İslamiyat Kategori
İş Ve Meslek Hayatı

İÇİNDEKİLER

A-İş ve mesleğin önemi


B-Helal-haram açısından bazı iş ve meslekler

1-Ziraat

2-Zanaatlar

     İslamda caiz olmayan bazı iş ve meslekler

     a) Dans, bale, mankenlik, fuhuş vb. yollarla kazanç sağlamak

     b) Ressamlık, fotoğrafcılık ve heykeltıraşlık

     c) İçki ve uyuşturucu maddelerin yapımı ve ticareti

3-Ticaret yolu ile kazanç

4-Memuriyet ve devamlı işcilik

5-Kazanç sağlamanın hükümleri



A-İş ve mesleğin önemi:

Yüce Allah, insanoğlunu akıl, bilgi ve emeği ile, imkanları değerlendirebilecek, ihtiyaçlarını bizzat karşılayabilecek kâbiliyette yaratmıştır. Bu kâbiliyetlerini kullanabilmek için de yeteri kadar imkan vermiştir. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: ”Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Öyleyse onun sırtında dolaşın.

Allah’ın verdiği rızıktan yeyin. ”(Mülk: 15) . Yeryüzünün boyun eğmesi; işlemeye ve verimli kılmaya müsâit oluşudur. Onun sırtında dolaşmak; adım adım, karış karış araştırarak insanlara faydalı olan şeyleri, ortaya çıkarmak, işlemek, istifade etmek ve ettirmektir. Yüce Allah yeryüzünü insanlar için hazırlamış ve onların hizmetine vermiştir. Şu halde insanların, bu nimetlerden faydalanması ve dünyayı îmar etmesi gerekir.

 İslam’da bir insanın Allah rızası için çalışması ibâdettir. Başkalarının sırtından geçinmek ve haksız kazanç câiz değildir. İbadet yapma veya tevekkül bahanesiyle çalışmayı bırakıp, başkalarına muhtaç olmak caiz değildir. Bir hadiste: ”Zengin ve normal bir güce sahip olan kimselere sadaka vermek caiz değildir. ” buyuruluyor. Bu hadis, her kesin rızkını kendi gücü ile temin etmesi gerektiğini gösterir. Ancak bunun bazı İstisnaları vardır:

Sahabeden Kâbisa(r. a. ) anlatıyor: ”Bir angarya yüklenmiş bu sebeple yardım istemek üzere Rasulüllaha gelmiştim. Rasulüllah, zekat mallarından gelinceye kadar bekle de, sana istediğini vereyim. ”dedikten sonra şöyle devam ettiler: ”Ya kabisa şu üç kişiden başkasına istemek helal değildir:

        1-Bir angarya yüklenen kimse ki, verdiğini almak maksadı ile isteyebilir. İhtiyacını alınca da artık istemez

        2-Mal varlığı bir felakte uğrayan kimse ki, geçimini sağlayacak kadar istemesi, ona da helaldir.

        3-Çevresindeki aklı başında üç kişinin”falan kimse yoksul düştü”diyeceği kadar yoksullaşan kimse. Bu

da geçimini sağlayacak kadar isteyebilir.

Bu durumların dışında istemek haramdır. Bunu yiyen haram yemiş olur. ”(Nesâî) . 

Birinci maddedeki angaryadan maksat; İki gurup arasındaki ihtilafı çözmek , çıkacak kavgayı önlemek için, bir kimsenin ağır bir yük altına girmesidir. Bu üç durumda müslüman, devlete baş vurarak yardım ister, devletin imkanları müsait değilse, zenginlerden ister. Devletin bu maksatla bir fon kurması, ihtiyaç sahiplerini, zenginlere muhtaç olmaktan kurtarması, temel görevleri  arasındadır.

Bu durumlar dışında müslümanın vazifesi, bir iş ve meslek edinerek çalışıp kazanması, kendine, âilesine ve milletine faydalı olmaya çalışmasıdır. İş ve mesleğin meşru olmak şartı ile kötüsü yoktur. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: ”Her hangi birinizin, ipini sırtına alıp, bir demet odun getirerek satması (bununla Allah’ın onun şerefini korumuş olması) , halktan istemesinden daha hayırlıdır. Onlar da ya verirler, ya da vermezler. ”(Buharî) . 

