Davet ve Tebliğ sorumluluğuna

Bir peygamber, kendi ümmeti arasından çıktığında önceleri nasıl garipse, yalnızsa, insanlardan destekçisi az, köstekçisi çoksa ve şartlar ne kadar olumsuz olursa olsun, Allah Teâlâ’dan aldığı emirleri insanlara aynen iletmesi gerekiyorsa, aynen öyle, bir peygamber vekili ve varisi olarak âlime düşen de odur. Bir peygamber, nasıl emanete hıyanet etmeye(21) ve vahyi değiştirmeye kalkıştığında Allah Teâlâ’nın onu kıskıvrak yakalar ve şah damarını koparır, kalbini söker alırsa,(22) bir âlimin de, bu tehditlerden ders alarak, vahiyle kendisine ulaşan ilimleri insanlara aynen öyle ulaştırması gerekir. Şartlar çetin olabilir. İşte âlimin yüceliği burada, sevabı da buradadır. Âlimin ve âlemin önderi sevgili Peygamberimiz (aleyhis selatu ve sellem) nasıl kınamalara, alaylara, hakaretlere, işkencelere, boykotlara, ambargolara, hatta dövme ve yaralamalara, ölüm kararlarına karşı yılmadan, usanmadan, bıkmadan karşı koyarak davasını duyurmağa devam ettiyse, nasıl yerine göre onlardan gelen bâtılla uzlaşma, anlaşma, hatta mal, makam ve iktidar gibi cazip tekliflere karşı “güneşi sağ elime, ayı sol elime verseniz, yine de bu davadan vazgeçmem” dediyse ve davasına devam ettiyse, insanın kurtuluşunu hiçbir şeye değişmediyse, hatta en sıkışık anında bile “kurtuluş için beddua et” demelerine karşın “Hayır! Ben beddua için değil, âlemlere rahmet için gönderildim” dediyse, aynen öyle, her çağda insanları kurtuluşa çağıran âlimler de, her türlü engellerle dolu olan yollarında ihlasla ve dosdoğru gitmekte kararlı, her türlü eziyet ve işkencelere tahammüllü, dayanan ve direnen, hem de bunu seve seve yapan insanlar olmalıdırlar.

Âlimler, sızlanmayan, şikâyetlenmeyen, mazeret aramayan, sadece elinden geleni en iyi şekilde yapmaya çalışan idealist insanlardır. Tabi bu bir iman işidir, aşk işidir, gönül işidir. Sıradan adamın işi değildir. O, başkalarının bilmediğini bilen, görmediğini gören, duymadığını duyan ve bunların sorumluluğu ile yoğrulan insandır. İçindeki hastalığı bilmediği için gülen eğlenen adamın karşısındaki doktor gibidir âlim; gülemez, eğlenemez, tedavi işini erteleyemez, milletinin sağlık ve mutluluğu, onun onulmaz derdi olmuştur ve o derdini çok sevmektedir!

Peygamberimiz bir hadislerinde: “İslam garip olarak başladı ve sonunda da başladığı gibi garip olacaktır. Ne mutlu gariplere!” buyurdular. Kendisine: “Kimdir bu garipler?” diye sorulduğu zaman: “Garipler o kimselerdir ki, halk tarafından bozulmuş olan sünnetimi düzeltir, öldürülmüş olan sünnetimi ihya ederler”(23) buyurmuşlardır.

Yine bir hadislerinde: “Garipler, sayıları pek çok olan halk içinde, pek az olan salih kimselerdir. Halk içinde buğz edenleri, sevenlerinden daha çoktur(24) buyurmuşlardır.



(21) Al-i İmran 161.

(22) Hakka 44-46.

(23) Müslim, İman 232 (145), Tirmizî, İman 13 (2631) İ. Canan a.g.e. 2/322.

(24) Ahmed.

Tüm Yazılar