Kendimizden Başlayarak
Müslümanlar; Allah Teâlâ’ya içten gelerek samimiyetle iman etmekle, değerli dinini aşk, iştiyak ve ihlâsla yaşayarak O’na ibadet ve itaat etmekle mükelleftirler. Başta insanlar olmak üzere cümle mahlûkatına şefkat ve merhametle davranıp iyilik ve ikramda bulunmakla vazifelidirler. 

Kötülüğü emreden nefslerine karşı arzu, şehvet ve ihtiraslarını gemleyerek sabırla mücahede etmekle sorumludurlar. İnsan ve cinlerden olan şeytanlara karşı onların kışkırtmalarına, aldatmalarına, vesvese vermelerine, telkin etmelerine aldanmayarak onlara düşman olmalıdırlar. Böylece bir imtihan için bir kereliğine verilen bu aziz ömrü, çok dikkatli ve bilinçli bir şekilde yaşamak borcundadırlar.

Bu açıdan bakıldığında bugünkü manzara maalesef hiç de iç açıcı değildir. İslam coğrafyasında din ile Müslümanlar arasında ciddi kopukluklar oluşmuş. Sebebi ne olursa olsun, işte bu manzara kabul edilebilecek bir vaziyet değildir. 

Ey Müslümanlar! “İslam dini iyi olsaydı, İslam âlemi böylesine cehalet, zaruret, tefrika, atalet ve meskenet içinde olur muydu? İslam ahlak ve tasavvufu insanları eğitseydi, yüceltseydi, böylesine hırsla, hasetle, dünya sevgisiyle, şan şöhret tutkusuyla dolu olarak idarecilerin eteklerine sarılmış sûfîler olur muydu?” sorusuna nasıl cevap verelim?

Din, şeriat, tasavvuf açısından yabancılara bunun cevabını bir yerde vermek kolaydır. Aslını, yani olması gerekeni anlatırsınız olur biter. Üstelik bu soruyu o kadar masum bir eda ile soramazlar. Zira İslam dünyasının bu hallere düşmesinde en az yarı yarıya kendilerinin de payı vardır. Bu çirkin durumdan kurtulmak için her kalkmaya kalkışmamızda, bir kere daha tepemize vuruşlarını görmezlikten gelemeyiz. Hem bu zülmü yapıp hem de bu soruyu o kadar yüzsüzce soramazlar. 

Şu gerçeği çoğu zaman atlıyoruz; bir kere o Batı ülkeleri adil ve ahlaklı değildirler. Yeryüzünü kana bulayıp yer altı ve üstü servetlerini kendi ülkelerine götürüp yiyen bu haydutlardır. Kaldı ki içlerine bir girseniz, zulüm ve ahlaksızlık diz boyu. Ama teknik sayesinde çalma çırpma zenginlik öyle göz boyuyor ve reklamlarla kandırıyor. Reklama aldanmamak, makyajın arkasını görmek lazım.

Her neyse, o kafirlere, kabul ederler veya etmezler, doğruyu anlatırız, ayrı mesele. Ancak, kafir kafirdir, kafirliğini yapacak, “yapma” diye yalvarmak ve merhamet dilenmek, ancak iştahını kabartır; asıl kendimizin durumunu kendimize nasıl izah edeceğiz, mesele bu? Utanmalı değil miyiz bu durumumuzdan?

Tek çaremiz var, hepimiz toptan tövbe ederek Allah Teâlâ’ya dönmek, İslam’a öğrenmek ve yaşamak. Evet, dini, iman, ibadet, hukuk, ahlak ve maneviyat boyutunda ihlas ve sanimiyetle yaşamak. İyi bir İslam toplumu olabilirsek, iyi bir İslam devletini de kurmuşuz demektir. Çünkü hadis bize “nasıl olursanız öyle yönetilirsiniz” sosyoloji gerçeğini/yasasını öğretmiştir.

Yazarın Diğer Yazıları