Şu halde sırtı ile odun taşıyıp satmak, başkalarının sırtından geçinmekten daha iyidir. Zamanımız da bir meslek sahibi olmak, zarûrî hale gelmiştir. İlim ve tekniğin böylesine ilerlediği, geliştiği bir dünyada, vasıfsız işcilik, geçim sağlamak için yeterli olmamaktadır. Bu nedenle özellikle gençlerimizin bir meslek sahibi olma ları için, gerekli tetbirlerin alınması gerekir.       

        B-Helal haram açısından bazı iş ve meslekler:

İş ve mesleklerin hepsini burada teker teker saymamız mümkün olmadığından, bazı iş ve mesleklere helal haram ve fazilet açısından işaret edelim:

        1-ZİRAAT

 Zirâatcılığı teşvik eden bir çok âyet ve hadis vardır. Yüce Allah, Kur’an’da, zirâatin usullerini ve dayanaklarını öğretmiştir. Mesela yeryüzünü her türlü bitki için ve o bitkilerden mahsul almak için hazırlamış, insanlara boyun eğdirmiş, döşek gibi yaymıştır. Âyette şöyle buyuruluyor: ”İnsan yiyeceğine birbaksın; doğrusu, suyu bol bol indirmekteyiz. Sonra yeryüzünü iyice yaymakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları, sık ve bol ağaçlı bahçeler ve çayırlar bitirmekteyiz. ”(Abese: 24-34) . Rüzgarları da Allah, müjdeleyici olarak göndermiştir. Rüzgar, bulutları sürükler ve döllenmeyi sağlar.

  Zirâati teşvik eden hadislerden bir örnek bile, İslam’ın ziraate bakışını anlatmaya yetecek durumdadır:Rasulüllah: ”Bir müslümanın ektiği ve diktiğinden bir insan, bir hayvan veya bir başka şey, her yediğinde onun adına sadaka yazılır. ”buyuruyor. 

Bir başka rivayette: ”Kuşların, yırtıcı hayvanların yedikleri, insanların çalıp çırptıkları bile, eken ve diken adına sadaka olur. ”buyurululmuştur. (Müslim) .

Bu naslara bakarak bazı âlimler, zirâatin en üstün kazanç yolu olduğunu söylemişlerdir. Buna karşı bir kısım âlimler ise diğer sanatları, bazıları da ticareti üstün tutmuşlardır. Bir kısım âlimler de, üstünlüğün ihtiyaca ve şartlara göre değişeceğini ifade ederek daha uygun bir yorum getirmişlerdir.

 Zirâatin haram şekline gelince: 

İslam’ın haram kıldığı ve yalnızca bu sahada kullanılan şeyleri ekmek ve yetiştirmek haramdır. Kullanılması mekruh olan şeylerin ekilmesi ve yetiştirilmesi ise mekruhtur. Mesela uyuşturucu yapımında kullanılmak üzere, bu maddelerin üretilmesi haramdır. Sigara yapmak için tütün yetiştirmek ise en azından mekruhtur. Ohalde Müslümanların afyon, esrar, tütün gibi haram maddelerin zirâatini yapması caiz değildir.

Ziraat söz konusu edilmişken arâzîden istifade yollarını da görelim:

         Toprak sahiplerinin, bizzat zirâatle meşgul olmaları caiz ve faziletli bir iştir. Sahibinin imkanları, toprağını işlemeye bizzat yetmiyorsa, geriye dört yol kalmaktadır:

        a) Boş bırakmak: Toprak bir servet ve rızık kaynağı olduğına göre, onu boş bırakmak israftır ve malı boşa harcamaktır. Peygamberimiz, malın israf edilmesini yasaklamıştır.

        b) Muhtaç olan birine karşılıksız olarak( ireti )  vermek: Bu yol Peygamber Efendimiz tarafından teşvik edilmiştir. Peygamberimiz: ”Kimin toprağı varsa, onu eksin veya kardeşine karşılıksız versin. ”buyuruyor.

