Küresel çıkmazda yol aramak

Dünya egemenliğini ulaşılması gereken bir hedef olarak belirleyenler yüzyıllardır edindikleri birikimle konumlarını daha da güçlendiriyorlar. Zaman geçtikçe daha çok mesafe aldıkları ve hedeflerine daha çok yaklaştıkları bir realite… Denizlere açılmayı sağlayan ulaşım araçlarına kavuştukları günden beri süren işgali, hız kesmeden devam ettiriyorlar. Sömürgecilik, Emperyalizm ve Küreselleşme sürümleriyle bu işgal, giderek fiili olmaktan çok zihinsel boyutta kendini gösteriyor.

Gerçekte değişen şekil, yöntem ve araçlar olup öz değildir. Bunu fark etmek için çok fazla bilgiye ihtiyaç bulunmuyor. Sürecin yanıltıcı perdesini aralayarak dünyayı gözlemek yeter. Çevremizde olan biteni, hatta evimizin en mahrem köşelerine kadar girmiş uzantılarını fark ederek ne ifade ettiğini kavramak mümkündür.

Bugünlerde bir kez daha gündemimizin yeniden ana konuları arasına giren eğitim, tek başına çok şey anlatan bir örnek olarak gösterilebilir. Asında konuyu ele alırken, önce, okul sisteminin neden küresel çapta ve bütün toplumlarda uygulandığını sorgulamakla başlamak yerinde olur. İki yüz yıl öncesine kadar, her toplum kendine özgü bir eğitim-öğretim sistemine sahipken nasıl ve neden tek tip modern sisteme geçildi? Toplumların iradesi ve ihtiyacı mı belirleyici oldu? Başka nedenler mi var? Bu soruların cevabını şöyle ifade etmek gerekir: Küresel güçler bağımlı zihinler üretmek amacı gözeterek, bu sistemi baskı ve dayatmayla bütün toplumlara kabul ettirdiler. Olay bundan ibarettir.    

Müslümanlar açısından bakacak olursak; biz bilmiyor olsak da okul sistemiyle tanışmadan önceki bin iki yüz yıl boyunca uygulayageldikleri bir eğitim-öğretim modeline sahiptiler. Bu özgün modelin çok başarılı olduğunu, yetişen aşılmaz şahsiyetlerden ve her alanda ortaya koydukları eserlerden anlayabiliriz. Zamanın imkânsızlıkları içinde ortaya çıkan eserlerin dudak uçuklatacak kadar şaşırtıcı içerik zenginliğine ve hacim büyüklüğüne sahip olması sistemin referansıdır. Öyle ki, onların yazdıklarını bugünküler okumaktan aciz!

Zaman içinde kısmen yozlaştığı için ihtiyaca yeterince cevap veremez hale gelen bu model, özüne kavuşturularak geliştirileceğine, terk edilerek modern okul sistemine geçildi. Denenmiş ve başarılı olmuş bir sistemin yerine, ne olduğu ve hiçbir başarısı bulunmayan denenmemiş bir sistem tercih edildi.

Bir karşılaştırma yapacak olursak gerçeği daha yakından görebiliriz: On iki yıl okulda okuyarak lise mezunu olmuş bir öğrenci ile Medresede aynı süre okumuş bir öğrencinin her bakımdan seviyesi arasında uçurum olduğunu ikincinin lehine tesbit etmek hakkaniyetin gereğidir. Lise mezunun; işe yarayacak bir bilgi ve eğitim seviyesinden çok uzak olduğu, herhangi bir mesleki yeterliğe sahip olmadığı ve geleceğine yönelik karar verecek durumda olmadığı açıktır. Buna karşılık, İslami eğitim-öğretim modelinde on iki yıl okuyan bir kişinin dört başı mamur bir âlim sıfatını kazandığının sayısız örneği bulunmaktadır. Kişilik ve toplumsal konum bakımından da bir lise mezunuyla hiçbir şekilde karşılaştırılamayacak üstünlüğe sahip olduğu da kolayca söylenebilir.

İki yüz yıldır uygulanmakta olan okul sistemi içinde yetişmiş, kapasitesi ve kişiliği ile tartışmasız kabul görmüş bir âlimden söz etmek neredeyse imkân dışıdır. Ama yozlaşmış ve itibarını kaybetmiş medresede bile Bediüzzaman, Elmalılı Hamdi, Mustafa Sabri gibi birçok aşılması güç âlimin yetiştiğinden söz edilebilir.

Doğru teşhis koymadan doğru tedavi olmaz. Dünyayı yöneten hegemonik güçler, toplumları bağımlı ve iradeden yoksun bir nesne gibi savurup duruyorlar. Birileri de onların kurduğu devasa çarkın içinde yer alarak alternatif olabileceğini zannediyor. Yolları ayırmadan aynı yoldan gitmenin peşinen yenilgiyi kabul etmek olduğu çok kez denendi ve bir işe yaramadığı ortaya çıktı, anlayana!

 Mehmet Alkış 28.09.2016

 

Yazarın Diğer Yazıları