Mezheplerin Taklit Edilmesi

 
  Hz. Peygamber devrinden itibaren, mezheplerin ortaya çıkışına kadar geçen devrede içtihat iktidarına sahip olmayan alimler ve mukallitler, dini mesele ve problemlerini müçtehitlerden sorup öğreniyorlardı. Bir şahıs dini bir problemini bir müçtehide sorarken, başka bir meselesini de bir başka müçtehide sorabiliyordu. İkinci asırda fıkhi mezheplerin ortaya çıktıklarını ve içtihat iktidarına sahip olmayan alimlerin ve mukallitlerin, bir mezhebe bağlı olarak yaşadıklarını görüyoruz. 
Ancak müçtehit olmayan bir şahsın, sadece bir müçtehidin görüşlerine yani bir mezhebe bağlı kalarak amel etmesinin vacip olduğuna dair, herhangi bir akli ve nakli delilin mevcut olduğuna rastlamak mümkün değildir. Bununla beraber alimler, içtihat iktidarına sahip olmayan kimselerin, fıkhi mezheplerden herhangi birine; özellikle hükümleri tamamen tedvin edilen; Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerinden birine bağlı olarak amel etmelerinin caiz olduğu kanaatine varmışlardır.
  Şu da bir hakikattir ki, dini konularda hiçbir malumatı olmayan avam için, bir mezhebe mensup olmakla olmamak arasında herhangi bir fark yoktur. Çünkü insan tercihini kullanarak bir mezhebe mensup olur. Tercih ise, asgari bir ilim gerektirir. Avamda ise tercih yapacak ilim yoktur. Bu sebeple usul alimleri "avamın mezhebi yoktur. Onların mezhebi müftisinin fetvasıdır.” demişlerdir. 

  Bir kimsenin tek bir mezhebe bağlı olarak amel etmesi caiz olmakla birlikte, şu hususların da bilinmesi  gerekir :
  1- Mezhep imamları, naslardan kendi anlayışlarına göre hüküm çıkarmışlardır.
2- Bir mezhep İslam Dinini tam olarak temsil edemez. Bu bakımdan kişi, mensubu olduğu mezhebe din nazarıyla bakamaz.
3- Mukallit, herhangi bir meselede, mezhebinin hatalı olduğunu anlarsa, başka bir mezhebin görüşüyle amel edebilir.
  4- Mukallit, mezhep taassubuna kendini kaptırmamalıdır. Bu konuda şunu söylemelidir : "Benim mezhebim haktır hatalı olma ihtimaliyle. Başka mezheplerin hatası vardır hak olma ihtimaliyle".
  5- Mezheplerin farklı anlayış ve farklı fikir sahibi olmaları tabiidir. Bu husus yadırganmamalıdır. Çünkü akıl sahibi olan insanların farklı düşüncelere sahip olmaları normaldir. Unutulmamalıdır ki farklı içtihatlar, İslam Hukukunun gelişmesine vesile olur. Bu sebeple mezhep imamları ve müçtehitler hürmetle anılmalıdır.
  6- İhtiyaç bulunduğunda kişi, mensubu bulunmadığı hak bir mezhebin görüşü ile amel edebilir. Bir mezhebe bağlı kalmanın zaruriliği konusunda hiç bir akli ve nakli delil yoktur.
  7- İslam Şeriatı, her mezhep hakkında şeri bir delildir. Fakat hiçbir mezhep, İslam Şeriatı hakkında şeri bir delil değildir.
  8- Bir mezhebe bağlanmanın dini dayanağı, mezhep imamlarının İslamı öğretme ve bilme konusunda yetkili kabul edilmesidir. Yani hakikatte her Müslüman, Kur’an ve Sünnete tabi olmaktadır. "Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun” ayeti, sahabenin ve selef-i salihinin metodu, ilim ehli olan mezhep imamlarına tabi olmayı caiz kılmaktadır.


Yazarın Diğer Yazıları