   c) Ortağa verme: Tarla sahibi ile emekci arasındaki ziraat ortaklığının caiz olup olmadığı konusunda ihtilaf vardır. Hanefilerden Ebu Yusuf ve Muhammed ile diğer müctehitlerin çoğunluğu Peygamber Efendimizin hayber toprağındaki uygulamasını göz önüne alarak, bunu caiz görmüşlerdir. el-İhtiyar sahibinin öz ifadesiyle: tarla ve tohum birinden, emek ve âlet diğerinden, veya toprak birinden geri kalan diğerinden olursa sahihdir. Böyle bir ortaklıkta, taraflardan birinin: ”Şu kadar ölçeği veya tarlanın şu kısmından çıkanı benim, geri kalanı senin”demesi caiz değildir. Rasulüllah Medineye geldiğinde, böyle bir uygulama yapıldığını görmüş ve karşı tarafın zarara uğrayabileceğini söyleyerek bunu yasaklamıştır.

Hisselerin onda, yüzde gibi bir nisbetle tayin edilmesi gerekir. Mesela onda beşine veya yüzde altmışına diye anlaşma yapılmalıdır. Nisbet yerine, ortaklardan birine belirli bir miktar ayrılırsa, tarla fazla mahsül vermediği zaman, diğer ortak zarara uğrmış olur.

        d) Kiraya verme: Tarlayı para, tahıl gibi bir bedel karşılığında kiraya vermek de müctehitler arasında tartışılmış, yasaklayan bir hadise dayanan bazı müctehitler, bunu caiz görmemişlerdir.

        Hanefilerin de dahil olduğu bir gurup müctehit ise, sıhhat şartları gözetildiği takdirde, tarlanın da kiraya verilebileceğini ifade etmişlerdir. Mesela çıkacak olan mahsülün belli bir nisbetine-örneğin yüzde yirmisine kiraya verilir, tarla bir şey çıkarmadığı takdirde, kira alınmazsa, ihtilaftan çıkılmış olur ve bir çeşit ziraat ortaklığıyapılmış olur. Ortaklıkta ve tarlayı kiraya vermede esas olan:

1-Ortaklık iş, karşılıklı menfeat doğurduğu, topluma da faydalı olduğu takdirde meşru ve caizdir.

2-Ortaklık, kuvvetlinin zayıfı ezmesine, taraflardan birinin zarara uğramasına, ihtilafa düşmesine sebep olacak şekilde yapılmış ise, caiz değildir. 

        2-ZANAATLAR

İslam zirâati teşvik etmekle beraber, yalnızca onunla meşgul olup, diğer meslek ve sektörleri ve sanayi dallarını ihmal etmenin tehlikesine dikkat çekmiş ve Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: ”Faizi yemek için hileli yollara saptığınız, öküzlerin kuyruğuna yapışıp zirâatle geçindiğiniz ve cihadı terk ettiğiniz zaman, Allah üzerinize zilleti(aşağılanma, horlanma)  musallat kılar ve dîninize dönmedikce, onu üzerinizden uzaklaştırmaz. ”(Ebu Davut) 

Öte yandan Kur’an’da demir ve çeliğin önemine dikkat çekilerek, bir sûreye bu isim (el-hadid) verilmiş ve şöyle buyurulmuştur: ”Ve demiri indirdik(yarattık) , onda çetin bir sertlik (güç ve dayanıklılık)  ve insanlar için faydalar vardır”. (el-Hadid: 25) .

Peygamber Efendimiz el emeğini ve zanaatları teşvik sadedinde şöyle buyurmuştur: ”Hiçbir kimse el emeğinden daha hayırlı (yiyecek)  yememiştir. Allah’ın rasulü Davut (a. s. ) da el emeğini yerdi. ”(Buhârî) .

        İslam âlimleri, âyet ve hadisleri bir arada değerlendirerek şu neticeye varmıştır: Müslümanların ihtiyaç

duyduğu her meslek, zanaat ve sanayî farz-ı kifayedir. Toplum içerisinde ihtiyaç duyulan mesleklerden yete-

rince yetişmiş eleman bulunmazsa, bütün müslümanlar sorumlu olur. Mesela toplumun doktora, öğretmene,

mühendise ne kadar ihtiyacı varsa sanâyî esnafına da o kadar ihtiyacı vardır.

