimiz, sırf Allah rızası için başka bir yerdeki kardeşini ziyarete giden bir kişiye, Allahın insan kılığında bir melek yollayarak şöyle
söylettiğini bildiriyor: "Senin onu sevdiğin gibi, Allah da seni seviyor."  

Müslümanlar arasındaki kardeşliği, dolayısıyla gereken arayıp soruşturmayı, dayanışma ve yardımlaşmayı, en güzel ifadelerle ortaya koyan şu hadis, ne kadar anlamlı ve önemli¬dir: "Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, bir kardeşinin ihtiyacını gö¬rürse, Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeble onu Kıyamet günü¬nün sıkıntısından kurtarır. Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onu kıyamet gününde örter."   "Kişi kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah da onun yardımmdadır."  

Yardımlaşma deyince ilk akla gelen, maddi olandır. An-cak, biraz derin düşündüğümüzde, özellikle de günümüzde esas yardımlaşma, manevi alanlarda olan yardımlaşmadır. Çün¬kü insanlar bu çağda din açısından fakir düşmüşler ve yardı¬ma muhtaç hale gelmişlerdir. Din açısından fakir düşmek, azıcık düşünülürse açıkça görülür ki, dünyaca fakir düşmekten daha acı ve daha zararlıdır. Birinin zararı hem geçicidir, hem de kısmen katlanması ve giderilmesi kolaydır. Ama ahiretteki yoksulluk ve muhtaçlık hem kalıcı, hem de katlanıl¬ması zor, giderilmesi imkansız bir yoksulluktur, zarardır, sı-kıntıdır.

İşte burada, kardeşlik akdi, yani karşılıklı hak ve hukuk devreye girer, girmelidir. Akitlere bağlı kalmak, hak ve huku¬ka riayet etmek, böylesi zor zamanlarda vefakar olmayı ge¬rektirir. Yani vefakarlık, kardeşini fakirlik, muhtaçlık zama¬nında, sıkıntılı anında terketmemektir.

Bu sebebten ona, Allahı tanıtmak, sevdirmek ve yakın kılmak insanın kardeşine yapabileceği en büyük yardımlar¬dan sayılır; Bunun için ona, imanı, ibadeti, şeriatı, ahlakı, ya¬ni İslam’ı öğretmek. Farzları, vacibleri sevdirmek, haramlar¬dan, mekruhlardan, müfsidlerden uzaklaştırmak...  Bunların temini için onu ilme teşvik etmek.. Namazı cemaatla kılmaya yönlendirmek, Kuran’ı okumasını ve anlamasını sağlamak, hz.peygamberi bütün hayat ve ahlakıyla tanıtmak... Bütün bunları usulü dairesinde, yani sohbetle, telkinle, dostlukla, ama asla başa kakmadan, minnet etmeden, mürşidlik taslama¬dan, kalabalıkta küçük düşürmeden yapmak... Öyle ki, bera¬ber yaşadığı birkaç yıl sonra, farkına varmadan İslam’ı tanı¬masını ve Allah!ın boyasıyla boyanmasını sağlamak. Bütün bunlar, ona yapılabilecek en büyük, en faydalı ve en kutsi bir yardımdır.

Günah işlemek, elbette övünülecek bir şey değildir ama, insanlar için mazur görülebilecek bir olaydır. Bu yüzden dos¬tun hata yaptığını, günaha battığım gören kimse, hemen onu terketmemeli; yarı şaka, yarı ciddi, daha doğrusu nasıl uygun¬sa öyle yaparak onu uyarmalı, böylece ona gereken manevi yardımı yapmalı, bunun için elinden gelen bütün gayret ve çabayı sarfetmelidir. Çünkü, kulluktan uzaklaşmak, başa ge¬lebilecek en büyük felakettir. O ister imdat beklesin, ister beklemesin, derhal dostun yardımına koşulmalı, kurtarmak için gereken her şey, hiç ihmal edilmeden yapılmalıdır. Bu yardım, önce tanışmak, sonra sevişmek tertibiyle, imkan nisbeünde, bütün insanlığa uzanmalı, en azından bir niyet olarak amaçlanmalıdır. Bu niyet, insana çok şey kazandıracaktır.

Bir kitaptan okuduğum iki olay, böylesi bir manevi yardımlaşmayı çok güzel izah ediyordu ve bana çok dokunmuştu. Bakalım sizler nasıl değerlendireceksiniz:

Allah için birbiriyle kardeş olmuş iki kişiden birisi istikametten ayrılma belasına düştü.. Bu kimse kardeşine gidip:

-Ben bir illete tutuldum. Eğer istersen, Allaha olan muhabbetine zarar gelmemesi için beni terket, deyince, o kardeşi o andan itibaren Allah ile sözleşti ve:
-Ya Rabbi! Kardeşim eski istikametine dönerek hali düzelinceye kadar, ne bir lokma yiyeceğim, ne bir yudum su içeceğim, dedi.

Kırk gün süreyle yemedi ve içmedi. Her gün onun duru-munun düzelip düzelmediğini sorardı. Kendisine yemesi ve içmesi için ısrar olundukça:
-Sözümde sadığım. Kardeşim manen şifa bulmadıkça, vallahi yemeyeceğim ve içmeyeceğim! dedi.

Fakat, hüznünden ve açlığından ölecek hale geldiği vakit, kardeşinin ıslah olduğu görüldü. Kardeşi gelip düzeldiğini gösterdi. O da yiyip içti. Fakat az kaldı ölüyordu. 
Yine selef-i salihinden iki kardeş vardı. Biri, istikametini bozdu. Bazıları:
-Görüyorsun ki kardeşin istikametini bozdu. Onu terketmeyecek misin? dediler. O ise:
-Hayır, kardeşim şimdi bana her zamankinden daha fazla muhtaçtır? Eğer ben onun elinden tutar, güzellikle veya azar¬layarak da olsa bir şeyler söyler, onun bu halinden dönmesi için dua edersem, belki bir gün ıslah olmasına sebeb olurum. Kardeşlik hukuku bunu gerektirir, terk edivermeyi değil!”   diye cevap verdi. İslam’da iyi niyet, adetleri ibadet yapar. Eğer, dostluklarımızı bir de bu yönden inşaya çalışırsak, tabii olan ülfet ve muhabbetlerimiz dahi, birer tebliğ ve irşad, birer cihad olabi¬lir. Niye kaçıralım ki?..

(6) Muhammed bin Abdullah el Hani. Adab. Erkam y. İst. 1995. s.
(7) A.g.e. s. 150