Türkiye Düşmanlığı Üzerinden Siyaset Devşirmek

Birazcık siyasî tarihle, dış politikayla ilgilenen hemen herkesin bilebileceği bir gerçeklik vardır. O da, “Devletlerin dostları olmaz, çıkarları olur” gerçekliğidir. Söz konusu bu gerçekliğe göre, “Dostluk” kavramı göreceli bir kavramdır konjonktüreldir, yaşanılan zamanın siyasî ve sosyal koşullarına göre değişkenlik arzeder. Yani, çıkarları icabı bugün dost gibi görülen devletler, çıkarlarının çatışmasıyla daha sonraki zamanlarda karşı saflarda yer alarak düşman olabilmektedirler.

Yukarıda söz konusu edilen gerçekliğe göre, devletlerin birbirleriyle uzun süre dost veya düşman olarak kalmaları mümkün değildir. Bunun en büyük kanıtı, tarihte yaşanan ve günümüzde de yaşanmaya devam eden devletlerarasındaki siyasî ve ekonomik ilişkilerin değişkenlik arzetmesidir. Gerçekten de çıkarları icabı bugün dost gibi görülen ülkeler, aralarındaki karşılıklı çıkarların bitmesiyle, birde bakıyorsunuz farklı bloklarda yer alarak rakip ülkeler haline gelivermişler.

Söz konusu gerçekliğe bir de inanç boyutunu ilave ettiğimiz zaman, konu çok daha farklı bir boyuta dönüşmektedir. Buna göre, Hakk-batıl mücadelesi Hazreti Âdem(as) başlamış olup Kıyamete kadar ilânihaye devam edecektir. Batıl safında yer alan devletlerle ekonomik ve ticarî ilişkiler geliştirilebilir, ama dostluk asla… Bu yönüyle, Avrupa devletlerinin Türkiye ile yüzde yüz dost olmaları zaten mümkün değildir, bu, deyim yerindeyse eşyanın tabiatına aykırıdır.

Yukarıda söz konusu edilen gerçekliklere göre ifade edilecek olursa; Batı ile Türkiye’nin yüzde yüz dost olması mümkün değildir. Çünkü aralarında tarihten gelen bir düşmanlık ve husumet vardır. Onların gözünde Türkiye, ataları bir zamanlar Viyana kapılarına kadar dayanmış olan bir devletin bakiyeleri üzerinde kurulmuş olan bir devlettir. Aynı şekilde, özellikle son yıllarda Batıyla siyasî ve ekonomik ilişkilerini çok ciddi bir şekilde sorgulayan ve Osmanlı misyonuna soyunmuş olan bir devlettir. Türkiye’nin gözünde ise Batı, Türkiye ve İslâm dünyasını parçalamayı hedefleyen klasik haçlı zihniyetine sahip olan sömürgeci bir dünyadır. Dolayısıyla farklı farklı medeniyet tasavvurlarına sahip olan iki dünyanın yüzde yüz uzlaşması mümkün değildir.

Başta Belçika ve Almanya olmak üzere artık birçok Avrupa ülkesinde Türkiye düşmanlığı, yukarıdan beri anlatılanların çok ötesine geçmiş durumdadır. Artık bu ülkelerde Türkiye düşmanlığı, tamamen bir iç siyaset malzemesi haline getirilmiş durumdadır. Söz konusu ülkelerde siyasi faaliyetlerde bulunan partiler, iktidarı ve muhalefetiyle Türkiye düşmanlığı üzerinden siyaset devşirmenin peşine düşmüşlerdir. Buna göre, kim daha fazla Türkiye düşmanlığı yaparsa o kadar fazla komoyu desteği alır çizgisine gelinmiştir. Bu yönüyle son yıllarda Batı ülkelerinin hemen birçoğunda Türkiye düşmanlığı artarak, son surat kırla devam etmektedir.

Batı ülkelerinin Türkiye düşmanlığını bir iç siyaset malzemesi haline getirmiş olmaları, Türkiye’nin yanında, maalesef en fazla o ülkelerde yaşayan Türkleri ve diğer Müslümanları etkilemektedir. Gelinen nokta itibarıyla bu ülkelerde yaşayan Müslümanlar aşırı ırkçılar tarafından, söz konusu ülkelerin kamusal alanlarında açıkça tehdit edilir hale gelmişlerdir. Bu anlamda birçok Avrupa ülkesinde, mevcut kanunlar bir tarafa bırakılarak Müslümanlara karşı fiili ve psikolojik saldırılar olmakta, fakat maalesef o ülkelerin yönetimleri bu saldırılara karşı bilerek yeterli önlem almamaktadırlar.

Avrupa veya başka bir ülkedeki İslâm karşıtlığı, gelinen nokta itibarıyla bir Müslüman olarak beni çok fazla şaşırtmamaktadır. Zira ben inançlarım gereği, Topyekûn Batının Müslümanlar olarak bizleri olduğumuz gibi kabul etmelerini zaten beklemiyorum. Zira Müslümanlar olarak bizler, Batının geçmişte gerçekleştirmiş olduğu ne Haçlı seferlerini ve ne de Endülüs kıyımını unutmuş değiliz. Aynı şekilde Batının günümüzde gönül coğrafyamızda devam ettirdikleri işgal ve yağmaları unutmuş değiliz.

Şu anda da onların her birinin bilinçaltlarında İslâm düşmanlığı, söylenen ifadesiyle İslamafobi çok belirgin bir şekilde elân devam etmektedir. Onlar maazallah bizi inançlarımızdan dönmediğimiz sürece asla sevecek değillerdir. Bu gerçeklik Kur’ânı Kerimde geçen âyeti kerimeler ve hadisi şeriflerle sabittir. Bu yönüyle Türkiye İslâm kaldığı sürece, Türkiye ile Batı arasındaki kavga bitmeyerek ilânihaye devam edecektir.

Netice itibarıyla Türkiye’de yaşayan Müslümanlar olarak bizler, saflarımızın ve konumumuzun farkında olmak zorundayız. Türkiye bir İslâm ülkesidir ve bizler de hamdolsun Müslümanız, bu bizlerin en büyük gurur vesilemizdir. Bundan dolayı Rabbimize sonsuz kere hamdolsun. Onların bizleri bu halimizle kabullenmeleri zaten mümkün değildir, gereği de yoktur. Maazallah bizler ne kadar onların gözüne girmek istesek de onların gözünde Osmanlıyızdır. Rahmetli Cemil Meriç’in ifadesiyle; “  Bütün Kur’anları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyızdır.”  Gönlümüz ister ki bunun bilincinde olalım ve ona göre küfre karşı tavrımızı ve duruşumuzu belirlemiş olalım. 

Vesselâm…    

        

Yazarın Diğer Yazıları