İslam’da caiz olmayan bazı iş ve meslekler:

a) Dans, bale, mankenlik, fuhuş vb.  yollarla kazanç sağlamak: İslam, toplumun inanç, ahlak, ırz ve namus anlayışına aykırı bir şekilde kazanç sağlamayı haram kılmıştır. Dînimiz, bütün çeşitleriyle zinayı yasaklamıştır. Bir kadın ve erkeğin avret yerlerini açarak modellik etmesi, zina yaptıran açık ve gizli yerlerde çalışması, kendini teşhir ederek kazanç sağlaması caiz değildir ve haramdır.

İslam’da kadın erkek ilişkileri sınırlanmış, helal ve haram tasnifine tabî tutulmuştur. Bunları çiğnemeyi gerektiren veya şehevî duyguları tahrik eden iş, meslek ve sanatlar haram çerçevesi içinde yer alır. Dans, bale, bazı temsil ve oyunlar, bazı gösteriler, modellik, mankenlik burada örnek olarak verilebilir. Bunların sanat çerçevesine girmesi, helal olmalarını gerektirmez. Çünkü İslam’da sanat, sanat için değil, İslâmî hedeflere ulaşmak içindir.

b) Ressamlık, fotoğrafcılık ve heykeltıraşlık: İslam’ın yasakladığı açık seçik resimleri yapmak veya açık seçik kimselerin fotoğraflarını çekmek yada heykel yapmak haramdır. İslam bir şeyin kullanımını haram kılmışsa, onun meslek edinilmesini de haram kılar. Ancak kullanılması helal olan resimleri yapmak ve meslek edinmek caizdir. Mesela  tabiat manzaralarının resmini yapmak caiz olduğu gibi, haram olmayan fotoğraflar da çekilebilir, bunun bir sakıncası yoktur. 

c) İçki ve uyuşturucu maddelerin yapımı ve ticareti: müslüman gayr-ı müslim ile de olsa içki ve uyuşturucu maddelerin alış verişini, üretimini yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz: ”İçki yapanı, yaptıranı, içeni, taşıyanı, kendisine taşınanı, dağıtanı, satanı, parasını yiyeni, satın alanı ve kendisi için satın alınanı lânetlemiştir. (Tirmîzî) .

  Eroin, esrar, morfin gibi uyuşturucu maddeleri de îmal etmek, bunların ticaretini yapmak haramdır. Müslümanın harama vesile olması da haramdır. Mesela kumar oynatmak için , kumarhane yaptırmak, içki üretmek için içki fabrikası yaptırmak caiz değildir.

        3-TİCARET

Kazanç yollarından biri de ticârettir. İslam ticareti teşvik etmiştir. Peygamber Efendimiz: ”Güvenilir dürüst tüccar, kıyamet gününde şehitlerle beraberdir. ”buyurmuştur. (İbni Mace) . Bu hadiste Peygamber Efendimiz hem iktisâdî cihada, hemde zenginlerin nefis mücadelesine dikkat çekmiştir. Hz. Ebu Bekir, Abdurrahman b. Avf gibi cennetle müjdelenen sahabeler, ticaretle meşgul olmuş ve bu konuda, ümmete rehber olmuşlardır.

Müslüman sadece camiye giden, namaz kılan kişi değil, aynı zamanda dünyayı îmar eden, ticaret yapan, sosyal refahı sağlamaya çalışan kişidir. Müslümanın diğerlerinden farkı; onun dünya ilemeşguliyeti, ibadetlerin den alıkoymaz. Rasulüllah’ın dürüst tüccarı, mücahit ve şehitler derecesine çıkarmasına hayret etmeyelim. Zira hayat tecrübeleri bize göstermiştir ki, cihad yalnız savaş meydanlarında değil, iktisâdî alanda da olmaktadır. 

İslam’da ticaret teşvik edilmekle beraber, başı boş bırakılmamıştır. Ahlâkî ve ictimâî sahalarda zararlı olmaması için tetbirler alınmış, sınırlan konmuştur:

        a) İçki, uyuşturucu madde, domuz, put, müstehcen resim vs.  gibi İslâmın kullanılmasını yasakladığı şeylerin ticareti de haramdır.

        b) Mübah olan şeylerin ticaretinin helal olabilmesi için de: Yalan, aldatma, faiz, hile, ihtikar(karaborsa) , fahiş kazanç gibi davranışlardan sakınmak şarttır. Bir hadiste şöyle buyuruluyor: ”Tüccarlar, kıyamet günü facirler (günahkar)  olarak diriltilirler, ancak Allah’tan korkan, iyilik ve doğruluktan ayrılmayanlar müstesna. ”(Tirmîzî) .

Tüccarlar, özellikle yalandan sakınmalıdır. Çünkü yalan, ticaretin âfetidir. Yalan yolsuzluğa, yolsuzluk da cehenneme götürür. Yine tüccarlar yeminden, özellikle de yalan yere yeminden sakınmalıdır. 

Peygamber Efendimiz: ”Üç kimse vardır ki, kıyamet gününde Allah onların yüzlerine bakmadığı gibi, onlardan bir şey de kabul etmez ve onlar için acı bir azap vardır. Bunlardan birisi, malını yalan yeminle satandır. ”buyurmuştur. 

Ticarette ölçü ve tartıda hile yapmak, karaborsacılık, faiz ve tefecilik haramdır. Bir hadiste: ” Bilerek bir dirhem faiz yemek, zina etmekten daha kötüdür"  buyurulmuştur.

        4-MEMURİYET VE İŞÇİLİK

Bir müslüman gerek devlet dâirelerinde, gerekse şirket ve şahıs müesseselerinde, memur ve işci olarak çalışabilir. Ancak kişi yapabileceği ve ehli olduğu bir işe talip olmalıdır. 

Peygamber Efendimiz Abdurrahman b. Semüre’ye: ”İdareciliğe talip olma. Çünkü talip olmadan bu iş sana verilirse, Allah’tan yardım görürsün. Sen istediğin için verilirse, onunla(işinle)  baş başa kalırsın. ”buyurmuştur. (Buharî) . Ancak bir kimse makama ehil olduğunu, başka bir ehlinin de bulunmadığını bilir, talip olmadığı takdirde, toplumun zarar göreceğini anlarsa, bizzat vazifeye talip olabilir. Tıpkı Hz. Yusuf’un: ”Beni ülkenin hazinelerine memur et, çünkü ben korumasını ve yönetmesini bilirim. ”dediği gibi. (Yusuf: 55) .

Memuriyet ve devamlı işcilikte de haram ve mekruh olanları vardır. İslam’a karşı ve İslam’ın yasak ettiği işlerde çalışmak haramdır. Peygamber Efendimiz faizi yasaklarken: ”Faiz yiyeni, yedireni, yazanı, şahitlik edeni lânetlemiştir. Ohalde faizli bankalarda, içki fabrikalarında, kumarhanelerde, plajlarda, işci ve memur olarak çalışmak caiz değildir.

İslam, kazanç elde etmek için iş, ticaret, memuriyet gibi yolları meşru kılmakla beraber kapitalist, pragmatik, maddeci görüşlerden farklı olarak üç ana tedbir ve prensip üzerinde duruyor:

        a) Karşılıklı rıza: Kur’an’da: ”Ey îman edenler, mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yeyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin. ”(Nisa: 29) buyurulmuştur. Âyetteki kendinizi mahvetmeyin ifadesi düşündürücüdür.         Batıl yollarla, başkalarının rızasını gözetmeden elde edilen kazançlar, görünüşte menfeat ise de, aslında zarar ve intihardır. Çünkü bir çok suçların, cinayetlerin, anarşinin ve hatta ihtilallerin temelinde bu davranışın önemli yeri vardır. Âhirette ise bu mal bir felâkettir. Çünkü bu mal onun cehenneme atılmasına ve ebedî hayatı kaybetmesine sebep olacaktır.

        b) İyi niyet ve dürüstlük

        c) Menfeat temin ederken, başkalarına zarar vermemek.

        C-KAZANÇ SAĞLAMANIN HÜKÜMLERİ:

İslamda çalışmanın ve kazanç sağlamanın dört hükmü vardır.

         1-Farz: Kendisine, ailesine ve borçlarını ödemeye yetecek kadar çalışıp kazanmak farzdır.

         2-Müstahap: Fakirlere bakmak, akrabaya ikram etmek için bundan fazlasını kazanmak müstehaptır.

         3-Mübah: Güzel ve müreffeh bir  hayat sürmek için çalışıp kazanmak mübahtır.

         4-Haram veya Mekruh: Helal kazanç ile de olsa övünmek, gösteriş yapmak, azgınlık ve taşkınlık etmek için kazanmak duruma göre haram veya mekruhtur.